YAZAN: Nur Banu HELVACIOĞLU
Bir erkek yüzünden hayata küsülmez.
Canı acıdı diye güneşi suçlamaz insan; gece oldu diye sabahı inkâr etmez. Oysa biz kadınlar, bazen bir kalbin kırılışını bütün hayata yayarız. Bir kişinin gidişini, her şeyin sonu sanırız. Olmaması gereken tam da budur.
Bir erkek sever, bir erkek gider.
Bazen kalır ama kalbiyle kalmaz. Bazen de giderken ardında cevapsız sorular bırakır. Ama hiçbir erkek, bir kadının hayata tutunma sebebinden daha büyük değildir. Hiçbir kırgınlık, bir kadının içindeki yaşam isteğinden daha güçlü olamaz.
Kadın olmak; düşe kalka yürümeyi öğrenmektir.
Güvenip yanılmayı, sevip kırılmayı ama yine de ayağa kalkmayı bilmektir. Çünkü kadın, umudu kendinden büyütür. Bir başkasının sevgisiyle var olmaz; sevgisi bitti diye de yok olmaz.
Hayat sadece bir adamdan ibaret değildir.
Hayat; sabah kahvesinin kokusunda, kendinle kaldığın o sessiz anlarda, başardığın küçük ama anlamlı şeylerde gizlidir. Hayat; yeniden gülmeyi hatırladığın o ilk anda, “Ben buradayım.” diyebildiğin her nefeste saklıdır.
Bir erkek seni yarım bırakabilir.
Ama sen kendini tamamlamayı öğrenmişsen, o eksiklik seni yıkmaz. Acı geçer, kırgınlık azalır, kalp yavaş yavaş yeniden atmayı öğrenir. Ve bir gün dönüp baktığında, “İyi ki vazgeçmemişim.” dersin.
Hayattan umudu kesmek, yanlış bir kişiye gereğinden fazla anlam yüklemektir.
Oysa umut kimsenin elinde değildir. Umut, bir kadının en güçlü yerindedir. Ve sen onu yaşatmaya karar verdiğin sürece, hiçbir şey seni hayata küstüremez.




