GAZZE’DE BİR GECE

Tarih
01 Ocak 2025
Okuma süresi
~3 dk

YAZAN: Roa ABUHELAL

Savaş çoğu zaman sayılara indirgenir: kayıp sayıları, yıkılan binalar, yok olan evler. Haber başlıkları istatistiklerden bahseder. Oysa her sayının ardında acıyla, cesaretle ve sessiz bir hayatta kalma kahramanlığıyla atan insani bir hikâye vardır. Gazze’deki savaş sırasında yaşadıklarım, yıkımın ve korkunun ortasında bile insanların duygusal dayanıklılık, sarsılmaz dayanışma ve olağanüstü bir direnç kapasitesiyle insanlıklarına tutunduklarını gösterdi.

Duygusal Dayanıklılık:

İçimizdeki Savaş, duygusal dayanıklılığımızı sürekli sınadı. Bir gece, uzaktan gökyüzünde öfkeli bir fırtınayı andıran hava saldırılarının sesi yankılanırken, ailemle birlikte oturma odasında birbirimize sokulmuştuk. Elektrik yine kesilmişti, artık yeni normalimiz ve tek ışık, duvarlara titrek gölgeler düşüren pilli bir lambadan geliyordu. Her patlama pencereleri titretiyor ve kalbimize bir sarsıntı gönderiyordu. Küçük kardeşlerim yüzlerini yastıklara gömüyor, küçücük bedenleri korkuyla titriyordu. Annem sessizce oturuyor, dudakları fısıltıyla dua ediyor, gözleri ise adeta dayanması için tavana yalvarıyordu.

Çocukları oyalamak için onlara masallar anlatmaya çalıştığımı hatırlıyorum zor bela hatırladığım peri masallarını ellerim titrerken bile gülümsemeye çabalayarak. Küçük kardeşimi kendime sıkıca sarıyor, kalp atışının benimkiyle nasıl hızla çarptığını hissediyordum. O anda, savaşta hayatta kalmanın sadece bombalardan kaçmak olmadığını anladım bitmek bilmeyen korkuya, belirsizliğe ve her geçen saatin duygusal yüküne direnmekti.

Dayanışma: Birlikteliğin Gücü:

Kaosun ortasında, toplumsal dayanışma can simidimiz oldu. Aynı gece, pencereden dışarı baktığımda bir zamanlar kahkahaların ve hayatın aktığı binaların iskelet hâlinde kaldığını görüyordum. Bir zamanlar satıcıların ve oynayan çocukların sesleriyle dolu olan sokaklar ürpertici bir sessizliğe bürünmüştü. Yine de tüm bu yıkıma rağmen dayanışma ruhu sönmedi.

Kapımızın çalındığı an hâlâ gözümün önünde. Komşumuz Ebu Halid, yarım bir torba pirinçle kapıda duruyordu. “Kalan tek şey bu,” dedi, sesi mahcup bir ağırlık taşıyordu. Babam onu kardeşi gibi kucakladı, sanki bir ziyafet getirmiş gibi teşekkür etti. O hafta teyzem biraz mercimek çorbası yapıp ezik bir tencerede bize getirdi. “Olanı paylaşırız, bu bize yeter,” diyerek gülümsedi. Aileler ekmek, mum ve hatta şaka bile paylaşıyordu. Mizah, yaralarımıza merhem oluyordu. En karanlık zamanlarda dayanışma, yokluğu rızka, korkuyu kardeşliğe dönüştürdü.

Direnç: Sessiz Bir Başkaldırı:

Sonra direnç geldi insanlığın ayakta kaldığının en açık işareti. Enkazın arasında çocuklar hâlâ oynayacak bir yol buluyordu. Kırık mobilyaları oyuncaklara dönüştürüyor, parçalanmış fayansları oyun taşı olarak kullanıyor, tozun üzerine seksek çiziyorlardı. Kahkahaları, yıkımın fonunda meydan okuyan bir melodi gibi yükseliyordu.

Aileler okulları, camileri ve hatta terk edilmiş dükkânları barınağa dönüştürdü. Amcama bir sınıfı odalara ayırmak için perde asmasına yardım ettiğimi hatırlıyorum. İyimserliği hiç tükenmeyen teyzem, çatlak fincanlarda çay demleyip gülümseyerek dağıtıyordu. “Bunu da atlatacağız,” dedi sakin bir sesle. O çay ikramı basit bir davranış direnişin ritüeline dönüştü, normalleşmenin küçük bir geri kazanımıydı.

Hasarlı bir minareden yükselen ezan sesi bile hayatın sürdüğünü hatırlatıyordu. Düğünler erteleniyordu ama iptal edilmiyordu. Doğum günleri bir parça ekmeğin üzerindeki tek mumla kutlanıyordu. Bu küçük hareketler bir mum yakmak, bir hikâye anlatmak, teneke kutuya bir çiçek dikmek sadece jest değildi. Birer haykırıştı: Buradayız. Hâlâ umut ediyoruz.

Sonuç: Kırılmayan Ruh

Gazze’de yaşadıklarım bana savaşın sadece yıkımdan ibaret olmadığını öğretti aynı zamanda insan direncinin hikâyesiydi. Duygusal dayanıklılık, dayanışma ve kararlılıkla insanlar korkunun ve yıkımın üzerine yükseldi. O gece ve ona benzeyen sayısız gece bize şunu gösterdi: Savaş sokakları susturabilir ama onurlu yaşam iradesini susturamaz. Ne toplumsal bağları ne de bir annenin sessiz duasının gücünü silebilir.

İşte Gazze’nin gerçek hikâyesi budur: Sadece bir çatışma alanı değil, bir cesaret yurdudur. İnsanlığın sönmeyi reddettiği, direncin bir seçenek değil zorunluluk olduğu ve en karanlık gecede bile umudun ışığının titreyerek de olsa yanmaya devam ettiği bir yer.

Ve hala soruyoruz: Bütün bunlar ne uğruna!

GAZZE’DE BİR GECE