
YAZAN: Didem BERKES
‘Hz. Osman Camisi'nin avlusuna kimliği belirsiz bir kadın tarafından 10 günlük bir bebek bırakıldı. Çevredeki vatandaşların fark etmesi üzerine bebek koruma altına alınırken polis anneyi bulmak için çalışma başlattı.’
‘Bir caminin önüne bebek bırakan 3 kişi polis tarafından yakalandı. Yapılan incelemede, bebeği bırakan anne ve babanın henüz 17 yaşında olduğu ortaya çıktı.’
‘Kap Camii avlusundaki bankta bir süre oturup 2 aylık bebeklerini sevdikten sonra bırakan anne ve baba güvenlik kameralarına yakalandı’
Bu yukarıda verdiğim örnek haberleri ve benzeri bebek terk etme vakalarını haber kaynaklarında görürüz. Genelde ‘Vefasız anne baba, böyle anne olmaz olsun’ gibi terk edilen bebeğin anne ve babasını canavarlaştıran ifadelerle sunulan haberlerdir.
Türkiye'de yeni doğan veya birkaç günlük bebeklerin cami avlusu, hastane, park gibi kamusal alanlara bırakılması vakaları, genellikle ekonomik çaresizlik, evlilik dışı doğum baskısı veya psikolojik buhranlar nedeniyle yaşanmaktadır. Emniyet güçleri bu durumlarda kamera kayıtlarından anne ve babayı tespit ederek "terk etme" suçundan yasal işlem başlatmakta, bebekler ise devlet korumasına alınmaktadır. Türk Ceza Kanunu'na göre, yaşından dolayı kendini idare edemeyecek durumda olan bir kişiyi (bebeği) terk eden anne, baba veya bakım yükümlüsü kimseler hapis cezası istemiyle yargılanır.
Bebeklerin bu şekilde terk edilmesi hepimizi derinden yaralayan vakalardır ve dünyanın her yerinde yaşanan bir gerçektir. Bazı ülkeler bebeklerin can güvenliğini sağlamak için, anne ve babaların isimsiz bir şekilde bebekleri bırakabileceği sistemler kurmuştur.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ‘Güvenli Liman Yasaları’ (Safe Haven Laws) ve bu kapsamda geliştirilen ‘Bebek Bırakma Kutuları’ (Safe Haven Baby Boxes), çaresiz durumdaki ebeveynlere hukuki koruma sağlarken bebek ölümlerinin önüne geçmeyi amaçlayan modern ve sistemik bir çözümdür. Türkiye'deki ‘Cami avlusuna bırakma’ vakalarının aksine bu sistem süreci tamamen yasal, kontrollü ve tıbbi güvence altında yürütülür.
ABD'de bu yasa ilk olarak 1999 yılında Teksas'ta "Baby Moses Law" (Musa Bebek Yasası) adıyla yürürlüğe girmiştir. Günümüzde tüm ABD eyaletlerinde farklı yaş sınırlarıyla uygulanır. Güvenli Liman Yasaları (Safe Haven Laws) kapsamında yürütülen, kriz anındaki ebeveynlerin yeni doğmuş bebeklerini yasal olarak ve tamamen anonim (kimliğini gizli tutarak) güvenli ellere bırakmalarını sağlayan bir sistemdir. Sistemin temel amacı, çaresiz durumdaki annelerin bebeklerini sokağa veya tehlikeli yerlere terk etmesini önlemek ve bebek ölümlerinin önüne geçmektir.
Monica Kelsey tarafından kurulanSafe Haven Baby Boxes organizasyonu, sistemi tamamen modernize etmiştir.
2026 yılı itibariyle ABD genelinde 25'ten fazla eyalette 400'ün üzerinde aktif bebek kutusu bulunmaktadır. Son yıllarda bir görevliyle yüz yüze gelmekten ve kimliğinin açığa çıkmasından korkan anneler için geliştirilen Safe Haven Baby Boxes adlı özel teknolojik kutular genellikle itfaiye veya hastanelerin dış duvarına monte edilir. Anne dışarıdaki kapağı açar, bebeği ısı kontrollü ve havalandırmalı beşiğe yerleştirir ve kapağı kapatır. Kapak kapandığı an dışarıdan tekrar açılmayacak şekilde otomatik olarak kilitlenir. İçerideki sensörler sayesinde binadaki görevlilere ve acil çağrı merkezine (emergency services) gizli bir alarm gider. Görevliler, kutunun binanın iç kısmına bakan kapısını açarak bebeği ortalama 2 dakika içinde güvenli alana alırlar.
Sistemin bazı Temel Kuralları ve Şartları belirlenmiştir. Bebeğin bırakılma süresi eyaletten eyalete değişir. Bazı eyaletlerde doğumdan sonraki ilk 72 saat, bazılarında 30 gün, bazılarında ise 45 ila 60 gün içinde teslim edilmesi gerekir. Bebeğin istismara uğramamış ve sağlıklı bir şekilde teslim edilmesi şarttır. Bebekte darp veya kasıtlı zarar tespit edilirse anne anonimlik hakkını kaybeder ve yasal soruşturma başlatılır. Yasaya uygun şekilde yapılan bebek bırakmalarda anneye ismi sorulmaz, kamera takibi yapılmaz ve "çocuk terk etme" suçundan dava açılmaz. Bırakılan bebekler önce sağlık kontrolü için hastaneye sevk edilir, ardından devlet korumasına (Social Services) alınarak hızlıca evlatlık verilme sürecine dahil edilir.
Programın başlangıcından bu yana 300'e yakın bebek bu kutular vasıtasıyla ya da doğrudan güvenli liman noktalarına (itfaiye/hastane) teslim edilerek sağlıklı bir şekilde kurtarılmıştır. Teksas gibi geçmişte bebek terk etme oranlarının çok yüksek olduğu eyaletlerde, bu kutuların yaygınlaşmasıyla sokakta ölü bulunan bebek sayısında ciddi düşüşler kaydedilmiştir.
Organizasyonun yönettiği 7/24 kriz hattı, bugüne kadar 15.000'den fazla kadına rehberlik ederek kutunun sadece "son çare" olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Benzer sistemler Avrupa'da da oldukça yaygındır. Örneğin Almanya'da "Babyklappe", İtalya'da "Cuna por la vida" ve Güney Kore'de "Baby Box" adıyla benzer yasal muafiyetler ve teknolojik kutular kullanılmaktadır.
Avrupa'da modern anlamda bebek kutusu projesini başlatan ilk ülkelerden biri Almanya'dır. İlk olarak 2000 yılında Hamburg'da hayata geçirilen sistem, bugün ülke genelinde 90'dan fazla noktada "Babyklappe" adıyla hizmet vermektedir. Projenin uygulanmaya başladığı dönemden itibaren sokağa veya tehlikeli alanlara terk edilen ya da cinayete kurban giden bebek sayısı yıllık ortalama 40-60 seviyelerinden 20'nin altına gerilemiştir.
Almanya, bebek kutularının ötesine geçerek 2014 yılında "Gizli Doğum" (Vertrauliche Geburt) yasasını çıkarmıştır. Bu yasa sayesinde anneler hastanede kimliklerini sadece resmi bir danışmana vererek (ve mühürlü bir zarfta saklanarak) tamamen gizli doğum yapabilmektedir. Çocuk 16 yaşına geldiğinde yasal olarak biyolojik annesinin kimliğini öğrenme hakkına sahip olur.
Asya'daki en dikkat çekici ve toplumsal etki yaratan örnek Güney Kore'nin Seul kentinde yer almaktadır.
Rahip Lee Jong-rak, 2009 yılında kilisesinin dış duvarına kendi imkanlarıyla bir bebek kutusu monte etmiştir. Kore'deki katı evlat edinme yasaları nedeniyle resmi olarak kayıt altına girmek istemeyen bekar ve genç anneler için bu kutu tek çıkış kapısı olmuştur. Kurulduğu günden bu yana bu tek kutu aracılığıyla 2.000'den fazla bebeğin hayatı kurtarılmıştır. Kilise görevlileri kutu açıldığı an sadece bebeği almakla kalmaz; dışarı fırlayıp anneyle yüz yüze konuşmaya çalışır. Bu sayede annelerin yaklaşık %10-15'i ikna edilerek bebeklerini geri almış veya devletin sağladığı gizli barınma/maddi yardım olanaklarına yönlendirilmiştir.
İsviçre, halkın sisteme güveni ve lokal hastanelerin entegrasyonu açısından örnek bir modeldir. Ülkede "Babyfenster" (Bebek Penceresi) adı verilen sistem, ilk olarak 2001 yılında Einsiedeln'deki bir hastanede açılmıştır. Bugün İsviçre genelindeki birçok bölge hastanesinde bu pencereler aktif olarak yer almaktadır.
Yapılan ulusal anketlerde İsviçre halkının %87'den fazlası bebek pencerelerinin varlığını "çok yararlı" ve hayat kurtarıcı olarak nitelendirmiştir. Bu yüksek toplumsal kabul sayesinde sistem, yasal tartışmalara takılmadan kusursuz bir şekilde işletilmektedir.
‘Bebek Bırakma Kutuları’ ve ‘Güvenli Liman Yasaları’ küresel ölçekte hayat kurtaran mekanizmalar olarak kabul görse de etik tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Sistemi savunanlar, çocuğun soy bağı veya babalık hakkının ihlal edilmesinin, bir çöp konteynerinde donarak ölmesinden çok daha kabul edilebilir olduğunu, sistemin en temel hak olan yaşam hakkını öncelikli olarak koruduğunu ileri sürmektedir. Buna karşılık sistemi eleştirenler, hayat kurtarmanın şüphesiz değerli olduğunu ancak devletlerin asıl sorumluluğunun, kadınları gizli doğumlara ve bebeklerini terk etmeye iten sosyo-ekonomik çaresizliği ortadan kaldırmak olduğunu savunmaktadır.
Türkiye’de bebeklerin cami avlusu, hastane veya sokak gibi kamusal alanlara terk edilmesi vakaları üzerine tıp, adli tıp ve sosyoloji alanlarında yapılmış bilimsel araştırmalar mevcuttur. Bu çalışmalar (örneğin Ankara Şehir Hastanesi verileriyle yapılan Sosyodemografik Analiz Çalışması gibi araştırmalar), velilerin bebeklerini terk etme nedenlerini ve sosyo-demografik profillerini net verilerle ortaya koymaktadır.
Araştırmaların sonuçlarına göre, ebeveynlerin bebeklerini terk etmesindeki temel koşullar ve saptanan veriler şunlardır:
- Sosyal Sebepler ve Çevre Baskısı (%62,7)
Araştırmalarda bebek terk etmenin birincil nedeni %62,7 oranla sosyal etkenler olarak belirlenmiştir.
- Ağır Travmalar ve İstismar Durumları
Bebek terk etme vakalarının arkasında, adli boyutu olan ciddi travmatik süreçler de saptanmıştır.
- Sosyo-Ekonomik Koşullar ve Eğitim Seviyesi
Ebeveynlerin ekonomik çaresizliği ve eğitim durumu doğrudan bir risk faktörü olarak öne çıkmaktadır.
- Madde Bağımlılığı ve Psikiyatrik Sorunlar
Hastanede gerçekleştirilen klinik çalışmalarda, bebeklerini bırakan annelerin bir kısmında maternal yasa-dışı madde kullanımı ve akut psikiyatrik buhranlar saptanmıştır.
Araştırma sonuçları; Türkiye'deki bebek terk etme vakalarının temelde bir "bencillik veya merhametsizlik" sorunundan ziyade; eğitimsizlik, ağır çevre baskısı, cinsel istismar, yoksulluk ve yasal hakları (sığınma evleri, devlet koruması talebi) bilmeme sarmalından kaynaklandığını göstermektedir. Uzmanlar, istenmeyen gebeliklerin önlenmesi ve risk grubundaki kadınlara yönelik psikososyal danışmanlık hizmetlerinin artırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Küresel uygulamalar, etik tartışmalara rağmen ebeveynleri yargılamak yerine terk edilen bebeklerin hayatını kurtaracak sistemler kurmanın kısa vadede çok daha işlevsel olduğunu göstermektedir. Uzun vadeli temel hedefimiz ise Türkiye’de anne ve babaları bu çaresizliğe sürükleyen kök sorunlara bilimsel çözümler üretmek ve bunları acilen hayata geçirmek olmalıdır.
Bebeklerin terk edilmediği, bakım imkânı olmayan ebeveynlerin canavar muamelesi görmediği ve her yeni doğanın BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile güvence altına alınan tüm temel haklara kavuştuğu bir Türkiye için mücadele etmeye devam etmeliyiz.
24 Ağustos 2026

