
YAZAN: Kıvanç HALDIZ
Değerli kadın okur dostlarım yürekten sıcacık bir merhaba ile yazıma başlamak istiyorum.
Hayatın ta içinden, görünmeyen, duyulmayan, hak ettiğince sevilmeyen, değer görmeyen kadınlarımızın dünyasına bir kahve içimi konuk olalım mı, ne dersiniz?
Bazı kadınlar vardır onlar doğuştan tutsaktırlar. Sevdiklerinden vazgeçemezler. Şiddet görür, hakarete uğrar gıkını çıkarmazlar. Delik deşik edilirler en sevdikleri tarafından. İsteseler bırakıp gidebilirlerdi ama onlar merhametlerine tutsaktırlar…
Bazı kadınlar vardır onlar hep ağlarlar. En yakınları bile bilmez onların incinmişliklerini, kırgınlıklarının sebebini, acılarını. Onlar bir güle bakarken gözleri dolar. Bir kediyi köpeği severken gözleri dolar. Ustaca gizlerler gözyaşlarını ve yüreklerinde taşıdıkları gerçek acılarını. Kimsenin anlamadığı, görmediği çileli kadınlar…
Bazı kadınlar vardır emekçi. Elleri, dudakları çatlak. Soğuktan donar, sıcaktan yanar, yorulur dinlenemez. Dünyayı yüklenir de sırtına kimseden takdir görmez. Oysa ne çok ihtiyaçları vardır içini ısıtan bir söze. Ruhu sevgiye açtır. Nasırlı elleri, çatlak dudakları okşanmaya değer bulunmaz. Bir eşya gibi hoyratça kullanılır bedeni ve on çocuk doğurur çileli hayatına. Çilesi biter mi hiç? Kocadığında on çocuğun biri bakmaz…
Bazı kadınlar vardır süslü, cilveli… Parmağında oynatır dünyayı cilvesiyle. Can yakar, ocak yıkar. Pervane olurlar cilvesine süsüne. Oysa gerçek sevmeyi bilmez onlar, sadece kullanırlar. Takma tırnaklarını, kirpiklerini, saçlarını çıkarsan ve yıkasan tüm boyalarını geriye hiçbir şey kalmaz.
On çocuk doğuran kadınlar hastır, güzeldir, en yalın halidir kadınların…
Bazı kadınlar vardır onlar henüz çocukturlar. Saklambaç oynamak ister, çamurdan çanak çömlek yapmak, bayramda pembe fırfırlı elbisesini giymek ister. Sanki oyun oynarcasına gelin olur gider yabancı bir eve. Gittiği evde herkesin gözünde gelindir, oysa o hala çocuktur. Büyüdükçe anlar mecbur bırakıldığı kaderini ve sessizce içine-içine ağlar. Eksik olur mu sırtından sopa, karnından bebe? İlk çocuğuyla akrandır neredeyse.
Naylon bebeği ile oynar gibi büyütür bebeğini…
Ah kadınlar …
Ah çilesi bitmeyen kadınlar…
Her biriniz bir roman kahramanı gibisiniz. Sürükleyici, nefes kesici hikayeler. Kimi yürek dağlar, kimi ağlatır. Kimi ateş olur yakar, kimi kendi katilini doğurur.
Ah kadınlar, kadınlarımız… Çileye mahkûm kadınlarımız. Gözlerinin derinliklerindeki acılarla gülümseyen kadınlarımız.
Yaşadıklarınız keşke bir filmin senaryosu, bir hikâye konusu olsaydı.
Keşke daha baba ocağında tatsaydınız sevgiyi, ilk değeri orada görseydiniz. Bilseydiniz arkanızda bir dağ var. Ahh! yar olduğunuz, bir gülü sever gibi sevseydi ve incitmeseydi elleri ve dili. Ne çare ki çok nadirdir dengine düşen.
Dünyanın her yerinde kadınlar emektar, çilekeş ve çok güçlüdürler. Sadece pek çoğu çileye katlanırken kullandığı gücünü dünyayı değiştirmek için kullanmayı hatırlamaz.
Kadın mutluysa herkes mutlu… Kadın bilgiliyse, güçlüyse, kendinin farkındaysa dünya mutlu…
Sevgiyle sevilip, sevgiyle yaşlanan kadınların sayısının artmasını diliyorum. Herkesin mutlu olduğu bir dünya hepimizin yuvası olsun. Hepinizi seviyorum.

