Kadının Güncesi

KADININ GÜNCESİ AĞUSTOS 2026

Spor salonunda halter kaldıran Döndü Kanat, omuz hizasında, iki yanında ağırlık plakaları olan bir halter barını kavramış. Orta tenli, bel hizasına inen kıvırcık sarı saçlı ve gözlüklü. Üzerinde ilginç bir kıyafet var: vücudunun sol tarafında lacivert bir takım elbise ceketi, sağ tarafında kırmızı renkte, göğüs kısmında beyaz ay-yıldız bulunan bir tişört ya da forma; iki parça ortadan tam dikey şekilde birleşmiş. Belinde siyah bir ağırlık kemeri takılı. Bileklerinde koyu renk bileklikler veya ba

HAZİRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT


Değerli dergi takipçilerimiz biz yine sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu defa güzel haberlerimiz de var sizlere. Ne yazık ki ihlal edilmeye, elimizden alınmaya çalışılan haklarımız da yine haberlerimizin ana gündeminde yer alıyor.

 Önce Başlıklar:

  • Görme Engelli Milli Halterci Döndü Kanat Başarılarıyla Gururlandırıyor
  • EŞİK: Engelli Yakını İntiharları, Bir “Aile Faciası” Değil, Bakım Krizinin Sonucudur
  • Şehri Bırakıp Köye Döndüler: 18 Kadından Zirvede Hasat...
  • Ağrı'da Jinekoloğa Kadın Sünneti Soruşturması:
  • Dünya 20 Milyon Kadını Kaderine Terk Etti!

Görme Engelli Milli Halterci Döndü Kanat Başarılarıyla Gururlandırıyor

Ankara’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapan, doğuştan görme engelli Döndü Kanat, 2007 yılında başladığı halterde milli sporcu oldu, 100'ü aşkın madalya kazanarak 2023, 2024 ve 2025'te dünya şampiyonlukları yaşadı.

% 90 görme engelli olarak dünyaya gelen Döndü Kanat, 1998'de Anadolu Lisesi'nden mezun olduktan 1 yıl sonra sınava girip, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda veri hazırlama ve kontrol işletmeni oldu. 2007 yılında bir etkinlikte milli halterci Halil Mutlu'yla tanışan Kanat, halter sporuna başladı. İlk madalyasını Eskişehir'de düzenlenen Türkiye şampiyonasında kazanan Kanat, milli takıma seçildi. Her gün iş çıkışı antrenmana giderek müsabakalara hazırlanan Döndü Kanat, ulusal ve uluslararası turnuvalarda birçok madalya kazandı. Kanat, 2023'te İngiltere'de düzenlenen Dünya Oyunları, 2024 Kazakistan Dünya Kupası, 2025 Almata'daki Dünya Şampiyonası'nda şampiyonluk elde etti. Döndü Kanat, haltere başlamasında milli halterci Halil Mutlu'nun tavsiyesinin etkili olduğunu belirterek, "Haltere başlayacağımı söyleyince evde kıyamet koptu; özellikle ablam, babam ve annem 'Halter erkek sporudur, sen nasıl yapacaksın?' diye karşı çıktılar. Ama ilk madalyayı aldıktan sonra onlar da çok mutlu oldu. 2007 yılında milli sporcu oldum. Büyük bir hırsla çalıştık ve ülkemizi çok güzel temsil ettik. İlk madalyam Eskişehir'deki Türkiye Şampiyonası'nda geldi. Türkiye şampiyonluğunun ardından aynı yıl dünya 2'nciliği madalyasını kazandım. Ondan sonra da başarılarımın devamı geldi. 2009'da Miami'de düzenlenen Dünya Şampiyonası'ndan altın madalya, 2010 Maraş'ta düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda ise 2'ncilik elde ettim. 2014 yılında Gazi Üniversitesi Spor Yöneticiliği mezunu oldum. Görme engelliler alanında yöneticilik bölümünden mezun olan ilk kişiyim. Daha sonra diğer arkadaşlarım da devam etti ama o kapıyı ben açtım. 2023 yılında İngiltere'de düzenlenen Dünya Oyunları'nda altın madalya alan tek Türk ve engelli kadın sporcu oldum" dedi. Kanat, bir yandan kamu görevini sürdürürken diğer yandan antrenmanlara devam ettiğini söyleyerek, "Sabah işteyim, öğleden sonraları ve akşam antrenmana gidiyorum. Sabah 06.30'da başlayan günüm gece 23.00-24.00'e kadar sürüyor. İşimizi severek yaptığımız için devam edebiliyoruz. O saatten sonra ancak dinlenebiliyorum. Benim en büyük hayalim ise yaptığımız sporun olimpik branş olması. Diğer milli sporculara tanınan hakların bize de tanınmasını istiyorum. Benim idolüm Halil Mutlu. Beni bu spora yönlendiren de oydu. Daha sonra Nurcan Taylan'a da büyük sempati duymaya başladım. Bugün ise görme engelli sporcular için biz de rol model olduk" dedi.

Kanat, ekim ayında yapılacak Dünya Şampiyonasına hazırlandığını anlatarak, "Dünya şampiyonası hazırlıklarımız iyi gidiyor. Uzun yıllar birincilikler elde ettim. Bu yıl Avrupa 2'ncisi de oldum. Ekim ayında Dünya Şampiyonası var. Hırsla ve azimle çalışıyorum. Yeniden dünya şampiyonu olacağıma inanıyorum. Engel insanın zihnindedir. Zihninizi aştığınız zaman engelinizi de aşarsınız. Milli sporcu olarak ülkeme ve aileme yaşattığım gururları devam ettireceğim. Bayrağımızı her zaman dünyanın farklı bölgelerinde dalgalandıracağım," diye konuştu.

EŞİK: Engelli Yakını İntiharları, Bir “Aile Faciası” Değil, Bakım Krizinin Sonucudur

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), İzmir’de lösemi hastası engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra yaşamına son veren Nurten Kandemir’in ardından bakım politikalarına ilişkin açıklama yayımladı.

İzmir’de lösemi hastası engelli oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra kendi yaşamına son veren anne Nurten Kandemir’in yaşadığı durumu “aile faciası”, “bunalıma giren anne” ve benzeri başlıklarla vermek, yaşananları bireysel bir çaresizlik ve aile içi meseleye indirgemektir.

Oysa bu olay, sağlık ve bakım hizmetlerinin ailelere ve genellikle de aile içindeki kadınların üzerine bırakıldığı, insan hayatının ve bakım emeğinin değersizleştirildiği, sosyal devletin ortadan kaldırıldığı, yaşamı değil piyasayı merkeze alan bir düzenin ağır sonuçlarından biridir.

Üstelik İzmir’de yaşananlar ilk değil; Denizli’de 2018’de, Bursa’da 2024’te benzer vakalar yaşandı. Trabzon’da da 2023’te 80 yaşındaki bir baba, zihinsel engelli 52 yaşındaki kızını öldürdükten sonra yaşamına son vermişti. Babanın bıraktığı notta “Ben ölürsem kızıma kim bakacak?” diye sorması, bakım krizinin yakıcı sorusunu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.

Lösemi gibi ağır hastalıkların tedavisi; ilaç ve tedavi giderlerinin yanı sıra sürekli bakım ihtiyacı doğurarak haneler üzerinde ağır bir ekonomik ve duygusal yük oluşturuyor. Hastalık, engellilik ve yoğun bakım ihtiyacının bir arada bulunduğu durumlarda ise artan bakım ihtiyacı, hanelerin ekonomik yükünü ağırlaştırırken duygusal yükü ve geleceğe ilişkin kaygıları da derinleştiriyor.

Bu vakalar bize aynı zamanda önemli bir şeyi hatırlatıyor: Bakım yalnızca kadınların ve ailelerin işi değildir. Kadınlar bakım emeğinin yükünü tarihsel olarak çok daha fazla taşıyor olsa da herkes yaşamının farklı dönemlerinde bakıma ihtiyaç duyabilir; herkes bir yakınının bakımını üstlenmek zorunda kalabilir. Hastalık, engellilik ve yaşlılıkla birlikte bakım ihtiyacı ağırlaştığında bu sorumluluğun tek tek aile bireylerinin, kadınların ya da erkeklerin omuzlarına bırakılması kabul edilemez.

Nurten Kandemir olayı, bir kadının 7/24 kesintisiz, tatilsiz, güvencesiz, birçok durumda derin bir yoksulluk içinde ve tek başına bir bakım yükümlülüğüne mahkûm edilmesinin yarattığı fiziksel ve ruhsal tükenmişliği açıkça göstermektedir. Bakım üstlenen bireylere yalnızca sembolik evde bakım maaşı, geçici maddi yardımlar vermek yeterli değildir; kurumsal destek mekanizmalarının yanı sıra, bu kişilere düzenli psikososyal destek, yıpranma payı ve emeklilik hakkı gibi sosyal güvenlik güvenceleri sağlanmalıdır.

Sorulması gereken yalnızca; “Anne neden böyle bir noktaya geldi?” değil “Bu insanlar ve çoğunlukla kadınlar neden bu kadar ağır bir bakım yüküyle yalnız bırakıldı?” sorusudur.

Aile yılları, aile on yılları ilan etmek kolay. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı neredeydi?

Sağlık ve sosyal bakım hizmetleri neredeydi? Ailelerin ağır bakım yükünü paylaşacak kamusal destek mekanizmaları neden yeterli değildi? Neden engelli ve ağır hastalığı olan insanların yaşam hakkını güvence altına alması gereken sosyal devlet politikaları uygulanmıyor? Hasta, yaşlı, engelli, özel gereksinimli insanlar neden ailelerin dayanma gücüne terk ediliyor?

Bu ölümün ardından anneleri suçlamak, aileleri “yetersiz” ilan etmek ya da yaşananları bir “aile faciası” olarak sunmak yerine, bakım krizini ve kamusal sorumluluğun yokluğunu konuşmalıyız. Sosyal devlet bakım ihtiyacını, ailelerin fedakârlığına ya da piyasanın insafına bırakmak yerine, herkes için erişilebilir, nitelikli ve güvence altına alınmış kamusal bakım hizmetleri sunmakla yükümlüdür. Bakım verenlere ekonomik desteğin yanında sosyal hizmet danışmanlığı, dinlenme/ara bakım olanakları ve ruh sağlığı desteği sunulmalıdır. Çünkü bakım yükü yalnızca maddi değil, aynı zamanda fiziksel, sosyal ve psikolojik bir yüktür. Kamucu sosyal politika, bakım sorumluluğunu ailenin özel meselesi olmaktan çıkarıp toplumun ve devletin ortak sorumluluğu haline getirmelidir.

Özellikle uzun süreli ve yoğun bakım sorumluluğunun, tükenmişlik, sosyal izolasyon, yalnızlık ve ruhsal zorlanma yaratabileceği dikkate alınarak ruh sağlığı desteği bakım politikasının tamamlayıcı değil, asli bir unsuru haline getirilmelidir.

Gündüz ve gece kreşleri, yaşlı bakım merkezleri, engelli ve özel gereksinimli bireyler için rehabilitasyon merkezleri, bakım verenler için "mola evleri", parklar vb. erişilebilir yaşam alanları gibi sosyal altyapı yatırımlarını ekonominin ana omurgası olarak görüyoruz. Sorumluları göreve çağırıyoruz.

Şehri Bırakıp Köye Döndüler: 18 Kadından Zirvede Hasat...

Yetiştirdikleri yaban mersinini pazarlamada yaşadıkları güçlükleri aşmak amacıyla 2022 yılında Candarlı Kadınları Yaban Mersini Tarımsal Kalkınma Kooperatifini kuran 18 kadın yetiştirici, kooperatif sayesinde daha geniş pazarlara ulaşma imkânı buldu.

Kent merkezinde yaşarken yeniden Candarlı Mahallesi'ne dönen kadınlar, 850 metre rakımdaki bahçelerinde dikim, gübreleme, budama, hasat, paketleme ve sevkiyat dahil yaban mersini yetiştiriciliğinin tüm aşamalarını kendileri yürütüyor.

Yıllık 30 ila 40 ton yaban mersini yetiştiren kadınlar, yurt içi pazarının yanı sıra İngiltere ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne de ihracat yapıyor.

Kadın yetiştiriciler, tarımda kadın emeğinin görünürlüğünü artırıyor. Kooperatif başkanı Hülya Can, AA muhabirine, yaban mersini yetiştirilmesinin köye dönüşü teşvik ettiğini söyledi.

Ailesinin köyde yaşamasına rağmen uzun yıllar Bursa merkezde yaşadığını belirten Can, üretimin başlamasıyla birçok ailenin yeniden Candarlı'ya döndüğünü ifade etti.

Can, yıllık 30 ila 40 ton yetiştirdikleri yaban mersinini yurt içindeki müşterilerin yanı sıra İngiltere ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne de ihraç ettiklerini vurgulayarak, bölgede yaban mersini yetiştirme alanının çevre köylerle birlikte yaklaşık 1000 dekara ulaştığını kaydetti.

Toprak ve iklim koşullarının üretime elverişli olduğunu dile getiren Can, Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün çalışmaları kapsamında organik üretime yönelik eğitim aldıklarını ve kullandıkları gübre ile bitki koruma ürünlerini doğal yöntemlerle kendilerinin hazırladığını anlattı.

Ağrı'da Jinekoloğa Kadın Sünneti Soruşturması:

Ağrı'da faaliyet gösteren bir özel kadın hastalıkları ve doğum kliniğinde görev yapan bir doktorun sosyal medyada "kadın sünneti" ilanı vermesi tepki çekti.

Türk Tabipleri Birliği özel bir klinikte görev yapan Dr. Ali Çakır hakkında disiplin soruşturması başlatırken DEM Parti de konuyu TBMM gündemine taşıdı.

Tepkiler üzerine, Instagram'daki söz konusu paylaşım da değiştirildi. Çakır'ın Instagram hesabındaki paylaşımda yer alan "kadın sünneti" ifadesi, "hud derisi alma işlemi" şeklinde güncellendi. Çakır, estetik bir işlem olan "hudoplastiyi" yanlış şekilde adlandırdığını savundu.

BBC Türkçe'nin ulaştığı Çakır, "Türkçeye 'kadın sünneti' olarak geçen kadın genitalmutilasyonu (genital sakatlama işlemini) hiç yapmadım," dedi ve işleme karşı olduğunu söyledi.

Dünya 20 Milyon Kadını Kaderine Terk Etti!

Taliban'ın Afganistan'da yönetimi yeniden ele geçirmesinin üzerinden tam 5 yıl geçti. Uluslararası Toplumun sessizliği ve diplomatik hesapları altında 20 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu temel insan haklarından, eğitimden ve çalışma hayatından tamamen silindi. Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk örgütleri, ülkede yaşananları artık resmi olarak "Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı Rejimi" olarak tanımlıyor. Bilim dergisi Nature bünyesinde yayımlanan kapsamlı rapor ve uluslararası insan hakları örgütlerinin verileri, küresel aktörlerin ticari ve bölgesel dengeler uğruna 20 milyondan fazla Afgan kadınını ve kız çocuğunu sistemli bir şekilde kaderine terk ettiğini belgeledi. BM verilerine göre, rejimin iktidarı ele geçirdiği 2021 yılından bu yana 2,4 milyon kız çocuğu ortaöğretimden mahrum bırakılırken, 100 bini aşkın genç kadının üniversite eğitimi engellendi. Kadınların iş gücünden tamamen çekilmesinin Afgan ekonomisine yıllık maliyetinin ise 1 milyar doları aştığı belirtiliyor. Taliban yönetiminin eğitim ve sosyal hayata yönelik baskıları tam anlamıyla bir toplumsal cinsiyet kıyımına dönüştü. Yükseköğretim Bakanlığı tarafından çıkarılan kararnamelerle, üniversitelerde kadın yazarlar ile Batılı veya İranlı yazarlara ait 680 kitabın okutulması yasaklandı. Müfredattan toplumsal cinsiyet, kadın hakları, insan hakları ve demokrasi dersleri tamamen çıkarıldı. Ayrıca yürürlüğe konulan son "Ahlak Yasası" kararnameleriyle kadınların kamusal alanda seslerinin duyulması dahi yasaklandı. Yasalarda yapılan düzenlemelerle evlilikte asgari yaş sınırı kaldırılarak çocuk yaşta evliliklerin önü açıldı. Kadınların BM tesislerine girmesi engellenirken, Bamyan'daki son sağlık bilimleri enstitüsünün de kapatılmasıyla kadınların sağlık eğitimi alma imkânı tamamen ortadan kaldırıldı. Tıp eğitiminin durdurulması nedeniyle ülkenin önümüzdeki yıllarda devasa bir kadın sağlık çalışanı kriziyle ve dünyadaki en yüksek anne ölüm oranlarıyla karşı karşıya kalacağı vurgulanıyor. Afganistan'da kadınlara yönelik sistematik baskı sürerken, uluslararası kamuoyu ve Batılı devletler kapılarını kapatmaya devam ediyor. Üniversiteler ve insan hakları örgütleri, yaşam hakları tehdit altındaki kadın araştırmacı ve öğrencilere vize kısıtlaması uygulanmasının yeni bir insani kriz yarattığı konusunda uyarıyor. Tüm baskılara ve hayati tehlikelere rağmen Afgan kadınları eğitime ulaşmak için alternatif yollar arıyor. Katar merkezli faaliyet gösteren Afganistan Amerikan Üniversitesi'nin (AUAF) açtığı 281 kişilik çevrimiçi kontenjana 21 binden fazla başvuru yapılması, ülkedeki eğitim talebinin ve direncin boyutunu gözler önüne seriyor. Ancak uzmanlar, rejim tarafından uygulanan ülke genelindeki internet kesintilerinin ve altyapı müdahalelerinin çevrimiçi eğitim platformlarını da her an işlevsiz kılabileceği konusunda uyarıyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi yetkilileri, Afganistan'ın dünya medyasındaki manşetlerden düşmesinin krizin bittiği anlamına gelmediğini belirterek, uluslararası topluma bu toplumsal cinsiyet ayrımcılığı rejimine karşı acil eylem çağrısında bulunuyor.

Gelecek sayımızda kadın haklarına, mücadelesine dair hangi gelişmeler olursa yine yer alacak bu satırlarda. Umutla kalın.

18.08.2026

KADININ GÜNCESİ AĞUSTOS 2026