Kadının Güncesi

KADININ GÜNCESİ TEMMUZ 2026

Meryem Hanne Erbil, eskrim kıyafeti giymiş genç bir sporcu. Beyaz eskrim tulumu ve eldiveni içinde, sağ elinde bir eskrim kılıcı (flöre ya da epe) tutuyor, uç kısmı yere doğru. Kısa koyu renk saçları geriye toplanmış, açık tenli ve hafifçe gülümsüyor. Arka planda dua sabit uzun bir raf üzerinde yan yana dizilmiş çok sayıda siyah eskrim maskesi ve maskelerin altına asılı kılıçlar, kılıçların ince uzun namluları aşağı doğru sarkıyor. Sağ tarafta büyük bir Türk bayrağı dikey şekilde asılı; yanında

HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT


Merhabalar değerli dostlar. Biz bu sayımızda yine bildiğiniz gibi geldik. Bolca kadınlara yönelik hak ihlallerini içeren haberlerle sizlerleyiz.

 Önce Başlıklar:

  • Ayşegül Domaniç Yelçe Yaşamını Kaybetti
  • Depremde Ailesini Ve Kolunu Kaybeden Meryem Hanne Erbil Türkiye Şampiyonu Oldu!
  • İlk 6 Ayda 150 Kadın Cinayeti, 151 Şüpheli Ölüm: 'Kutsal Aile Söylemleriyle Gerçekleri Örtemezsiniz
  • Trans Öğretmen, Hedef Gösterilmesinin Ardından İşini Kaybetti
  • Baroların Kadın Hakları Merkezleri Çalıştayı Sonuç Bildirgesi Yayınlandı
  • İran’da Yılın İlk Yarısında En Az 9 Kadın İdam Edildi

Ayşegül Domaniç Yelçe Yaşamını Kaybetti

Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe, Fasiyo Skapulo Humeral Musküler Distrofi (FSHD) hastalığı nedeniyle bir süredir tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Yelçe’nin vefatı, ailesi ve sevenleri arasında derin üzüntü yarattı. 1952 yılında İstanbul’da doğan Ayşegül Domaniç Yelçe, orta öğrenimini Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde, yüksek öğrenimini ise Atatürk Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde tamamladı. 1972-1987 yılları arasında Türkiye Şişe Cam Fabrikaları A.Ş. ve bağlı kurumlarında çalıştı. 1987-1995 döneminde Doğan Holding bünyesinde görev aldı. Emeklilik sonrası çevirmenlik yapan Yelçe, 2010 yılında gazetemen adlı internet sitesinde köşe yazılarına başladı. 2011 Nisan ayından itibaren Hürriyet.com.tr’de yazılarını sürdürmekteydi. Gazeteci yazar Özer Yelçe’nin eşiydi. Ayşegül Domaniç Yelçe, 20 yaşından itibaren tedavisi bulunmayan bir kas hastalığı olan FSHD ile mücadele ediyordu. Hastalık nedeniyle ilerleyen dönemlerde yürüme ve günlük aktivitelerini bağımsız gerçekleştirme yetisini kaybeden Yelçe, bu zorlu sürece rağmen mücadeleci ruhunu hiç kaybetmedi. Kendisiyle yapılan söyleşilerde, hastalığın kişiliğine olumlu katkılar sağladığını ifade eden Yelçe, “Sağlıklı ama bundan farklı bir kişiliği olan Ayşegül olmak istemezdim” demişti.

Depremde Ailesini Ve Kolunu Kaybeden Meryem Hanne Erbil Türkiye Şampiyonu Oldu!

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerde Adıyaman'da Meryem Hanne Erbil ve ailesinin yaşadığı ev de yıkıldı. Enkazda anne ve babasıyla kardeşini yitiren Erbil, 3 gün sonra kurtarıldı. Sağ kolunu kaybeden depremzede sporcu Meryem Hanne Erbil, Diyarbakır'da geçen hafta düzenlenen ve 69 sporcunun katıldığı Para Atlet Türkiye Şampiyonası'nda gülle ve cirit atma ile 100 metre branşlarında Türkiye şampiyonu oldu. Spor hayatına 11 yıl önce eskrimle başladığını belirten Meryem Hanne Erbil, “11 ili etkileyen 6 Şubat felaketini yaşadım. O gün ailemi kaybettim. Annemi, babamı ve küçük kardeşimi. Bir de sağ kolumu kaybettim. Hem psikolojik hem de fiziksel olarak çok kötü olaylar yaşadım. Daha sonrasında spor hayatıma tekrar eskrimle başladım. Öncesinde devam ettiğim bu branşa geri döndüm. Eskrim hocalarım farklı sporları da deneyebileceğimi söyledi. Atletizme yöneldim ve bu branşta yeteneğimin olduğunu fark ettim. Cirit ve gülle atmada denemeler yaptım. Henüz çok yeniyim ama severek yapıyorum ve başarabileceğime inanıyorum. İki hafta önce Diyarbakır’da düzenlenen Türkiye Şampiyonası’na katıldım. Paralimpik branşlarda cirit atma, gülle atma ve 100 metrede Türkiye birincisi oldum. Üç madalya kazandım” dedi. Antrenmanlarına devam ettiğini belirten Erbil, “İlk hedefim ocak ayında yapılacak olimpik deneme yarışmaları. Ardından şubat ayında Dubai’deki turnuvaya katılmak istiyorum. Daha sonrasında 2027’de Kazakistan ve Özbekistan’da yapılacak Dünya Şampiyonası’na katılmayı hedefliyorum. Tabii ki tüm sporcuların en büyük hayali olan 2028 Olimpiyatları’na katılmak için de çalışıyorum” diye konuştu.

Adıyaman Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrencisi olduğunu belirten Meryem Hanne Erbil, “Bir yandan üniversite hayatım, bir yandan spor hayatım, elbette zorlu oluyor. Ancak ikisini bir arada dengeli bir şekilde yürütmeye çalışıyorum. Hem eğitimime hem sporuma zaman ayırıyor, hiçbirini geride bırakmadan çalışıyorum” ifadelerini kullandı.

İlk 6 Ayda 150 Kadın Cinayeti, 151 Şüpheli Ölüm: 'Kutsal Aile Söylemleriyle Gerçekleri Örtemezsiniz

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2026'nın ilk altı ayına ilişkin kadın cinayeti ve şüpheli kadın ölümü verilerini açıkladı.

Basın toplantısına yakınlarını kaybeden aileler, kadın örgütleri ve siyasi parti temsilcileri katıldı. Platformun açıkladığı verilere göre ilk 6 ayda 150 kadın öldürüldü, 151 kadın ise şüpheli ölü bulundu. Geçen yıl ilk 6 ayda 136 kadının öldürüldüğü de veriler arasında yer aldı. 2026 yılının ilk altı ayında öldürülen 150 kadının 64'ü eşleri tarafından öldürüldü. 17 kadın birlikte olduğu erkek, 10 kadın eskiden evli olduğu erkek, 4 kadın ise eskiden birlikte olduğu erkek tarafından hayattan koparıldı. 10 kadın akrabası, 9 kadın babası, 6 kadın oğlu ve 2 kadın ise kardeşi tarafından öldürüldü. 9 kadın tanıdığı biri tarafından öldürülürken, 17 kadının faillerle yakınlığı tespit edilemedi. Öldürülen kadınların yüzde 92'si evde öldürüldü ve yüzde 52'si ateşli silahlarla katledildi. Ayrıca, öldürülen kadınların yüzde 5'inin koruma kararı varken katledildiği ortaya çıktı. Konuşma yapan Platformun Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, şüpheli kadın ölümlerinde delillerin ilk saatlerde toplanmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Kav, birçok dosyada gerekli incelemeler yapılmadan soruşturmaların kapatılmaya çalışıldığını belirtti.

İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararının ardından kadınların yeterince korunmadığını ve 6284 sayılı Kanun'un etkin uygulanmadığını söyleyen Kav, devletin görevinin yalnızca failleri cezalandırmak değil, kadınları şiddete uğramadan önce korumak olduğunu ifade etti. Şüpheli kadın ölümlerindeki artışın da bu tablonun bir parçası olduğunu dile getirdi. Verilerin benzer olduğuna dikkat çeken platformun Genel Sekreteri Fidan Ataselim, "Kutsal aile söylemleriyle gerçekleri örtemezsiniz. Gerçek burada, bu tabloda, delilerde, yıllardır raporlayıp analiz ettiğimiz gerçeğin ta kendisi. Bu yüzden bir kez daha aynı gerçekleri tekrar etmek durumunda kalıyoruz. Güneş balçıkla sıvanmaz. Ne kadar kutsal aile deseniz de kadınlar evlerinde en yakınlarındaki erkekler tarafından ve ateşli silahlarla öldürülmeye devam ediyor" ifadelerini kullandı. Temsilcilerin konuşmalarının ardından yakınlarını kaybeden aileler söz aldı.

Şüpheli şekilde yaşamını yitiren 25 yaşındaki Havin Aşkan'ın ağabeyi Bedirhan Aşkan, Büyükçekmece'de denizde elleri ve ayakları bağlanmış, halıya sarılı halde cansız bedeni bulunan Sedef Güler'in annesi Gülizar Sezer, Siirt'te 2 yıldır kayıp olan 4 çocuk annesi Mekiye Akyel'in ablası Halime Pilgir, Sefaköy'de çalıştığı binanın 3. katından atlayarak intihar ettiği iddia edilen Aysun Yıldırım'ın annesi Hüsniye Yıldırım, şüpheli şekilde ölü bulunan Eda Küçükbaltacılar'ın annesi Nurhayat Küçükbaltacılar, Bornova’da havlupana asılı halde ölü bulunan Duygu Bölükbaş'ın annesi Nuriye Bölükbaş, Kastamonu’da evinde ölü bulunan üç çocuk annesi Elif Özkan’ın ağabeyi Orhan Karadağ ve Ankara'da şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Ceren Ünal'ın annesi Yurdagül Doğan birer konuşma yaptı.

Delillerin toplanmadığını, kamera kayıtlarına ve dosya içeriklerine erişemediklerini, bazı şüphelilerin serbest bırakıldığını belirten aileler, "Dosyalar kapatılmasın, etkin soruşturma yürütülsün, katiller korumasın ve en ağır cezayı alsın. Çocuklarımız için adalet istiyoruz, başka evlatlar katledilmesin" çağrısında bulundu.

Aileler, adalet sağlanıncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

Trans Öğretmen, Hedef Gösterilmesinin Ardından İşini Kaybetti

İstanbul Sarıyer'de faaliyet gösteren Özel Açı Ortaokulu'nda İngilizce öğretmeni olarak görev yapan trans  öğretmen Lila'nın iş sözleşmesi, yandaş medyanın hedef göstermesinin ardından yenilenmedi.

Okul yönetiminin velilere yönelik düzenlediği "Cinsel Kimlik Gelişimi" semineri ve öğrencilerle paylaşılan uyum sürecinin hedef gösterilmesinin ardından işten çıkarılan Lila, yaşananları bianet'ten Tuğçe Yılmaz’a anlattı.

Okul psikiyatristinin yürüttüğü cinsel kimlik gelişimine ilişkin bir veli seminerine, velilerin tepkilerini görebilmek için anonim olarak katıldığını söyleyen, Lila, "Çoğunluğu çok destekleyiciydi. 'Bu hiçbir şeyi değiştirmiyor, öğretmenimiz aynı öğretmen' diyenler oldu. Yalnızca bir veli, çocuğunun eve bazı sorularla döndüğünü, örneğin peruk takıp takmayacağım gibi konularda kafasının karıştığını söyledi ve okulun yöntemiyle ilgili bazı çekincelerini dile getirdi. Bunun dışında genel yaklaşım olumluydu. Psikiyatrist de velilere çocuklarının sorularına kısa ve dürüst yanıtlar verebileceklerini, bilmedikleri konularda 'Bilmiyorum' diyebileceklerini anlattı. Salı, çarşamba ve perşembe günleri derslere girmeye devam ettim. Okulda öğrencilerin yeni ismime alışmaya çalıştığı, sorular sorduğu, gelip sarıldığı doğal bir uyum süreci yaşandı" dedi. Ardından dersin ortasında iki rehber öğretmenin sınıfa gelerek hakkında çıkan haberleri sorduklarını söyleyen Lila, "Haberi bana okulda gösterdiler. Kişisel bilgilerimin, eski ve yeni ismimin, fotoğraflarımın yer aldığı korkunç bir haberdi. Fotoğrafım da sınıf grubunda bulunan bir kareydi. Bir öğrencinin yer aldığı fotoğraf kesilerek servis edilmişti. Bunu okul içinden biri dışında yapabilecek birinin olduğunu düşünmüyorum. Şok oldum. Ağladım. Eşyalarımı topladım ve öğrencilerime veda bile edemeden okuldan ayrıldım. Benim için çok ağır bir andı" ifadelerini kullandı.

Zoe Lila, haberlerin ardından birçok velinin destek mesajları gönderdiğini ve bazılarının dayanışma için imza topladığını öğrendiğini söyleyerek, "Bütün o nefret kampanyasına rağmen velilerin yanımda olduğunu düşünüyordum" dedi. Ardından okul yönetimiyle yaptığı görüşmeyi şöyle anlattı: "Görüşmeye okul müdürü ve genel müdür katıldı. Bana o hafta boyunca okul yetkililerinin, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) yetkilileriyle görüştüğünü söylediler. Görüşmelerin içeriğini bilmiyorum. Ancak ellerinden geleni yaptıklarını, buna rağmen gelecek yıl sözleşmemi yenilemeyeceklerini ifade ettiler. Bu benim için çok yıkıcıydı. Bir gün sonra ameliyat olacaktım ve kendimi bir anda tamamen yalnız bırakılmış hissettim.” Hakkımda bakanlık soruşturma başlattı. Bunun dışında 'CİMER soruşturması' denilen süreç kapsamında, ameliyatımdan iki-üç gün önce okuldaki öğretmenler ifadeye çağrıldı. Benim sınıfta ne söylediğim, yürütülen rehberlik etkinliğinin içeriği gibi konular üzerinden okul hakkında bir inceleme yürütüldüğünü biliyorum.”

Baroların Kadın Hakları Merkezleri Çalıştayı Sonuç Bildirgesi Yayınlandı

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi (İstanbul Barosu KHM) tarafından düzenlenen, Türkiye’nin dört bir yanından gelen baroların Kadın Hakları Merkezleri, #EŞİK gönüllüsü avukatlar, kadın örgütleri ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen “12. Yargı Paketi ile Aile Hukukunda Yapılması Planlanan Değişikliklerin Kadın Haklarına Etkileri Çalıştayının Sonuç Bildirgesi yayımlandı. Çalıştayda, aile hukukunda kadınların kazanılmış haklarını geriletecek düzenlemelere ilişkin ortak değerlendirmeler yapıldı ve şu talepler öne çıktı: Temel hakları ve Medeni Kanun’daki kadın kazanımlarını hedef alan torba yasa ve yargı paketi yöntemlerinden vazgeçilmelidir. Demokratik cumhuriyetin ve eşit yurttaşlığın güvencesi olan laik hukuk düzeni tavizsiz biçimde korunmalıdır. Kadın ile erkek arasındaki sosyoekonomik güç eşitsizliği ve erkek şiddeti gerçeği karşısında, kadınların hak kaybına yol açacak aile hukuku arabuluculuğu sistemi kesin olarak reddedilmelidir. Kusur, tazminat ve sosyoekonomik durum araştırması yapılmaksızın hayata geçirilecek bir “hızlı boşanma” modeli; kadınları aile konutu şerhinden ve tedbir nafakasından fiilen mahrum bırakacaktır. Yargıdaki gecikmelerin çözümü kadın haklarını geriletmek değil, aile mahkemelerini güçlendirmek ve liyakatli personel istihdam etmektir. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun ile güvence altına alınan ekonomik şiddet tanımının daraltılması kabul edilemez. Ekonomik şiddetin görünmez kılınması, kadınların malvarlığı ve ekonomik bağımsızlığı üzerindeki haklarını zayıflatacak, kadın yoksulluğunu derinleştirecek ve şiddet ortamından uzaklaşmalarını daha da güçleştirecektir. Nafaka hakkı tartışmaya açılmamalı; en düşük nafaka standardı belirlenmeli, nafakanın tahsil yükü kadının üzerinden alınmalı ve devlet tarafından güvence altında tutulmalıdır. 6284 sayılı Kanun eksiksiz uygulanmalı; yeterli bütçe ayrılmalı, uzman personel istihdam edilmeli ve barolar ile bağımsız kadın örgütleriyle iş birliği güçlendirilmelidir. #İstanbulSözleşmesi yeniden yürürlüğe konulmalı; devlet, kadınları şiddetten koruma yükümlülüğünü uluslararası insan hakları standartlarına uygun biçimde yerine getirmelidir.

İran’da Yılın İlk Yarısında En Az 9 Kadın İdam Edildi

İnsan hakları savunucuları ve kuruluşları, İran’da 2026 yılının ilk yarısında kadınlara yönelik artan hak ihlallerini, yargı baskısını ve katliamları içeren kapsamlı bir hak ihlalleri raporu yayımladı.

Raporda, uygulanan politikaların kadınların kamusal alandaki varlığını ve hak arayışlarını engellemeye yönelik sistematik birer baskı aracı olduğu vurgulandı. Yayımlanan rapora göre, adil yargılanma süreçlerinin işletilmediği Doğu Azerbaycan, İsfahan, Kazvin, Zencan ve Erdebil’deki cezaevlerinde yılın ilk 6 ayında en az 9 kadın idam edildi.

Yargı baskısının hedefinde olan kadın aktivistlerin bilançosu ise şöyle aktarıldı:

  • Meryem Hedavend, Erguvan Fellahi ve Mehnaz Çeharduli dahil olmak üzere 4 kadın aktivist hakkında idam kararı verildi. Bu kadınlardan üçünün ocak ayındaki protestolarda gözaltına alındığı ve Tahran Devrim Mahkemesi tarafından cezalandırıldığı belirtildi.
  • 44 kadın aktiviste siyasi faaliyetleri ve hak savunuculukları nedeniyle toplam 211 yıl 5 ay hapis cezası verildi.
  • 3 kadın hakkında toplam 179 kırbaç cezası, 4 kadın hakkında ise 14 yıl ertelenmiş hapis cezası kararı çıktı. İran, İsrail ve ABD arasında yaşanan askeri gerilimler ile internet kısıtlamalarına rağmen, yılın ilk yarısında 5 binden fazla kadının gözaltına alındığı kaydedildi. Yoğun güvenlik ablukası nedeniyle bu kadınlardan yalnızca 368’inin kimliği doğrulanabildi. Raporda, İran genelinde yılın ilk altı ayında en az 45 kadının katledildiği belgelendi. Kadın katliamlarının faillerinin büyük bölümünün eş, eski eş, baba, kardeş gibi en yakınlarındaki erkekler olduğu belirtilerek şiddetin yapısal boyutuna dikkat çekildi. Hak savunucuları, raporda yer alan verilerin buz dağının yalnızca görünen kısmı olduğunu belirterek, kadınlara yönelik gözaltı, ağır cezalar ve sistematik şiddetin organize bir politikanın ürünü olduğunu vurguladı. İnsan hakları örgütleri, uluslararası mekanizmaları İran’da derinleşen bu kadın kırımı ve hak ihlallerine karşı acilen somut ve etkin adımlar atmaya çağırdı.

Gelecek sayımızda yine dopdolu bir köşeyle buluşa bilmek umuduyla, sevgiyle kalın.

15.07.2026

KADININ GÜNCESİ TEMMUZ 2026