DÜN ’ YA BİR NEFESLİK İMTİHAN

Tarih
20 Aralık 2025
Okuma süresi
~2 dk

YAZAN VE SESLENDİREN: Filiz ARDANUÇ KÜÇÜKKAYA

Kalıcı sandıklarımızın birer birer elendiği, geriye yalnızca nasıl yaşadığımızın kaldığı yer.

Adını anarken bile insanın içinde bir ağırlık bırakıyor. Çünkü dünya, yalnızca bastığımız toprak, baktığımız gökyüzü, soluduğumuz hava değildir, insanın kendisiyle yüzleştiği en büyük aynadır. Kimi zaman umutla parlar, kimi zaman yalanla karanlığa gömer. Ama ne olursa olsun, insana “ben buradayım” deme cesareti verir.

Bu dünya, bir sabah pencereden sızan güneş kadar masumdur bazen. Bir çocuğun kahkahasında, bir annenin duasında, bir yaşlının titreyen ellerinde saklıdır. Aynı dünya, bir akşamüstü ansızın çöken sessizliktir, kalabalıkların ortasında duyulan yalnızlıktır. İnsan, dünyayı sevdikçe incinir, dünyayı anladıkça susar. Çünkü dünya, konuşmaktan çok hissettiren bir yerdir.

Bize vaat edilen cennet de odur, kurulan tuzak da. Aynı sokakta hem umut yürür hem hayal kırıklığı. Aynı gökyüzü, birine dua olurken diğerine ağıt olur. Dünya kimseye aynı yüzünü göstermez, çünkü herkes ona kendi kalbiyle bakar. Kimi dünya dediğinde ekmeğini düşünür, kimi kaybettiklerini. Kimi doymayı, kimi dayanmayı öğrenir.

İnsan, dünyaya bir boşlukla gelir. O boşluğu kimi sevgiyle doldurur, kimi hırsla. Kimi inançla, kimi suskunlukla. Bazıları o boşluğa bakmaktan korkar, bazılarıysa tam orada kendini bulur. Dünya, o boşluğu doldurmaz aslında, sadece neyle dolduracağını fısıldar. Dinleyen kazanır, kulak tıkayan gürültüde kaybolur.

Ne kadar parlak görünse de ustaca kurulmuş bir sahnedir. Alkışlar geçicidir, roller ödünç. Bugün başköşede olan, yarın perde arkasında unutulur. Dünya, gerçeği saklamayı iyi bilir, insana çoğu zaman yalanı makyajlayıp sunar. Güç diye parlatılan şey, bir nefesliktir. Şan, bir rüzgâr kadar kalıcıdır. İnsan, ancak kaybettikçe anlar neyin gerçekten kendisine ait olduğunu.

Ve ölüm…

Dünyanın en sessiz ama en kesin cümlesi. Ölüm korkulacak bir son değil, yaşadıklarımızın altını çizen bir hatırlatmadır. Her nefes, biraz daha eksilirken, her an, biraz daha kıymetlenir. Ölüm olmasaydı, hayat bu kadar yakıcı, bu kadar gerçek olmazdı. İnsan, geçici olduğunu bildiği için sever, sarılır, ağlar, affeder. Ölüm, hayatı kesmez, hayatı derinleştirir.

Bu dünya, bir misafirhanedir. Kimimiz aceleyle geçer, kimimiz iz bırakmaya çalışır. Ama herkes bilir ki kalıcı değiliz. Asıl mesele, burada ne biriktirdiğimiz değil, ardımızda ne bıraktığımızdır. Bir gönül mü kırdık, yoksa bir yarayı mı sardık? Bir sessizliği mi çoğalttık, yoksa bir umudu mu?

Dünya, insana çok şey öğretir ama en çok şunu fısıldar. Her şey geçer, acı da geçer, sevinç de. Kalan, insanın nasıl yaşadığıdır. O yüzden ne tamamen bir yalan ne de bütünüyle bir cennettir, insanın kendini sınadığı yerdir. Ve belki de en büyük hakikat şudur.

Dünya, kalbi olanlar için ağır, kalbini kaybedenler için kolay bir yerdir.

Dün vardı.

Bugün oyalar.

Yarın belirsiz.

Dün’ ya;

Gülüşü emanet, acıyı kalıcı sanandır.

Sahip olduğunu zannettiklerini sessizce geri alır.

Ne cennet kadar masum ne yalan kadar basit.

Bir nefesliktir her şey.

Geçici olan her şey çok iddialıdır burada.

Kalıcı olan tek hakikat.

İnsanın nasıl yaşadığıdır.

Dün’ ya…

Tutunmak için değil,

Anlayıp geçmek için.

20 Aralık 2025