
YAZAN: Selma ERDEL
Son yıllarda fark ettiniz mi? Dilimiz hızla değişiyor. Bir zamanlar "arkadaşım", "dostum", "kardeşim" dediğimiz insanlar artık "kanka" oldu. Sevgilimize söylemeye kıyamadığımız "aşkım" ise neredeyse herkes için kullanılan sıradan bir hitap şekline dönüştü.
Peki, gerçekten buna ihtiyacımız var mı?
"Kanka" kelimesi günlük hayatta sıkça kullanılıyor. Kökeni üzerine farklı görüşler bulunsa da "kan kardeşi" ifadesinden türediğini söyleyenler de var, farklı dillerden geldiğini savunanlar da. Ancak benim üzerinde durduğum nokta kelimenin kökeni değil; Türkçemizde "arkadaş", "dost", "yoldaş", "kardeşim" gibi güzel karşılıklar varken neden başka kelimelere yöneldiğimizdir.
Ne yazık ki çoğu zaman kullandığımız kelimelerin nereden geldiğini, ne anlama geldiğini bile araştırmadan dilimize yerleştiriyoruz. Yabancı ya da argo ifadeler kullanınca kendimizi daha modern, daha farklı hissettiğimizi sanıyoruz. Oysa farkında olmadan kendi dilimizi yavaş yavaş yıpratıyoruz.
Bir dili korumak yalnızca alfabesini korumak değildir. O dili oluşturan kelimelere, anlamlara ve kültüre de sahip çıkmaktır.
Dil, bir milletin hafızasıdır. Hafızasını kaybeden toplumlar ise zamanla kimliklerini de kaybetmeye başlar.
Elbette diller birbirinden etkilenir. Bu, doğal bir süreçtir. Ancak kendi dilimizde karşılığı bulunan kelimeleri terk edip yabancı veya anlamını bile bilmediğimiz ifadeleri tercih etmek, bana göre doğru değildir.
Asıl dikkatimi çeken ise son dönemde çok yaygınlaşan bir başka kelime: "Aşkım."
Eskiden bu kelime çok özeldi. İnsan sevdiğine, eşine, hayat arkadaşına söylemeye bile çekinirdi. Çünkü "aşkım" yalnızca bir hitap değildi; derin sevgi, bağlılık ve romantik bir anlam taşırdı.
Bugün ise samimi olduğumuz, sohbet edebildiğimiz kişilere, bunlardan bazıları: Komşuya, arkadaşa, iş arkadaşına, hatta çocuklara bile "aşkım" denildiğini görüyoruz.
Oysa "aşkım" kelimesi sevgiliye söylenen çok kıymetli bir sözdür. Böylesine değerli bir hitabı her yerde ve herkese kullanınca, o kelimenin taşıdığı anlam da zamanla sıradanlaşıyor.
Daha da düşündürücü olanı, çocuğuna sürekli "Aşkım, yemeğini ye.", "Aşkım, oyuncaklarını topla.", "Aşkım, uyu." diyen anne ve babaların, birkaç dakika sonra aynı kelimeyle çocuklarına kızabilmeleridir. "Aşkım, kaç kere söyledim!", "Aşkım, uslu dur!" gibi cümleler, kelimenin taşıdığı duygusal değeri zedeliyor.
Çocuğunuz sizin evladınızdır. Ona "evladım", "kuzum", "canım", adıyla ya da sevgi dolu başka ifadelerle seslenebilirsiniz. Ama "aşkım" kelimesi bana göre eşe ve sevgiliye ait özel bir hitap olarak kalmalıdır.
Çünkü kelimeler yalnızca seslerden ibaret değildir. Her biri bir anlam, bir duygu ve bir kültür taşır.
Ağzımızdan çıkan her söz önce kulaklarımıza ulaşmalıdır. Konuşurken seçtiğimiz kelimeler, aslında kim olduğumuzu anlatır. İnsan kullandığı kelimelerle tanınır; nezaketiyle, üslubuyla ve dili kullanma biçimiyle hatırlanır.
Türkçe, bize bırakılmış en büyük kültürel miraslardan biridir. Ona sahip çıkmak yalnızca dil bilimcilerin ya da öğretmenlerin görevi değildir. Hepimizin sorumluluğudur.
Kelimelerimizi özenle seçelim. Çünkü dilimizi koruduğumuz kadar, kimliğimizi de korumuş oluruz.
"Unutmayalım; çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras ne maldır ne mülk… En büyük mirasımız dilimizdir. Dilimizi doğru kullanmadığımız her gün, yalnızca kelimelerimizi değil, geleceğimizi de yoksullaştırıyoruz."
19.07.2026



