YAZAN: Gülümsün CAMBAZOĞLU
Nergis; sabrını ve kokusunu, donmuş soğuk toprağı, denizden gelen sert, tuzlu rüzgâr ile yoğurup umuda dönüştürmesinden alır.
Çiçekleri; koca bir kışı, kalbinde yumuşatmasının hediyesidir hayata…Sessizce beklediği soğuk topraktan baş verdiğinde; ne ayaz dokunur ne de boyun eğer kışın çaresizliğine. Durmadan açar da açar, mis gibi kokar da kokar.
Söylence der ki; su perisi Ekho’nun aşkına yanıt vermeyen ırmak tanrıçasının oğlu Narcissus, bu kibrini fena öder. Bir su birikintisinde gördüğü kendi yansımasına âşık olur. O kadar ki; bu aşk yüzünden yemeden içmeden kesilir ve ölür. İşte tam da orada açan bu büyülü, baş döndüren güzellik “nergistir”. Ama bu özellik yalnızca Karaburun nergisine özgüdür. Haklısınız! Merak ettiniz… Karaburun; neredir, nicedir…
Mimas (Karaburun), Ege bölgesinde, İzmir körfezi girişinde, İzmir’e 100 km uzaklıkta bir cennet köşesidir. Hadi gelin! Bu cenneti çoban PAN ile gezelim.
Adını çoban tanrısından alan PAN bu dağların prensi gibi görür kendini. Nasıl olmasın ki… Türkiye’nin ilk çoban haritasında yer almış neşeli, meraklı çobanlarından biridir çünkü…
Burada yaşayan tüm çobanlar için koyunları, keçileri, karasığırları pek kıymetlidir. Ama PAN için kıl keçileri ailesidir. Sürüsünü gezdirdiği Akdağlar’da onlara hikayeler anlatarak hepsiyle bütünleşir. Keçiler de tatlı tatlı dinlerler onu…
-Canım ailem, ah bu dağlar, Karaburun koyunun arkasından uzanan bu dağlar ki bizim evimizdir. Şu tatlı, utangaç meltem rüzgarları ile sizi ısrarla yüksek tepelerine çağırır.
- Hey! Siz oradakiler… Küpeli ve Paris…Kavga yok… Çekin o boynuzları birbirinizden. Çiçek tanrıçası FLORA sizi böyle görmesin. Mordoğan’ın mor tonlarda açan 70 çiçeğini ve o güzelim sümbülleri çeker ayaklarınızın altından.
Mordoğan’ın güneş doğarkenki mor tonları adeta sizinle gökyüzüne süzülür. İşte o an hayatınıza müthiş bir sevinç ve huzur gelir. Soğuk bir kış günü bile sevdiceğinizin göğsünde sıcacık olur kalbiniz… diye anlatırken birden kıl keçilerinin sabırsız çan sesleri “hadi gidelim artık” mesajını vermiştir.
-Tamam Afrodit gideceğiz kızım ama yol uzun. Şu çıkındakileri afiyetle yiyeyim önce… Eğlenhoca’da yetişen HURMA zeytini, Kösedere’nin KARAÜZÜMÜ, İnecik’ten 2 BARDACIK inciri, Amberseki’den alınmış 1 bardak ev şarabı eşliğinde yenen KOPANİSTİ peyniri… Şimdi yola çıkma zamanı…
Akdağlar eski zamanlarda da kıymetliymiş. Buralar; siyah granitten kocaman bir tapınak ile ödüllendirilmiş. Yağmur ve bereket dualarının evi olmuş. Ölüme mahkûm tutuklular son günlerini yaşamak için bu cennete gönderilmiş!
PAN, uzaktan gördüğü SAZAK köyünün muhteşem atmosferinin, köylerdeki eski camilerin, çeşmelerin, taş evlerin ve yel değirmenlerinin ne güzel bir film platosu olabileceğini düşündü bir an…Ama şu Ayşe Kadın Camii’nin hüzünlü hikayesi hep yüreğini burktu.700 küsur yıl önce çok genç yaşta vefat eden Ayşe Kadın, çeyizine buraların güzel doğasını işler. Sümbül, nergis, zeytin ve daha birçok güzellik vardır. Ama bu çeyizi kullanmaya ömrü yetmez ve annesine bunların bir camii duvarlarında resmedilmesini vasiyet eder. Günümüze dek bu hüzün bize taşınır.
Akşam karanlığı çökerken, yakamozların denizdeki çılgın dansı neşeyle nefes aldırır PAN’a…
Bir an, AYIBALIĞI Koyunda dinlenmeye çekilmiş Akdeniz foklarının uyuma vakti olduğunu fark ederek gülümser.
Değirmen babanın yanına geldiğinde yorulmuştur. Buraların tüm hikayelerini ondan öğrenmiştir.
-Hoş gelmişsin PAN oğlum…Gel otur yamacıma da masal saatin başlasın. Gözleri yavaşça kapanırken sesler ninni gibi gelir.
-Aslında buralarda yerleşim çok eski oğul. Fil fosili bile bulundu burada!
Bakırtaş çağından beri olan hayat; Hititler, İyonlar, Lidya, Helen, Pers, Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemi ile devam etmiş. Ve her zaman kültürün, ticaretin merkezi olmuş.
Bu cenneti ilk kez Çaka Bey almış, sonraları Rumlar ve Türkler birlikte bir ömür sürmüş. Ama mübadele ile birlikte Selanik ve Kavala’dan gelen Türkler ile Rumlar yer değiştirmiş…Hayat işte…Antik dönemde güçlü bir medeniyet şehri olan “Erythros” büyük başarılar kazanmış. Büyük İskender’in inşa ettirdiği tiyatrosu, Akropol ve oradaki Athena Tapınağı, kent duvarları, Roma villaları, keçileri, seramikleri, değirmen taşları ve Tanrıların sözcüleri kadın kahinleri, ki en bilineni SBYLLİNE’dir. Kendisinin dünyadaki birçok katedralde ve mozaikte resmedilmişliği vardır.
-Ne çok şey biliyorsun Değirmen Baba diye söylendi PAN…
-Haklısın oğul. Ben bu dağların yaşayan ruhuyum çünkü.
Son cümle bittiğinde çoktan uyumuştu çoban. Rüyasında yarın katılacağı Yayla Köy’deki “Keçi Kırkım Şenliği’ni görmeye başlamıştı bile. Sofralar hazırlanmış, masalar; öküz köftesi zıngata, Macır böreği, çullama, kösedere mantısı, pirinçli mantar böreği, çizlembe, körmen köftesi ve daha birçok yiyecekle şenlenmişti.
Gelen misafirlerin buradaki meşhur kelebek faunasını fotoğraflamaya ve resmetmeye çalışırkenki görüntüsü ise hayli komikti.
-Dur, yakaladım seni!
-İzin ver o güzelim renklerini resmedeyim!
-Ah! yine kaçırdım, çekemedim!
-Buraya kondu; koşun koşun!
Yine bu güzelim cennet büyülemişti gelenleri; gidemeyecek kadar sevdirmişti kendini.
PAN, uykusunda gülümsüyordu. Tüm yorgunluğu geçmişti sanki.




