BİRÇOK İNSAN İÇİNDE BULDUĞUM KARDEŞİM BANU VE SONGÜL’ÜN DOSTLUK HİKAYESİ

İki genç kadın birbirlerine sıkıca sarılmış gülümsüyor. İkisi de açık kahverengi tonlarında saçlı ve açık tenli. Yüzleri birbirine çok yakın, gözleri kapalı ya da yarı kapalı, ifadeleri çok neşeli. Üzerlerinde açık mavi kot ceketler birbirine oldukça benziyor. Soldaki kadının ağzı açık şekilde gülüyor, parmağında ince, sade bir yüzük. Sağdaki kadının dudakları kapalı ama geniş bir gülümsemesi var.

YAZAN: Nur Banu HELVACIOĞLU


Hayat bazen insanı en güzel insanlarla hiç beklemediği yerlerde karşılaştırır. Kimi dostluklar aynı sokakta büyüyerek başlar, kimileri aynı okul sıralarında filizlenir. Bizim hikâyemiz ise çok daha farklı bir yerde başladı. Yıllar önce bir WhatsApp grubunda yollarımız kesişti. O grupta birçok insan vardı. Herkes kendi hayatını yaşıyor, sohbet ediyor, bazen geliyor bazen gidiyordu. Fakat o kalabalığın içinde iki insanın yolları sessizce birbirine yaklaşmaya başladı.

Ben Banu, o ise Songül'dü.

O günlerde bunun yıllarca sürecek bir dostluğun başlangıcı olacağını ikimiz de bilmiyorduk. Sıradan birkaç sohbetle başlayan iletişimimiz, zamanla günümüzün en önemli parçasına dönüştü. Her geçen gün birbirimizi biraz daha tanıdık. Konuştukça ortak yönlerimizi keşfettik, paylaştıkça birbirimize daha çok bağlandık.

Aradan yıllar geçti. Ama dostluğumuzun en özel yanı belki de hiç kopmamış olmasıydı. Bugüne kadar neredeyse konuşmadığımız tek bir gün bile olmadı. Sabah uyandığımızda birbirimize “Günaydın,” dedik, gün içinde yaşadıklarımızı anlattık, gece olunca günü birlikte değerlendirdik. Hayatın sıradan görünen anlarını bile paylaşmak zamanla büyük bir bağ oluşturdu.

Mutlu olduğumuzda ilk birbirimize koştuk. Üzüldüğümüzde yine birbirimize sığındık. Bir başarı elde ettiğimizde sevincimizi ilk birbirimizle paylaştık. Canımız yandığında ise birbirimizin yarasına merhem olmaya çalıştık.

Gerçek dostluk belki de tam olarak buydu. Çünkü dostluk sadece güzel günlerde birlikte gülmek değildir. Zor zamanlarda da birbirinin yanında durabilmektir. Bazen saatlerce konuşmak, bazen de tek bir cümleyle "ben buradayım," diyebilmektir.

Hayat ikimize de farklı sınavlar sundu. Yorulduğumuz günler oldu. Kırıldığımız, ağladığımız, umudumuzu kaybettiğimizi düşündüğümüz zamanlar oldu. Fakat ne yaşarsak yaşayalım birbirimizin elini bırakmadık. Bazen kilometrelerce uzak olmamıza rağmen yanımızda duran en yakın kişi birbirimiz olduk.

İnsan her zaman yanında yürüyenlere değil, kalbinde yürüyenlere güvenir. Ben Songül'e işte bu yüzden güvendim. Çünkü onun dostluğu hiçbir çıkarın, hiçbir beklentinin üzerine kurulmamıştı. Aramızdaki bağ tamamen sevgiye, samimiyete ve güvene dayanıyordu.

Yıllar boyunca birbirimizin hayallerine ortak olduk. Kurduğumuz planları dinledik. Başarmak istediklerimiz için birbirimize cesaret verdik. Birbirimizin mutluluğuna gerçekten sevinen, başarısıyla gerçekten gurur duyan insanlar olduk. Gün geldi kahkahalarımız saatler sürdü. Gün geldi gözyaşlarımızı saklamadan birbirimize anlattık. Ama hangi gün olursa olsun, konuşacak bir şeyimiz mutlaka vardı. Çünkü dostluğumuz sadece kelimelerden oluşmuyordu, kalplerimizin birbirini anlamasından oluşuyordu.

Bazen düşünüyorum da yıllar önce o ‘WhatsApp grubuna hiç girmemiş olsaydım ne olurdu? Belki hayat devam ederdi. Günler yine geçerdi. Ama bugün sahip olduğum bu kıymetli dostluktan mahrum kalırdım. Belki de hayatımın en değerli kazanımlarından birini hiç tanıyamazdım.

Belki aynı aileden gelmedik. Ama birbirimizin hayatında kardeş kadar yakın olduk. Bu yüzden Songül'e sadece "Arkadaşım" demek bana hep eksik geliyor. Çünkü arkadaşlık bazen belirli bir mesafeyi ifade eder. Oysa bizim aramızdaki bağ çok daha derin. O benim sırdaşım, yol arkadaşım, destekçim ve gönülden kardeşim.

Bugün dönüp geçmişe baktığımda kaderin bana verdiği en güzel armağanlardan birinin bu dostluk olduğunu düşünüyorum. Çünkü herkesin hayatında böyle bir dost olmayabiliyor. İnsan bazen yıllarca aradığı güveni, anlayışı ve samimiyeti tek bir insanda bulabiliyor. Ben bunu Songül'de buldum. Ve yıllar sonra bile aynı içtenlikle söyleyebiliyorum: İyi ki o WhatsApp grubunda yollarımız kesişmiş.

İyi ki bir merhabayla başlayan sohbetimiz yıllara yayılan bir dostluğa dönüşmüş.

İyi ki hayat bana Songül gibi bir dost kazandırmış.

Belki aynı evin içinde büyümedik.

Belki aynı sofrada oturup her günü birlikte geçirmedik.

Belki çocukluk anılarımız ortak değildi.

Ama yıllar içinde öyle bir bağ kurduk ki zamanla birbirimizin ailesinden biri hâline geldik. Çünkü aile olmak her zaman aynı soyadını taşımak demek değildir. Bazen aile, sizi olduğunuz gibi kabul eden, en karanlık gününüzde yanınızda duran, sevincinizle sevinen ve gözyaşınıza ortak olan insanlardır. Songül benim için tam da böyle biri oldu. Kan bağımız yoktu belki ama kalpten kurduğumuz bağ birçok kan bağından daha güçlüydü. Onun mutluluğu beni mutlu etti, onun üzüntüsü benim de içimi burktu. Hayatımda yaşadığım önemli anlarda onu yanımda hissetmek bana güç verdi.

Bu yüzden yıllar içinde dostluğumuz sadece bir arkadaşlık olarak kalmadı. Bir kardeşliğe dönüştü. Sonra da insanın seçtiği ailesi dediği o özel bağlardan biri hâline geldi. Çünkü bazı insanlar hayata gözlerinizi açtığınız anda aileniz olur. Bazıları ise hayat yolculuğunuz sırasında karşınıza çıkar ve kalbinizde kendilerine bir yuva kurarlar. Songül benim kalbimde kendisine yuva kuran insanlardan biri oldu.

Bu hikâyeyi anlatmamın nedeni sadece yıllara dayanan dostluğumuzu paylaşmak değil. Aynı zamanda insanlara şunu hatırlatmak: Hayatta gerçekten böyle dostluklar var. Gerçekten sizi siz olduğunuz için seven insanlar var. Sizin mutluluğunuzla mutlu olan insanlar var. Başarınızı kıskanmak yerine alkışlayan insanlar var. Zor gününüzde elinizi bırakmayan insanlar var.

Belki herkes böyle bir dosta sahip olamayabilir. Ama sahip olanlar ne kadar şanslı olduklarını bilirler. Çünkü insanın en büyük zenginliği; sahip olduğu para, başarı ya da imkânlar değil, kalbinin bir köşesinde güvenle yer verdiği bir dosttur. Benim kalbimde o dostun adı Songül. Ve biliyorum ki yıllar geçse de bu dostluğun değeri hiç eksilmeyecek. Çünkü bazı insanlar hayatımıza sadece girmek için değil, iz bırakmak için gelirler. Ve o iz, bir ömür boyunca silinmez. Gerçek dostluk; çok insanla dolu bir hayat değil, zor günde tek bir insanın bile seni yarı yolda bırakmamasıdır.

BİRÇOK İNSAN İÇİNDE BULDUĞUM KARDEŞİM BANU VE SONGÜL’ÜN DOSTLUK HİKAYESİ