AŞKIN ŞÖVALYESİ AHMED ÂRİF

Tarih
01 Ocak 2026
Okuma süresi
~4 dk

YAZAN: Ayşe GÜLÇİN İLHAN

" Beni bu kadar çok mu sevdin?" diye sordu kadın.

"Ben" dedi adam; “Ben seni Ahmed’in Leyla’sını sevdiği kadar çok sevdim.

Kadın gitti söz bitti. Geriye yaşanmamış bir sürü kırık hikâye kaldı. Cümle cümle paragraf oldu, süzüldü kalemden kelimeler. Bir kelime dağ olur mu? oldu işte. Ardı arkası daima düşlerde saklanan dağlar vardır. İşte onlardan biri daha yaşanmadan yazıldı. Aşk, tüketilmeyi sever. Gitmeyi, dönmeyi, bir yanı ayazken diğer yüzü buzulları eritecek acımasız kor ateşler büyütmeyi. Mümkünü görmezden gelip İmkansızın peşinde hercümerc olmaları sever. Geride sönmeyi bilmeyen yangınlar bırakarak gider. Vurur gider de yangında bıraktığı aşığa dönüp bakmaz yaralı mı yoksa öldü mü dokunduğum diye.

Etimolojik açıdan İkilemelere yaslamak gerekirse şu aşk çıkmazını; bozulup da düzelememek, çarkım parkım olmak veya yerle yeksan oluvermek demiş ya eskiler tam yerine oturur işte o an kelimeler. Bir girdaptan sağ kurtulur da insan salim kalır mı bilinmez. İşte bunca zorluğuna rağmen aşkını sonuna dek korumuş bir şövalyenin öyküsü okunmuş bu dünyada. Memleket topraklarından bir Ahmed Ârif gelmiş ve ölümsüz izler bırakarak çekilmiş huzurdan.

Ahmed Ârif’in mektuplarında, şiirlerinde, kitaplarında, her okunuşta sol gözden iki damla kutsal yaş indiren bir yürek sızısı vardır. Ömründeki tek aşkı Leyla’ya kendi deyimiyle “Leylim Ley”ine olan bağlılığı günümüzün aşk zannedilip meşke dönmüş kırık havalarına bir gönderme olmalı. Tensel hazzı geçip kallavi bir aşkı mutlaka Ahmed Ârif’ten okumalı yeni nesil ve hatta yeni baştan herkes, hepimiz…

Nasıl olur da yirmi yıl hiç göremediği, yaşayamadığı, hayatı paylaşamadığı bir kadını tutkulu bir aşkla sever bir adam ?..

Kadının yaşadığı aşkları, yaptığı evlilikleri, sevdalarını, ayrılıklarını hep uzaktan izler ve yazımını hiç kesmediği mektuplarla ondan haber alır, ona teselli olur. Onun çocuklarını sever. Yakınlarını bilir tanır. Mektupların çoğu özleme dair serzenişle başlar.

-“Aramadın, yazmadın meraktayım ama canın sağ olsun senin, gayrısını at gitsin. Sen üzülme yeter ki Leylim.”

İkisi de yazar olduğundan mektuplar genellikle edebiyat çevrelerinde çıkan yayınlarla ilgilidir. Uzun uzun yazar ve tartışırlar nerede hangi yazımızı nasıl yayınlasak, kaç kuruş gelse de yeni yayın için harcasak diye. Mevzular bazen siyaset, ara sıra memleket meselesi ama en yanığından Ahmed Ârif sevdasındandır.

Aşktan öte bir dostluk vardır aralarında. Her mektubun sonu da başı gibi özlem doludur. Hasretinden prangalar eskitir Ahmed Arif Leyla’sının… İstanbul nere Diyarbakır nere der içinden… Leylim üzülür ama Ahmed’in gücü uzaktan sadece yazmaya yeter. Düşünenin mahpus yattığı bir garip diyardır Onun ki. Onun biricik aşkı Leyla’sını İstanbul’da ona bunca uzakken ve eli kolu bağlı iken üzenlere de iki çift lafı olur Ahmed Arif’in:

–“Çiçek gibi insanları üzdünüz, bahçeleriniz bahar görmesin.”

Üzenler bahar gördü mü bilinmez ama tek bir kadına aidiyet hissederek aşık kalmak, son nefesine dek o kadını, her şeye rağmen; geçmişine, Ahmed’i asla almadığı hayatına, geleceğe dair planlarında bile hiç yer vermediği umuda rağmen sevmek her kişinin harcı olamaz günümüzde bir kadını koşulsuz sevmek, dağ gibi sevda beslemek…

 

Maviye

Maviye çalar gözlerin,

Yangın mavisine

Rüzgârda asi,

Körsem,

Senden gayrısına yoksam,

Bozuksam,

Can benim, düş benim,

Ellere nesi?

Hadi gel,

Ay karanlık...

 

İtten aç,

Yılandan çıplak,

Vurgun ve bela

Gelip durmuşsam kapına

Var mı ki doymazlığım?

İlle de ille

Sevmelerim,

Sevmelerim gibisi?

Oturmuş yazıcılar

Fermanım yazar

N'olur gel,

Ay karanlık...

 

Dört yanım puşt zulası,

Dost yüzlü,

Dost gülücüklü

Cıgaramdan yanar.

Alnım öperler,

Suskun, hayın, çıyansı.

Dört yanım puşt zulası,

Dönerim dönerim çıkmaz.

En leylim gecede ölesim tutmuş,

Etme gel,

Ay karanlık…

Adamlık denen mevzu, günümüz kadın dünyası için ütopya halini almış bir imkânsız dünya insanı hayali iken Ahmed Arif’i kitaplarından tanımak bile iyi geliyorken; varsın ötesini her insanın kendi algısı belirlesin. Bin kadını tek sözle avutmak değildir mesele. Bir kadına bin söz dökmektir kutsal olan. Böyle bir kutsiyet de tartışmasız Ahmed Ârif harcıdır. Leylâ Erbil bu aşka hiçbir zaman karşılık vermemiştir, dostluğunu bâki tutmuştur. Ahmed Ârif’in ölümünden sonra yayınlanan bir röportajında Leyla Erbil şöyle der:

“Sanırım sevilmek güzeldir, ben hiç mi sevilmedim nedir bu boşluk?”

Sevebilmek mi yoksa sevilmeyi özümseyebilmek mi asıl mesele der allak bullak olur insan bu sözleri duyunca ve Ahmed Arif’in Leylâ’sına yazdığı son mektuplardan birinin köşesinde şöyle bir cümle oturur insanın sol yanına: “Biz birbirimize o kadar alışmamıştık ki. Öyle değil halbuki Leyla, alışmamıştık amma, alışabilirdik ve alışacaktık.”

Leylâ Erbil 1977 yılında üç hikâyeden oluşan bir kitap yayımlar. Kitabın son hikâyesinde Ahmed Ârif’ten bahseder ve adı da “Eski Sevgili olur. Bunu dergide gören Ahmed Arif 15 Mayıs 1977’de Ankara’dan Leylâ’sına yazdığı son mektubunun son satırlarında şöyle der: “Roman boyutuna taşıyabilirdin mevzumuzu. Bana danışsaydın adını Eski Sevgili yerine “Ölümsüz” ya da “Sonsuz” olmasını isterdim. Uygunu yakışığı budur çünkü. Yine de sana teşekkür ederim.”

Ay karanlıkmış, ne çare demeli bu son mektubun üzerine, hatta sessiz kalmalı. Şimdi iki damla yaşı yanağından boynuna akıtmadan gel de Ahmed Arif’i, gel de anlat bilmeyene aşkı! Öyle günler olmalı ki sevdaya, aşka, sılaya ve gurbete dair ne yazılıyor ise aşkın yenik şövalyesi Ahmed Ârif’e yazılmalı. Sevdiğinden başkasına kör olan bir adamın romanı yazılmalı, oğlan çocukları yetiştirmeli analar bu terbiye ile… Aşka adanmış naçizane bir kalemin kalbinde altın hançer olmuş birkaç Ahmed Ârif hitabeti kalır ve bu yazı da kaderinde Ahmed Arif’i arayan kadınlara atfolunur:

 

Leylim

Canım Leylim

Leyla’m benim

Sevgili Cânım

Leylâ Usta.

ANKARA 2019

AŞKIN ŞÖVALYESİ AHMED ÂRİF