
HAZİRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT
Merhabalar Umudun Kadınları Dergisi dostları. Yepyeni bilimsel araştırmalarla sizlerleyiz.
Önce Başlıklar:
Onkoloji Dünyasında Tarihi Başarı
Onkoloji, immünoterapi, moleküler biyoloji ve halk sağlığı dünyasında, kanser tedavisinin geleceğini kökten değiştirecek tarihi bir bilimsel başarı duyuruldu. Biyoteknoloji devleri Moderna ve Mercktarafından yürütülen Faz III klinik çalışma verileri, kişiye özel tasarlanan mRNA kanser aşısının ölümcülmelanom vakalarında sağkalım oranlarını yükselttiğini belgeledi.
Avrupa Tıbbi Onkoloji Derneği (ESMO) Kongresi öncesinde sızan ve ardından şirketler tarafından resmen doğrulanan veriler, aşının pembrolizumabetken maddeliimmünoterapi ilacıyla birlikte kullanıldığında kanserin nüks etme riskini %42 oranında gerilettiğini ortaya koydu. "İntismeran" adı verilen kişiselleştirilmiş mRNA aşısı, hastalığın ortaya çıkmasını önlemek yerine tümörü ameliyatla alınan ancak kanserin nüks etme riski yüksek olan hastalar için uygulandı.
Tedavi protokolünde, her hastanın tümöründen alınan biyopsi örnekleriyle DNA ve RNA dizilimi gerçekleştiriliyor. Kanserli hücrelerdeki mutasyonlar sonucu oluşan ve "neoantijen" olarak adlandırılan protein yapıları tespit ediliyor. Kişiye özel hazırlanan mRNA aşısı vücuda enjekte edildiğinde, bağışıklık sistemine bu neoantijenleritanıması için komut veriliyor. Böylece akyuvarlar, aynı mutasyonu taşıyan tümör hücrelerini hedef alarak yok ediyor. AvustralyaMelanomEnstitüsü'nden klinik deneme lideri Prof. Dr.GeorginaLong, çalışmanın 157 farklı tıp merkezinde 1.137 hasta ile yürütüldüğünü bildirdi. İleri derece melanomhastalarında tek başına immünoterapininyetersiz kaldığı durumları hedeflediklerini belirtenLong, 25 aylık takip sürecinde kombinasyon tedavisinin ciddi bir yan etki yaratmadığını ilan etti.
Uzmanlar, onkolojide %10'luk bir risk azalmasının dahi büyük bir başarı olarak görüldüğünü, %42'lik bir gerilemenin ise tıp tarihinde devrim niteliğinde olduğunu vurguluyor. Heyecan verici klinik sonuçlara karşın, kişiselleştirilmiş mRNA aşılarının küresel ölçekte yaygınlaştırılmasının önünde teknik engeller bulunuyor. Queensland Üniversitesi'nden genetikçi SethCheetham, her hastaya özel aşı üretmenin zaman alıcı ve son derece masraflı olduğunu ifade ediyor.
Hastadan doku örneği alınması, Massachusetts'teki laboratuvarlara gönderilmesi, genetik dizilim yapılması ve kişiye özel aşının üretilerek hastaneye ulaştırılması haftalar sürüyor. Bazı vakalarda aşı henüz üretim aşamasındayken kanserin nüks ettiği kaydedilirken, araştırmacılar lojistik süreçleri hızlandıracak yeni yöntemler üzerinde çalışıyor.
Ergenlerde Depresyon ve Kaygı Çocukluktaki Beyin Yapısından Tahmin Edilebilir Mi?
ABD'de yürütülen ve 12 bine yakın çocuğun takip edildiği kapsamlı araştırmada elde edilen veriler, psikiyatrik rahatsızlıkların sanılanın aksine tek bir beyin bölgesindeki hatadan değil, beynin olgunlaşma takvimindeki aksamalardan kaynaklanabileceğini gösterdi. Araştırmacılar altı yıl süresince gerçekleştirdikleri yaklaşık 30 bin beyin taramasını inceleyerek beynin dış katmanı olan serebral korteksin büyüme sürecindeki incelme seyrini haritalandırdı. Çocukluktan ergenliğe geçişte beynin işlevsel verimliliğini artırmak için gerçekleşen nöronal budanma sürecinin, beynin farklı bölgelerinde bir dalga halinde ilerlediği tespit edildi.
Buna göre, görme gibi temel duyusal işlevleri üstlenen arka bölgelerdeki olgunlaşma süreci 13 yaş civarında yavaşlarken; planlama, odaklanma ve duygu denetiminden sorumlu ön bölgelerin olgunlaşması 16 yaşına kadar devam ediyor. İncelemelerde korteks incelmesinin kız çocuklarında oğlan çocuklarına kıyasla daha hızlı seyrettiği gözlemlendi. Elde edilen bulgular, beynin gelişim hızı ile psikiyatrik semptomlar arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu kanıtlıyor. Yaklaşık 9 yaşında beynin duyusal alanlarında beklenenden daha kalın bir korteks yapısına sahip çocukların, 13 yaşına geldiklerinde depresyon ve anksiyete belirtileri gösterme olasılığının daha yüksek olduğu saptandı.
Benzer bir durum 11 yaşında mantıksal düşünme ve karar alma mekanizmalarını yöneten prefrontal kortekste de görüldü. Uzmanlar, beyin dokusunun zamanında incelmeyip kalın kalmasının hücresel esnekliği geciktirebileceğini ve çocuğun çevresel stres faktörlerine uyum sağlamasını zorlaştırabileceğini ifade ediyor. Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise beyin haritasının genetik atlaslarla karşılaştırılmasıyla ortaya çıktı. Ruh sağlığı semptomlarıyla doğrudan ilişkili çıkan beyin bölgelerinin, doğum öncesinde anne karnında aktif olan gen ağlarıyla örtüştüğü belirlendi. Bu durum, ergenlik döneminde yaşanabilecek psikiyatrik rahatsızlıkların temellerinin henüz doğum gerçekleşmeden atılabileceğine işaret ediyor.
Uzmanlar, araştırma sonuçlarının büyük kitle verilerine dayandığını ve henüz tek bir bireyin gelecekteki ruh sağlığını klinik ortamda kesin olarak öngörmek için yeterli olmadığını belirtse de psikiyatride teşhis ve erken müdahale yaklaşımlarının gelecekte tamamen değişebileceğini vurguluyor.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite İlaçları Yaşam Süresini Yüzde 70 Azaltıyor
İngiltere'deki saygın tıp kurumlarının yürüttüğü ve 15,9 milyondan fazla kişiyi kapsayan uluslararası araştırma, Tedavi Edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) erken ölüm riskini yüzde 70 artırdığını saptadı. JAMA Network Open dergisinde yayımlanan tıp raporu, reçeteli DEHB ilaçlarının bu risk faktörlerini belirgin biçimde düşürdüğünü kanıtladı. Toplamda 15,9 milyon katılımcının verilerine dayanan analiz sonuçları, teşhis konulmamış veya tedavisi aksatılmış DEHB vakalarının yarattığı hayati tehlikeleri gözler önüne serdi.
Sistematik veriler; DEHB tanısı bulunan bireylerin, bu rahatsızlığa sahip olmayanlara kıyasla genel ölüm riskinin %70 daha yüksek olduğunu belgeledi. Odaklanma,kaybı, planlama yetersizliği veimpulsive (dürtüsel) davranışlar nedeniyle bu kişilerde intihar riskinin %90, kaza ve yaralanmalara bağlı ölüm riskinin %50, doğal nedenli sağlık sorunlarına bağlı ölüm riskinin ise %30 arttığı saptandı. Araştırmadaki en sevindirici bulgu ise uzman kontrolünde kullanılan reçeteli DEHB ilaçlarının (stimülanlar/uyarıcılar) erken ölüm oranlarını doğrudan düşürdüğünün belirlenmesi oldu.
Psikiyatrik tedavi ve ilaç takibi altındaki DEHB hastalarında, odaklanma yetisinin artması ve dürtüsel kararların baskılanması sayesinde trafik kazaları, tedavi aksatmaları, madde bağımlılıkları ve hayati risk taşıyan kaza vakalarında dramatik düşüşler kaydedildi. Uzmanlar; erişkin ve çocukluk dönemi DEHB vakalarında erken teşhisin, düzenli ilaç takibinin ve toplumsal desteğin artırılmasının küresel ölçekte önlenebilir ölüm oranlarını düşürmede hayati rol oynayacağını bildiriyor.
Uykunun Hafif Evresindeki Kalp Ritmi 10 Yıllık Felç ve Kriz Riskini Veriyor
Kardiyoloji, nöroloji, yapay zekâ ve uyku tıbbı dünyasında, kardiyovasküler hastalıkların erken teşhisinde devrim yaratacak yeni bir klinik çalışma kamuoyuna duyuruldu. Emory Üniversitesi, Georgia Teknoloji Enstitüsü ve Harvard Tıp Fakültesi bağlantılı hastanelerin ortaklaşa yürüttüğü araştırma, uykunun erken safhalarında kalbin elektriksel iletiminde yaşanan mikro değişimlerin hayati riskleri önceden haber verdiğini belgeledi.
SLEEP dergisinde yayımlanan çalışma; 39 binden fazla hastanın polisomnografi (uyku testi) ve EKG verilerinin derin öğrenme algoritmalarıyla işlenmesi sonucu gerçekleştirildi. Araştırma bulguları; sinir sisteminin uykuya geçiş esnasında yaşadığı hızlı otonom değişimlerin, kalbin elektriksel iletimindeki ve atım dinamiklerindeki gizli anormallikleri belirginleştirdiğini kanıtladı. Özellikle uykunun en hafif evresinde kaydedilen EKG verileri, henüz hiçbir klinik belirti göstermeyen bireylerdeki kardiyovasküler riskleri görünür hale getiriyor.
Geliştirilen derin öğrenme algoritması, geleneksel risk faktörleri (yaş, cinsiyet, diyabet, hipertansiyon ve sigara kullanımı) hesaba katıldıktan sonra bile hastaların 10 yıllık kardiyovasküler risk profilini yüksek doğrulukla sınıflandırdı. Modelin ürettiği risk skorundaki her bir birimlik artışın; atriyal fibrilasyon (düzensiz kalp ritmi) riskini %103 ila %172, felç riskini %19 ila %40, kalp yetersizliği riskini %69 ila %133 ve her türlü nedene bağlı ölüm riskini %65 ila %82 oranında arttırdığı saptandı.
Çalışmanın yazarlarından Prof. Dr. Gari Clifford, uyku testleri sırasında elde edilen kalp verilerinin bugüne kadar göz ardı edildiğini belirterek, bu verilerin yapay zekayla taranmasının mevcut risk tahmin modellerini %9'a varan oranlarda iyileştirdiğini ifade etti.
Ulusal Kalp, Akciğer ve Kan Enstitüsü Direktör Vekili Dr. David Goff, yöntemin yakın gelecekte rutin uyku bozukluğu tarama testlerine doğrudan entegre edileceğini açıkladı.
Uzmanlar, belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce risk grubundaki hastaların tespit edilmesi sayesinde kişiselleştirilmiş koruyucu tedavilerin başlatılacağını ve önlenebilir kalp krizleri ile felç vakalarının önüne geçileceğini bildiriyor.
Gelecek sayımızda sizlerle buluşturmak için yepyeni bilimsel araştırmaları takip ediyor olacağız. Umutla kalın.
26.10.2026





