Dengede Kalmak

KİBİR, ELEŞTİRİ VE İHTİMAM

Büyük bir adam silueti ile karşısında duran kalabalık insan grubu silueti. Sol tarafta koyu renk takım elbiseli, kravatsız bırakılmış kravatı aşağı sarkan tek bir adam dimdik duruyor, üst gövdesi öne eğilmiş şekilde karşı tarafa bakıyor. Sağ tarafta yan yana dizilmiş, farklı boylarda çok sayıda insan silueti; kadın ve erkek karışık, hepsi aynı yöne dönük ve birbirlerine yakın duruyor. İki taraf da yatay bir çubuğun üzerinde duruyor ve çubuğun ortasında basit bir denge tahtasını andıran dikey bir

YAZAN VE SESLENDİREN: Nursel DEMİR


Kibir çoğu zaman yüksek sesle konuşmaz. En görünmez olduğu yerde en güçlü halini ortaya koyar. İyi niyetin içine yerleşip deneyimin arkasına saklanır ve bilgiyi kendine zırh haline dönüştürür. Böylece kendisini erdem gibi gösterir.

İnsan çoğu zaman eleştirdiğini ve eleştirinin her koşulda doğru bir tutum olduğunu düşünür. Oysa kibir, görünmeyen, gizli ve hatta çoğu zaman sinsi bu yerde kendisini merkeze yerleştirir. Kendi bakışını ölçü kabul eder. Kendi deneyimini genel geçer bir hakikate dönüştürür. Fark etmeden ya da farkında olarak yukarıdan konuşmaya başlar.

Kibir tam da burada ortaya çıkar.

Çünkü kibir yalnızca kendini büyük görmek değildir. Kendi doğrularını başkasının yaşamına yerleştirme hakkını kendinde görmektir.

Gündelik hayat bunun sayısız örneğiyle doludur.

Bir arkadaş yaşadığı bir olayı anlatır. Daha cümlesi bitmeden araya girilir. ‘Aslında öyle değil, şöyle yapmalıydın’ denir.

Bir çocuk yeni bir şey denerken, henüz deneyimin içindeyken sabredemeyip hemen düzeltiriz. Doğrusunu gösteririz. Oysa çocuk yalnızca öğrenmiyor, kendi yolunu da kuruyordur.

Bir kadın yaşadığı güçlüğü paylaşır ve dinlenmek, anlaşılmak ister. Fakat daha duygusunu tamamlayamadan çözüm önerileri sıralanır. Boş ver denir, bunu yapsaydın olmazdı denir. Şöyle davranırsan düzelir denir. İyi niyet vardır fakat iyi niyet tek başına yeterli değildir.

Çünkü iletişim yalnızca söylenen sözlerden oluşmaz. İletişim aynı zamanda kişilerin birbirlerine bıraktığı alandır.

Alan daraldığında ilişki de daralır.

Dinlenmeyen insan kendisini anlatmaktan vazgeçer. Sürekli düzeltilen insan hata yapmaktan korkmaya başlar. Sürekli öğüt alan insan zamanla kendi sesine yabancılaşır.

Bu nedenle izin verilmemiş eleştiri çoğu zaman bir iletişim engelidir.

Eleştirinin kendisi sorun değildir.

Sorun eleştirinin ilişki içindeki yeridir.

Karşımızdaki düşüncemizi istememiş olabilir. Henüz hazır olmayabilir. Belki yalnızca tanıklık bekliyordur. Belki sadece duyulmaya ihtiyaç duyuyordur.

Bütün bunları görmeden konuştuğumuzda aslında bir karşılaşma gerçekleşmez, bir müdahale gerçekleşir.

Karşılaşma iki öznenin yan yana gelmesidir. Müdahale ise bir öznenin diğerini kendi doğrusu doğrultusunda biçimlendirmeye çalışmasıdır.

Aradaki fark küçümsenecek bir ayrıntı değil tam tersine eşitliğin başladığı yerdir.

İzin bu nedenle yalnızca bir nezaket kuralı değildir. İzin eşitliğin dilidir.

Karşımızdaki kişiyi kendi yaşamının öznesi olarak tanımanın en sade ifadesidir.

Ne düşünüyorsun diye sorulduğunda konuşmak başka bir şey, ben sana söyleyeyim diyerek söze girmek başka bir şeydir.

İlkinde davet vardır. İkincisinde üstünlük vardır.

Kibir çoğu zaman kendisini bilgiyle kamufle eder.

Yaşanmışlıkla kamufle eder. Tecrübeyle kamufle eder. Hatta sevgiyle kamufle eder.

Ben senin iyiliğin için söylüyorum cümlesi bazen en sert tahakküm biçimlerinden birine dönüşebilir. Çünkü iyilik adına konuşan kişi kendi konumunu sorgulamamaya başlar. Oysa her bilgi sınırlıdır. Her deneyim tekildir. Hiç kimse başkasının yaşamını onun yerine bilemez.

Bunu kabul etmek eksiklik değildir. Bilginin etik sınırını tanımaktır. Belki de ihtiyacımız olan şey daha çok bilgi değil, daha çok ihtimamdır.

İhtimam soyut bir merhamet değildir. Gündelik hayatta kurulan somut bir ilişkidir. Önce durabilmektir. Sözü hemen sahiplenmemektir. Karşıdakinin cümlesini tamamlamamaktır. Sessizlikten korkmamaktır. Dinlemenin de bir emek olduğunu bilmektir.

İhtimam bazen tek bir soruda görünür.

Benden bir şey duymak ister misin? Yoksa sadece dinlememi mi istersin?

Bu soru küçüktür ama ilişkiyi kökten değiştirir. Çünkü sözün yönünü değiştirmez. Sözün sahibini değiştirmez. Karşıdakinin özne olarak kalmasına izin verir.

Nezaket de burada başlar. Nezaket yalnızca kibar kelimeler kullanmak değildir. Karşımızdakinin sınırlarını fark etmektir. O sınırlara saygıyla yaklaşmaktır. Zarafet ise bunu incelikle yapabilmektir. Kimseyi küçültmeden. Kimseyi eksiltmeden. Kimsenin deneyimini değersizleştirmeden.

Dilin de bir etiği vardır. Kesin konuşmak çoğu zaman iktidarın dilidir. İhtimali hatırlamak ise eşitliğin dilidir. Bence diyebilmek önemlidir. Yanılıyor olabilirim diyebilmek daha da önemlidir.

Bu cümleler bilgiyi küçültmez. Bilginin mutlak olmadığını hatırlatır. Gerçek diyalog tam da bu alanda doğar.

Haklı olmak ile temas kurmak aynı şey değildir. Haklılık çoğu zaman tek başına kalabilir. Temas ise ancak iki kişinin birlikte kurduğu bir alandır. Temasın ön koşulu eşitliktir. Eşitliğin ön koşulu ise ihtimamdır.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değildir. Birbirimize daha fazla yer açmaktır. Daha yavaş dinlemektir. Daha az düzeltmektir. Daha çok merak etmektir.

Çünkü kibir yukarıdan bakar.

İhtimam yan yana durur.

Ve belki de insan olmanın en incelikli hali tam burada saklıdır. Hiçbir üstünlük kurmadan. Hiç kimsenin yerine konuşmadan. Hiç kimsenin deneyimini elinden almadan yan yana kalabilmek.

Asıl zarafet budur.

17.07.2026

KİBİR, ELEŞTİRİ VE İHTİMAM