
HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT
Merhabalar değerli umudun kadınları okuyucu ve dinleyicileri. Gerek ülkemizde gerek dünyada kadına dair ne varsa yine bu köşede paylaşıyoruz sizlerle.
Önce Başlıklar:
Mersin'deki Operasyonda Pijamalı Kadın Görüntüsüne Eşikten İtiraz
Mersin'de düzenlenen operasyonlar sırasında bir kadının kendi evinde pijamalarıyla görüntülenmesi ve bu görüntülerin kamuoyuna servis edilmesine yönelik tepkiler sürüyor.
EŞİK tarafından yapılan açıklamada, yaşananların yalnızca bir görüntü kaydı olmadığı savunularak, kadının rızası dışında özel alanının ve mahremiyetinin kamuoyunun önüne çıkarıldığı ifade edildi. Açıklamada, kadınların bedenleri ve özel yaşamları üzerindeki söz hakkının yok sayılmasına karşı çıkıldığı belirtilirken, mahremiyet sınırlarının ihlal edilmesi ve teşhirin bir utandırma aracına dönüştürülmesi eleştirildi.
EŞİK, gözaltına alınan kadınların korku, şaşkınlık, bedenleri veya özel anları üzerinden teşhir edilmemesi gerektiğini savunarak, kamu gücünün kadınların mahremiyetini korumakla yükümlü olduğunu ifade etti. EŞİK açıklamasında, görüntülerin kim tarafından kaydedildiğinin, kimlere aktarıldığının ve nasıl kamuoyuna servis edildiğinin açıklanması çağrısında bulundu.
Açıklamada, sorumlular hakkında etkin bir soruşturma yürütülmesi talep edilirken, "Özel olan politiktir" vurgusu yapıldı.
Aym’nin Nafaka Kararına Kadın Örgütlerinden Tepki
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), boşanma sonrası yoksulluk nafakasının süresiz talep edilmesine imkân veren düzenlemeye ilişkin iptal kararı Resmî Gazetede yayımlandı. Kararın dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi öngörüldü.
Kararın ardından kadın örgütleri, barolar ve hukukçular yeni düzenlemenin kadınların ekonomik koşulları gözetilerek hazırlanması çağrısında bulundu. Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, AYM kararının ardından yaptığı değerlendirmede nafaka hakkının yalnızca ekonomik bir ödeme olarak görülmemesi gerektiğini savundu.
Gürkan, iktidarın yıllardır nafaka konusunda “mağduriyet” anlatıları üzerinden tartışma yürüttüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Ortalama nafaka miktarının 2 bin lirayı bile bulmadığı, nafaka bağlanmasına rağmen binlerce kadının bu hakka ulaşamadığı bir ülkede kadınları mağduriyet yaratan taraf olarak ilan ediyor. Gerçek mağduriyetin ne olduğunu ise söylemiyor: Boşandığı için yoksulluğa itilen, yıllarca şiddet gördüğü evliliğinden çıkamayan, güvencesi olmadığı için boşanmayı göze alamayan kadınların mağduriyetini!”
Gürkan, nafaka tartışmasının boşanmalarda arabuluculuk, miras hakkı ve velayet gibi başlıklarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Kadınların eşit yurttaşlığını sağlayan haklar birer birer hedefe konuluyor” dedi.
Gürkan ayrıca, “Nafaka hakkı yalnızca kadının hesabına yatan bir miktar para değildir; cinsiyetler arası eşitsizliğin karşısında eşit bir yaşam mücadelesinin parçasıdır” ifadelerini kullandı. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği de kararın ardından “Nafaka haktır, kadınların ekonomik güvencesidir” başlıklı bir açıklama yayımladı.
Dernek, “Yoksulluk nafakası bir lütuf değil, boşanma sonrasında yoksulluğa düşen eşin hakkıdır” ifadelerini kullandı. Kadınların yıllarca ücretsiz bakım emeği verdiğine ve çocuk bakımını üstlendiğine dikkat çeken dernek, nafaka hakkının zayıflatılmasının kadınları daha büyük bir ekonomik güvencesizliğe sürükleme riski taşıdığını belirtti. Şanlıurfa Barosu Kadın Hakları Merkezi de yeni düzenlemenin kadınların ev ve bakım emeğini ve ekonomik kırılganlığını gözetmesi gerektiğini dile getirdi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ise nafakanın kadınların şiddet ilişkilerinden çıkabilmesi açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, tartışmanın kadınların ekonomik bağımsızlığı ve şiddetten uzaklaşabilme olanaklarından ayrı değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı ve kadın hukuku uzmanı Avukat Nazan Moroğlu ise AYM’nin kararına ilişkin değerlendirmesinde, Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesinin tek başına ele alınmaması gerektiğini söyledi.
Moroğlu, yoksulluk nafakasının hangi koşullarda sona ereceğinin 176. maddede düzenlendiğine dikkat çekti. Buna göre eşlerden birinin ölmesi veya nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi halinde nafakanın mahkeme kararına gerek olmaksızın kendiliğinden sona erdiğini belirtti.
Moroğlu, kamuoyundaki “süresiz nafaka” tartışmasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yoksulluk nafakasını tartışmaya açanlar, 176. maddeyi yok saymakta ve nafakanın süresiz olmasının, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra taraflar arasında husumetin devam etmesi sorununu doğurduğundan söz etmektedirler. Bu nedenle kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının aksine yoksulluk nafakası her koşulda süresiz değildir. Ayrıca Medenî Kanunda yoksulluk nafakası sadece kadın eşe değil, erkek eşe de tanınmış bir yasal haktır.”
Moroğlu, kadınların eğitim ve istihdamdaki konumunun yanı sıra sosyoekonomik koşulların da dikkate alınması gerektiğini belirterek, AYM’nin gerekçeli kararının yazılmasının ardından 9 ay içinde yeni düzenlemenin acilen yapılması gerektiğini söyledi.
Kadınlar, Ayhan Şengüler'inBeraatine Karşı Fatmanur Çelikve Hifa İkra İçin Eylem Yaptı
Kadınlar, Fatmanur Çelik ile kızı Hifaİkra’nın yaşamını yitirmesine veHifaİkra’yı istismar ettiği gerekçesiyle yargılananAyhan Şengüler hakkında verilen beraat kararına karşı “Erkek adalet değil gerçek adalet” talebiyle Taksim’de eylem yaptı.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun çağrısıyla gerçekleştirilen eylemde kadınlar Tünel’de bir araya geldi.
“Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “Erkek vuruyor, devlet koruyor”, “Koruma, aklama, failleri yargıla”, “Erkek adalet değil, gerçek adalet”, “Şüpheli ölüm dediler kadınları katlettiler”, “Sorumluluğu olan herkes tutuklansın”, “Kadın cinayetleri politiktir” sloganları atan kadınlar Tünel’den Şişhane Meydanına yürüyüş yaptı. Meydanda eyleme katılan kadın örgütlerinin ortak açıklaması okundu.
Sena Bilişik, Bahar Uluçay tarafından okunan açıklamada, Ayhan Şengülerhakkında verilen beraat kararına ilişkin, “Bugün Fatmanur daHifaİkra da hayatta değil ama fail AyhanŞengüler bir gün bile tutuklu kalmadı. 6 yaşındaki bir çocuğa, herkesin önünde maruz kaldığı istismarı tekrar tekrar anlatmak zorunda bıraktıkları o mahkeme salonunda, istismarcı beraat etti. 3 yaşından itibaren bir kız çocuğunun cinsel istismara uğraması, bir kadının aynı erkek tarafından yıllarca şiddete maruz kalması mahkeme tarafından cezasızlıkla sonuçlandı... 'Ailenin güvende' olması üzerinden LGBTİ+'lara saldıran, dernekleri hedef alan iktidar; istismarcı, tecavüzcü ve katil olduğu iddialarıyla aylardır kamuoyunda gündemden düşmeyen bir erkeği korumakta, aklamakta bir beis görmedi” dendi.
Fatmanur Çelik ve kızı HifaİkraŞengüler’in, Ayhan Şengüler’intutuksuz yargılandığı süreçte şüpheli bir biçimde yaşamlarını yitirdikleri anımsatılarak, “‘Başıma bir şey gelirse intihar demeyin’ diyen Fatmanur; devletin, yargının, kurumların kendisini korumayacağını bilerek dile getirdi bu cümleyi. Soruyoruz: Fatmanur Çelik veHifa İkra için koruyucu, önleyici tedbirler neden alınmadı? Neden şüpheli ölümlerinin aydınlatılması için hiçbir şey yapılmadı?” soruları yetkililere yöneltildi.
Anne kızın ölümünün aydınlatılması ve sorumluların yargılanması, Ayhan Şengüler’in tutuklanması talep edildi.
Yönetimler Eşit Temsilden Uzak
Ülkede birçok kentte baroların yeni dönem yönetimlerini belirlemek üzere yapılan seçimler sonuçlanırken, yönetimlerdeki kadın ve erkek avukat sayısındaki eşitsizlik tepki çekti. Buna göre yönetimlerinde kadın avukat bulunan baro sayısı yaklaşık 10 oldu. Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK) tarafından yapılan açıklamada, ülkede kadın avukat ve erkek avukat sayısının eşit olmasına karşın baro yönetimlerinin seçim sonuçlarında da eşit temsil hedefinin çok gerisinde kalındığı aktarıldı. Açıklamada, "Baroların karar alma mekanizmalarına seçilen tüm kadın avukatları kutluyoruz. Kendilerini tüm seçim ve atamalarda eşit temsil hedefi için birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz" dendi.
Ankara Barosu, 102 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın başkan tarafından yönetilecek. Demokratik Sol Avukatlar Grubu’nun adayı Elçin Özge Şimşek Çağlayan, 5 bin 848 oy alarak başkan seçildi. Artvin Barosu’nda Handan Demiral Almalı, Afyonkarahisar Barosu’nda ise İpek Yılmaz Göktürk yeniden başkanlığa seçildi.
Karabük Barosu seçimlerini Sibel Şirin kazanırken, Tunceli Barosunun yeni başkanı Dilan Torun oldu. Torun, 61 avukatın oy kullandığı seçimde 31 oy alarak rakibini bir oy farkla geride bıraktı. Hakkâri Barosu’nda da GülaviSeven, 69 oyla başkan seçildi. Sinop Barosuseçimlerini Avukat Funda Öztürk Altıntaş kazanırken, Tekirdağ Barosu’nda Avukat Zümrüt Canku Arslan başkanlığa seçildi. Denizli Barosu seçimlerinde Avukat Özlem Doğan Bıyıklı 720 oy alarak baronun ilk kadın başkanı oldu. Çankırı Barosu seçimlerinde de Avukat Gamze Yaşar başkanlığa seçildi.
Uluslararası Deneyimler Konferansı Tamamlandı: Kadın Dayanışması Sınırları Aşıyor
Kadına yönelik şiddetle mücadelede feminist dayanışma merkezlerinin önemi, karşılaştıkları engeller ve farklı çalışma modelleri İstanbul'da düzenlenen uluslararası konferansta ele alındı. Mor ÇatıKadın Sığınağı Vakfı'nın düzenlediği "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Dayanışma Merkezleri – Uluslararası Deneyimler Konferansı", İstanbul’da yapıldı.
Avusturya, Danimarka, Türkiye, Fransa, İtalya ve İspanya'dan kadın örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı konferansta, feminist dayanışmanın şiddete maruz kalan kadınların yaşamlarının yanı sıra kamu politikalarında da değişim yaratma gücü tartışıldı.
Konuşmacılar, kadınlara özgü destek hizmetlerinin genel sosyal hizmetlerle ikame edilmesinin yarattığı sorunlara, örgütlerin karşılaştığı siyasi ve ekonomik baskılara ve şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların barınma, istihdam ve hukuki destek ihtiyaçlarına dikkat çekti.
İki oturumdan oluşan konferansta kadın dayanışma merkezlerinin şiddetle mücadelede nasıl bir dönüşüm yarattığı ve farklı ülkelerde geliştirilen feminist çalışma modelleri ele alındı. Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı (WAVE) temsilcisi Elena Floriani, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin yalnızca şiddete maruz kalanlara danışmanlık ve barınma imkânı sunmadığını, toplumsal değişimin de önemli aktörleri olduğunu vurguladı.
Kadın örgütlerinin yürüttükleri savunuculuk faaliyetleri ile yasal düzenlemelerin değiştirilmesine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sunduğunu belirten Floriani, kadınlara özgü hizmetlerin genel mağdur destek mekanizmalarıyla ikame edilemeyeceğini söyledi.
Floriani, "Özellikle kadın haklarına yönelik tepkilerin arttığı, finansman kesintilerinin yaşandığı ve sivil toplumun faaliyet alanının giderek daraldığı bu dönemde, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin korunması, tanınması ve güçlendirilmesi gerekiyor" dedi.
Kadınların şiddetten uzaklaşabilmesinde kalıcı ve güvenli barınma imkânlarının kritik rol oynadığını anlatan Floriani, İsveç'teki kadın sığınakları ağının özel sektörle işbirliği yaparak kadınların uzun vadeli kira sözleşmelerine erişimini desteklemesini örnek gösterdi.
Floriani, kadın örgütlerinin Kıbrıs'ta İstanbul Sözleşmesi'nin onaylanmasına yönelik hukuki hazırlıklara, Litvanya'da sözleşmenin parlamentonun gündemine yeniden taşınmasına ve Almanya'da şiddete karşı destek mekanizmalarının yasal güvenceye alınmasına yönelik çalışmalara katkı sunduğunu da anlattı.
Şiddet gerçekleştikten sonra sunulan destek kadar, şiddeti ortaya çıkmadan önlemeyi amaçlayan çalışmaların da güçlendirilmesi gerektiğini belirten Floriani, feminist örgütlerin toplumsal dönüşümdeki rolünün yalnızca ekonomik fayda üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Danimarka'dan DannertemsilcisiDitteSpecht, erkek şiddetinin yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığını, kadınların gündelik yaşamlarını ve karar verme özgürlüklerini sınırlandıran sistematik bir kontrol ilişkisi yarattığını anlattı.
Şiddet uygulayan kişinin zaman içinde kadının sosyal ilişkilerini, ekonomik kaynaklarını, hareket alanını ve davranışlarını kontrol altına alabildiğine dikkat çeken Specht, bu durumu "görünmez kafes" kavramıyla açıkladı.
Specht, kadınların yaşadıklarını anlayabilmek için yalnızca "Size ne yaptı?" sorusunu sormanın yeterli olmadığını belirterek, "Artık neleri yapmakta özgür değilsiniz? Karşı çıktığınızda ne oluyor? Kuralları çiğnediğinizde ne oluyor?" sorularının da yöneltilmesi gerektiğini söyledi.
Şiddete maruz kalan kadınların partnerlerine geri dönmeleri veya destek süreçlerinde kararsızlık yaşamaları nedeniyle yargılanmaması gerektiğini vurgulayan Specht, kadınların çocukları, ekonomik bağımlılıkları ve sosyal baskılar nedeniyle farklı kararlar verebildiğini belirtti.
Şiddetten uzak bir yaşam kurma yolculuğu sığınaktan ayrılmakla tamamlanmıyor" diyen Specht, barınma, istihdam, hukuki danışmanlık ve psikolojik destek süreçlerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti. İtalya'dan CentroAntiviolenzaPisa temsilcisi FrancescaPidone, Casa della Donna (Kadın Evi) bünyesinde yürütülen çalışmaları anlattı.
Kadınların sahiplendiği kamusal bir mekânda gelişen örgütün çalışmalarında gönüllü emeğin önemli yer tuttuğunu belirten Pidone, kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaşabildikleri bir alan oluşturduklarını söyledi.
Kadın Evi bünyesinde hukuki ve psikolojik desteğin yanı sıra yaratıcı yazarlık, feminist eğitim, kadın tarihi ve cezaevindeki kadınlarla dayanışma gibi çalışmaların da yürütüldüğünü aktardı.
Merkezde görev alan bütün uzmanların yaklaşık 60 saatlik feminist eğitimden geçmesi gerektiğini belirten Pidone, "Avukat olmanız yeterli değil. Öncelikle feminist bir aktivist olarak eğitim almalısınız" dedi.
Gelecek sayımızda buluşabilmek umuduyla sevgiyle kalın.
24.10.2026





