YAZAN: Avukat Turhan İÇLİ
Bu yazımda kadının siyasal yaşama katılma hakkını, gerçek içeriği ve çeşitli boyutlarıyla ele almak istiyorum. Ama konunun tam olarak anlaşılabilmesi için öncelikle eşit yurttaşlık hakkına değinmem ve bu bağlamda tarih boyunca toplumda kadının var olma biçimini irdelemem gerekiyor.
Toplumu oluşturan birey, bir devletin resmi üyesi haline geldiğinde yurttaş adını alır. Eşit yurttaşlık ise, tüm yurttaşların yasalar önünde eşit haklara ve sorumluluklara sahip olmaları demektir. Peki, yurttaşların, haklar ve sorumluluklar bakımından yasalar tarafından eşit sayılması, onların gerçekten eşit olmaları için yeterli midir? Elbette hayır. Söz gelişi, Anayasa’da bütün yurttaşlar için seyahat hakkının tanınmış olması, onların bu hakkı kullanabilecekleri anlamına gelmiyor. Zira, seyahat hakkını kullanabilmeniz için seyahat edebilecek maddi olanaklara da sahip olmanız gerekiyor. Demek oluyor ki, bir hakkın kullanılması için sadece yasalarda yer alması yetmez; aynı zamanda bu hakkı kullanmak için gerekli fırsatların ve olanakların da sağlanması gerekir.
Öte yandan, yerleşik değer yargıları ve kültürel kodlar da bir hakkın kullanımını olanaksız hale getirebilir. Örgütsel yaşamımızdan örnek verelim. Kadın-erkek karma örgütlerde kadının haklarını kısıtlayan kurallar yoktur. Ama bu örgütlerde kadınlarla erkekler gerçek anlamda eşit değildir. Üyeler arasında kadın oranı son derece düşüktür. Kadın yöneticilere, kadın genel merkez veya şube başkanlarına çok az sayıda rastlanır. Zira, Bunun geleneksel, sosyolojik, psikolojik ve bunun gibi pek çok nedeni vardır. Her şeyden önce toplumun bilincine ve bilinç altına kazınmış toplumsal cinsiyet rolleri, kadının eşitlik mücadelesinin önündeki en büyük engeldir. Erkek egemen düzen, ideolojik, psikolojik, kültürel araçlarla bu rolleri her gün yeniden üretir ve pekiştirir. Öyle ki, kadın cinsimiz içerisinde de bu rollerin kadın-erkek doğasının zorunlu bir sonucu olduğu kanaati yerleşir ve güçlenir. Kadın çocuk bakımına ve ev işlerine mahkûm hale gelirken para kazanma ve siyaset erkeğin tekelinde kalır. Anayasada kadın- erkek eşitliğinin yer alması, elbette çok önemlidir, ama bu durumu değiştirmeye yetmez. Bu durumun değişmesi için köklü bir zihniyet dönüşümüne gereksinme vardır. Bu da ancak kadın ve erkeklerin birlikte mücadele etmesini gerektirir. Bu mücadelenin motor gücü kuşkusuz ki kadındır. Tarih boyunca da hep öyle olagelmiştir. Aydınlanmış erkekler onlara destek vermiştir. Buna rağmen kadının eşitlik mücadelesi ve siyasete katılma hakkı son derece yavaş ve kademeli olarak ilerleyebilmiştir.
Siyasetin temeli seçme ve seçilme hakkına dayanır. Bunun ön koşulu da özgür yurttaş olmaktır. Antik Yunan’da ve Roma’da zaman zaman demokrasi deneyimleri yaşanmışsa da seçme ve seçilme hakkı sadece özgür erkekler tarafından kullanılabilmiştir. Kadın özgür yurttaş sayılmadığı için bu hakkı kullanamamıştır.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkını veren ilk ülke, Britanya Topluluğunun bir parçası olan Yeni Zelanda’dır. Bu hak, kadın hakları mücadelesi ve kararlı feminist hareketler sayesinde elde edildi. Özellikle Kate Sheppardgibi öncü aktivistlerin yoğun çalışmaları, imza kampanyaları ve toplumsal farkındalık yaratma çabaları bu sürecin en büyük itici gücüydü. Büyük Britanya Topluluğunun egemen gücü olan İngiltere’de de kadın hakları mücadelesi oldukça güçlüydü. Yeni Zelanda’daki gelişmeler, aslında onlara da ilham verdi. Özellikle Süfrajetler dediğimiz hareket, 19. Yüzyılın sonlarında ve 20. Yüzyılın başlarında İngiltere’de oldukça aktifti. Ancak İngiltere’de kadınların seçilme hakkını elde etmeleri 1918’de gerçekleşebildi. 1928’de de seçme hakkı tanındı. Yani İngiltere’de de ciddi bir kadın hakları mücadelesi vardı. Ama sonuçlar Yeni Zelanda’ya kıyasla biraz daha geç alındı. Yeni Zelanda’dan sonra pek çok Avrupa ülkesi de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımaya başladı. Örneğin, Finlandiya 1906’da,Norveç 1913’te, Almanya ve Avusturya 1918’de bu hakkı tanıdı. Yani adım adım Avrupa ülkeleri de kadınların seçme ve seçilme hakkını tanıyarak bu süreci izledi. İspanya 1931’de bu hakkı kadınlara tanıdıysa da faşistFranko zamanında kaldırıldı. Faşizmin sona ermesinden sonra yine 1970’lerden itibaren İspanyol kadınlar seçme ve seçilme haklarını kullanmaya başladılar. Fransa 1944’te, İtalya 1945’te İsviçre 1971’de bu hakkı tanıdı.
Türkiye’de kadınlara 1930’da belediye seçimlerinde seçilme hakkı verildi. O yıl yapılan belediye seçimlerinde kadınlar ilk kez Belediye Meclislerine girdi. İlk kadın Belediye Meclis üyelerinden biri de Sadiye Hanım olarak biliniyor. Sadiye hanım Artvin’in Yusufeli ilçesinde Belediye Meclis üyesi seçilen ilk kadınlardan biri olarak tarihe geçti. Türkiye’de ilk kadın belediye başkanı olarak tarihe geçen isim Müfide İlhan’dır. Müfide İlhan 1950 yılında Mersin’de belediye başkanı olarak seçildi ve böylece Türkiye’nin ilk kadın belediye başkanı unvanını kazandı.
Kadınlara milletvekili seçilme hakkı 1934 yılında verildi. 1935 seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 17 kadın milletvekili seçildi. Aralarında Satı Kadın namıyla da bilinen Satı Çırpan, BenalArıman ve Meliha Ulaş gibi isimler bulunuyordu. Yani 1935’teki bu seçimler, Türkiye’de kadınların parlamentoda ilk kez güçlü bir şekilde temsil edilmesinisağladı. O dönemde TBMM 399 milletvekilinden oluşuyordu. 17 kadın milletvekili parlamentonun yaklaşık olarak % 4.5’ini oluşturuyordu. Şu anda TBMM’de 600 milletvekili var. Bunlardan 121’i kadın yani kadınların oranı yaklaşık %20 dolayında.
Türkiye’deki ilk kadın siyasi parti başkanı olarak tarihe geçen isim BehiceBoran’dır.BehiceBoran 1970’li yıllarda Türkiye İşçi Partisinin genel başkanı olarak görev yapmış ve böylece bir siyasi partinin başına geçen ilk kadın lider olmuştur.
Türkiye’nin ilk kadın partisi 1972 yılında kurulan Türkiye Kadınlar Partisi’dir. Ama ne yazık ki, uzun soluklu bir parti olamadı. Yaklaşık 3-4 yıl faaliyet gösterdikten sonra ulusal çapta bir seçime katılamadan dağıldı.
BehiceBoran’dan sonra siyasal bir partinin genel başkanı olan kadın Tansu Çiller’dir. Doğru Yol Partisinin genel başkanlığına seçilen Tansu Çiller, Refah-Yol hükümetinin başbakanı oldu. Diğer bir kadın genel başkan ise, İyi Parti’yi kuran Meral Akşener’dir. Şu anda faaliyette olan, ama adı pek bilinmeyen Toplumsal Özgürlük Partisinin genel başkanı daŞilanSürmeli adında bir kadındır.
Son olarak bugünkü kadın belediye başkanlarına bir göz atalım. Türkiye’de 2024 yılı itibarıyla toplam 1401 belediye başkanı var. Bu rakamın içinde büyük şehirlerden belde belediyelerine kadar tüm yerel yönetimler dahil 18’i kadındır. Yani toplam belediye başkanlarının % 5.5’i kadındır.
Sonuç olarak, ülkemizde kadın ve erkeklerin siyasal yaşama katılım hakkı bakımından hala büyük eşitsizlikler vardır. Aslında siyasal yaşama katılma hakkının önkoşulu kadının gerçek anlamda eşit ve özgür olmasıdır ve yasaların ötesinde toplumda gerçek bir zihniyet dönüşümünün gerçekleşmesidir. Bu da çoğulcu ve katılımcı demokrasinin güçlenip yerleşmesine bağlıdır.





