
YAZAN VE SESLENDİREN: Hülya İNSEL
Bir yerde okumuştum: “Annemin de seçeneğinin olmadığını anladığımda yetişkin oldum.” İşte ben de bu duyguya seninle geldim anne. Hissediyorum.
Canım çok sıkkınken torununun boyama kitabını boyayışın gözümün önünden gitmiyor. İçim kan ağlarken senin o mavi rengi özenle seçişin, sonra kırmızı kalemin ucunu açıp bastıra bastıra boyayışın... Burnumun direği sızlıyor o anı hatırladıkça. Neyi boyuyordun anne? Neleri düşünüyordun? Çocukken boyama yapmayı sever miydin? Saçlarını kim örerdi?
Sonra anladım. Sen aslında o gün bir köpeği değil, çocukluğunu boyuyordun.
Elin ağrıyordu. Daha yeni ameliyat olmuştun. Ama o ağrıya rağmen öyle güzel boyadın ki... Köpeğin kulakları kırmızıydı, kuyruğu maviydi. Hayalindeki köpeği gördüm ben orada; o çocuk masumiyetiyle çizilmiş bir hayali.
Çünkü sen hayal kurmaya fırsat bulamamıştın anne.
Sen boya kalemleriyle vakit geçireceğin yaşlarda çocuk emzirdin, yemek yaptın, ev işi yaptın. Senin oyun oynaman, resim yapman, duvarına kendi çizdiğin resmi asman gerekiyordu. Ama sen çok erken büyüdün.
Sen hiç çocuk olmadın anne.
On dört yaşında evlendin. Oysa okumak istiyordun. Dikiş okulunda öğretmen olmayı hayal ediyordun. Şimdi on dört yaşında bir çocuk gördüğümde bazen sen geliyorsun aklıma. “Bu yaşta evlenilir mi?” diye geçiriyorum içimden. Ama bunu hep içimden söylüyorum.
Çünkü sen hayallerinden hiç bahsetmiyorsun.
Neydi hayalin anne?
Belki de senin gibi ne çok kadın vardır; hayallerini anlatmaya fırsat bulamadan büyüyen, kendini keşfedemeden ömrünü başkalarına adayan...
Dün arkadaşlarla konuşuyorduk. Kendini tanıyamadan geçen ömürleri, yeteneğini hiç öğrenemeden yaşayan insanları... İnsan bu hayatta ne hisseder diye düşündüm.
Sana sorsam biliyorum, “Yine aynı hayatı yaşamak isterdim.” dersin.
Ama bunu gerçekten istediğin için mi?
Yoksa başka bir hayatı hiç düşlemeye fırsatın olmadığı için mi?
Ah annem...
Belki de seni en çok, çocukluğunu hiç yaşayamamış olmandan dolayı özlüyorum.


