
YAZAN: Damla CANBAY
Feminist derken neyi kastetti bu fidanlı kadınlar?
Fidanlı diyorum; çünkü her kadının içinde, toprağa düşmeyi bekleyen muhteşem bir tohum vardır. Kadın içinde koca bir tarla taşır. Dikeniyle, gülüyle; samanıyla, otuyla… Bazen kuraklığa rağmen yeşeren, bazen yağmurla coşan, bazen de kendi kendine yeniden filizlenen bir tarla…
Peki bu kadınlar neyin, neden ısrarcısı oldular?
Emeğinin karşılığını alabilmenin mi?
Görülmenin, duyulmanın, ciddiye alınmanın mı?
Yoksa yalnızca “kadın olduğu için” kendisine biçilen sınırların biraz olsun dışına çıkabilmenin mi?
Belki hepsi…
Peki, ne demekti ‘Kadın emeği?’
Sadece alın teri miydi?
Evde bitmek bilmeyen işlerin arasında görünmeyen emek miydi? Tarlada güneşin altında çalışan eller miydi? Bir çocuğun başını okşarken harcanan sabır mıydı? Kendi işini kurmak için gecesini gündüzüne katan girişimci kadının cesareti miydi? Fabrikada, ofiste, okulda, hastanede, dükkânda, tarlada çalışan kadının emeği miydi?
Evet.
Hepsiydi.
Başka toplumları bilmem ama bizim topraklarda kadın emeği ‘Altından daha altın, elmastan daha elmas’tır çünkü bu toprakların kadınlarının kolları vardır. O kollar her şeyi tutar. Düşeni, yıkılanı ayağa kaldırır, evi döndürür, tarlayı sürer, çocuğu büyütür, sofrayı kurar, işyerini ayakta tutar. Kimi zaman kendi hayatını bile sırtında taşır. Ama bütün bunları yaparken çoğu zaman emeğinin adı bile konmaz.
Kadın egemenliği istemiyoruz.
Eşit egemenlik istiyoruz.
Gerçi… Şöyle bir düşününce, kadın egemenliği de pek fena olmazdı! Ama biz yine de makul olalım. Hiç değilse şu meşhur cam tavandan bir çıtırtı gelse… Kadın erkek kadar ciddiye alınsa, insan kadar, hayvan ve bitki kadar doğal bir varlık olarak görülebilse. Çiftçisinden CEO’suna, evinde karşılıksız emek veren kadından başkasının işinde çalışanına; kendi işini kurmaya çalışan girişimci kadından fabrikadaki işçisine kadar… Her kadın emeğinin karşılığını alabilse. Sözü duyulsa. Karar masalarında yeri olsa. Kendi hayatı hakkında söz söyleme hakkı tartışma konusu bile yapılmasa. Çünkü feminizm, kadınların, erkeklerin yerine geçmesi değil. Kadının insan olarak görülmesi, emeğinin değerinin bilinmesi. Hayatın her alanında eşit yurttaş, eşit emekçi, eşit birey olarak kabul edilmesi.
Belki de mesele tam olarak burada. Kadının içindeki o muhteşem tohumun filizlenmesine izin vermekte… Üzerine basmadan. Budamadan. “Sen kadınsın, yapamazsın” demeden. Ve belki bir gün, kadınların yıllardır gökyüzüne bakarak dilediği o şey gerçekleşir.
Cam tavandan bir çıtırtı gelir.
Sonra bir çatlak…
Sonra biraz daha ışık…
Olur mu?
Olur ya…
Kayar dilek.
Tutar yıldız.
Ve bir kadın daha, kendi tarlasına kendi tohumunu eker.
İşte o zaman yalnız kadın değil, toplum da büyür.

