
YAZAN: Selma ERDEL
Narsistik kişilik bozukluğu; kişinin kendisini aşırı önemli görmesi, sınırsız güç ve başarı hayalleri kurması, eşsiz olduğuna inanması, sürekli beğenilme ve takdir edilme ihtiyacı duyması gibi özelliklerle tanımlanır. Bu kişilik yapısında empati eksikliği, kıskançlık, kibir, hak görme duygusu ve sağlıksız ilişki kurma eğilimi sıkça görülür.
Narsistik özellikler taşıyan kişiler genellikle kendilerini üstün görür, yaptıkları her şeyin doğru olduğuna inanır ve başkalarının düşüncelerini küçümserler. Kendilerini kusursuz kabul ederken çevrelerindeki insanların davranışlarında sürekli hata ararlar. Kendi düşüncelerini ve doğrularını başkalarına kabul ettirmeye çalışır, bunu yaparken de manipülatif davranışlar sergileyebilirler.
Bu kişiler, başkalarının duygu ve düşüncelerine yeterince önem vermezler. Sürekli övgü ve hayranlık bekler, en iyi şeylere layık olduklarını düşünürler. Kendi çıkarları için insanları manevi olarak kullanabilir ve manipüle edebilirler. Empati eksikliği nedeniyle başkalarının duygularını anlamakta zorlanırlar. Çoğu zaman çevrelerindeki insanları kıskanırken, herkesin kendilerini kıskandığına inanırlar.
Narsistik kişiler çevrelerindeki insanları beğenmemeye, onları küçümsemeye ve yukarıdan bakmaya eğilimlidirler. Bazıları sürekli mağdur rolüne bürünür ve takdir görmedikleri zaman öfkelenir. Bazıları ise dışa dönük, dikkat çekmeyi seven, her ortamda ön planda olmak isteyen kişilerdir. Ortak özellikleri ise aşırı kibir, empati eksikliği ve haklılık duygusudur.
Bu kişiler toplum kurallarını çoğu zaman önemsemezler. Kendi düşüncelerinin dışındaki fikirleri kabul etmekte zorlanır ve çevrelerindeki insanları kendi görüşlerine göre yönlendirmeye çalışırlar. Karşılaştıkları eleştirileri kişisel saldırı olarak algılayabilir, yüksek sesle ve baskıcı tavırlarla kendi doğrularını kabul ettirmeye çalışabilirler.
Başkalarının başarıları onlar için çoğu zaman değersizdir. Hayatta yaşadıkları olumsuzlukların sorumluluğunu kendilerinde görmek yerine başkalarını suçlama eğilimindedirler. Kendilerini her konuda bilgili ve yetkin görürler, farklı görüşlere karşı toleranslı değillerdir. Kendilerini hep bilen kişi ve haklı gördüklerinden çevrelerindeki insanların yaşamlarını olumsuz etkileyebilir, ilişkilerde yıpratıcı bir ortam oluşturabilirler.
Bencil ve narsistik kişilerin en belirgin özelliklerinden biri, kendi istek ve ihtiyaçlarını her şeyin önüne koymalarıdır. Bu durum aile ilişkilerinde, arkadaşlıklarda ve iş hayatında ciddi sorunlara yol açabilir. Empati kurmakta zorlandıkları için başkalarının sınırlarına saygı göstermeyebilir ve kendi beklentilerini dayatabilirler.
Bu nedenle böyle insanlarla ilişkilerde sağlıklı sınırlar koymak büyük önem taşır. Kendi kararlarımızı verirken onların baskısı altında kalmamak, yaşamımızın kontrolünü elimizde tutmak gerekir. Aksi takdirde hayatımızı kendi değerlerimize göre değil, başkalarının beklentilerine göre yaşamaya başlayabiliriz.
Özellikle ebeveynler için de önemli bir nokta vardır: Çocuklarımız bizim evlatlarımız olsa da onlar ayrı bireylerdir. Kendi düşünceleri, duyguları ve yaşamları vardır. Onların hayatlarına aşırı müdahale etmek, kendi kararlarını vermelerine engel olmak ve onları sürekli yönlendirmeye çalışmak, bir ebeveynin farkında olmadan yapabileceği en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımızı kontrol etmek yerine onları anlamaya, desteklemeye ve kendi yollarını çizmelerine yardımcı olmaya çalışmalıyız.
Narsistik özellikleri baskın olan bir ebeveyn, çocuğunun hayatına sürekli müdahale ettiğinde etkiler daha da farklı olabilir. Çocuğunu bağımsız bir birey olarak görmekte zorlandığından sürekli her türlü davranışı eleştirir. Çocuğun başarısını kendisine mal eder, başarısızlık durumunda çocuğu suçlayabilir. Çocuğun duygu ve düşüncelerini küçümser veya görmezden gelebilir. Sürekli kendi isteklerini ve beklentilerini çocuğun önüne koyar.
Bütün bunların sonucunda ortaya çıkan tablo ise daha da ağır olur. Sağlıksız bir ortamda yetişen çocuğun özgüveni olmaz. Sürekli eleştiriye maruz kaldığından hata yapmaktan aşırı korkar. Sürekli kendini kanıtlama ihtiyacı duyar. Verdiği kararlara güvenmez. Öfke, kırgınlık ve değersizlik hissi olduğundan, ilişkilerinde sınır koymakta zorlanır ve sağlıksız ilişkiler kurar.
Karmaşık duygular içerisinde yetişen bu çocuklardan bazıları ebeveyne bağımlı hale gelirken, bazıları da yetişkinlikte ebeveynden duygusal olarak uzaklaşmayı tercih edebilir. Bu tercihlerini kendi kişilik yapıları, bulundukları ortama göre ve yaşam tarzlarına göre seçerler.
Sağlıklı ebeveynlikte amaç çocuğu kontrol etmek değil, onun kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olmasına yardımcı olmaktır. Sürekli müdahale ve kontrol ise çocuğun bireyselleşme sürecini zorlaştırabilir.
Yolunuzun sağlıklı düşünen sevgi dolu insanlarla kesişmesi dileğimle…
Sevgilerimle
18.06.2026





