YAZAN: Ayşe Gülçin İLHAN
Serin bir nisan akşamı, sonuna geliyoruz yine yaslı bir ayın daha. Gün batarken çatıların kiremitleri ıslak, bahçelerdeki ağaçlar koyu yeşil, bolca almışlar yağmurdan nasiplerini. Nasip dedim ya; bu dünyada her varlığın ölçülmüş nasipleri varmış, öyle derdi babaannem. Yaşarken ne çok şey öğreniyor insan. Utangaç lise aşklarının ağlatan platonizmifelsefeydi başköşemizde ve fakülte kaldırımları. Hiç unutmam koyu gri isli sisli kış mevsiminde Ankara’nın kitap dolu Olgunlar sokağında ne şahaneydi seni beklemek. Sahi ne güzel yıllardı. Telaşı bol, umut yüklü ve aşkın serdengeçtileriydik, hatırlar mısın? Hatırla ne olur geçmişe yazdığım sevgilim, hatırla! Gökyüzü yine maviydi ama başka bir mavi. Sıcak mavi, ümitli mavi, senli benli sevmeli mavi. Atilla İlhan okurken kitabın aynı yerine bırakırdık dipnotları. Hürriyet ve İstiklâl… ilk sigara denememizde sen ne asildin,ne mahir. Sanki kırk yıllık tiryakiydin, benim sesim boğuldu, gözümde yaşlar ve çok gülmüştün bana alıp elimden atmıştın yere ve sanki attığın yetmemiş gibi bir de ayağınla ezmiştin yaktığım o ilk ve son sigarayı.
Senin ilk oldu ama son olmadı. Kırk yıllık tiryakiliğinin başlangıcıydı. Bilemezdin o kör, gri ve onmayacak dumanın seni benden alacağını…
Ben hep yarımım sevgilim, senden sonra o gün bugün yemin etmiş sanki Tanrı bile beni yalın bırakmaya. Yalın, yarım ve öylesine sere serpe.
Beyaz araba farları yağmurlu bir Ankara akşamını delip geçiyor. Demir bahçe kapıları sırılsıklam, sokak köpekleri ıslak, kediler üşümüş, kaldırımlar bizsiz. Seni özlüyorum yine, ne garip. Düğmesi baştan yanlış iliklenmiş hayat hırkamızın. Sorgu lambası gibi arsız yanıyor çoğu zaman sokak lambası.
Şiirlere göz atıyorum, değişmişim, kalemim de değişmiş. Derinleşmiş ve olgunlaşmış. Değişmeyen tek şey cesaretim. Burnum yere düşse eğilip almıyorum, kalemim zaten cesur. Ayıp günah dinlemiyor yine. “Kim ne der? Eller ne düşünür? El dedikleri kimdir kimlerdendir?” Lafzını başucumdan indireli çok olmuş. Umurumda değilsiniz demenin edebi yolu bu.
Ben edebiyatım sevgilim; seni dumana verdim vereli edebiyatım işte! Az sonra gece şarkıları çalmaya başlayacak. Yağmura teslim olmuş bir kemanın akoru yapılacak ıslak bir Tunalı akşamında. Bir İspanyol kadın şehvetle söyleyecek son şarkıyı ve biz seninle dans edeceğiz sabaha dek masadaki kandil gün ışığına denk. Sen kulağıma yine Atilla İlhan OK
Okuyacaksın ama bana mecbur olmayacaksın. Seni seveceğim en başta ve en sonda. Büyük harfle başlayan tümcelerde el ele tutuşup Ankara’nın notalı sokaklarında izimizi kaybedeceğiz.
Farsça bir şarkıya evrilecek gece, senin için dua edeceğim, sonra ikimiz için. Yağmur başlayacak ve kocaman gözlerin ıslanacak, ikimizin nefesi arası yine tütün kokusu. “Müptelayım sevgilim bir sana bir de bu dumana!” derken sımsıkı sarılacaksın bana…
Şimdi akşam…Tanrı sensizlikte ısrarlı ben şikayetsiz, şartsız teslim olmuşum yalnızlığa. Umurumda değil, aslında senden ötesi ve aşkından emin kadınların ölümünü arzuluyorum. Yanına geleceğim sevgilim, seninle olacağım gri mermerden köşkün altında. Az kaldı hissediyorum ve ben daima seni seviyorum…
Nisan 2023
Ankara



