ANTAKYA LAHTİ

Mermerden yapılmış, kabartmalarla süslü antik bir lahit. Dikdörtgen gövdeli bu lahitin üst kısmında, baş kısmı kırılmış, örtülü bir yastığa yaslanmış yatar pozisyonda bir figür sadece vücudu örtüyle kaplı şekilde korunmuş, baş kısmı eksik. Lahitin ön yüzü tamamen yüksek kabartma heykellerle kaplı. Alt sırada altı insan figürü ile bir at veya katır benzeri hayvan, yerde diz çökmüş veya düşmüş bir figür. Soldan sağa doğru, uzun tunik veya mantolar giymiş, bazısı sakallı bazısı genç yüzlü erkek fig

YAZAN: Ayşe Gülçin İLHAN

Benim için kutsal ışıktır müzelerin yarı baygın, içe kapanık, bir o kadar etkileyici aydınlatma sistemi. Müzenin belli düzen içindeki gezisinde sona doğru lahitler bölümü gelir. Lahit, özellikle antik çağda ölülerin muhafaza edildiği, gömü olmayıp yeryüzünde sergilenen, taş ve mermerden oyularak yapılan sandık şeklindeki mezar olarak tanımlanır. Bir uygarlığı incelemeye ve tanımlamaya başlarken ilk yapılacak işlerin başında ölü gömme geleneklerini araştırmaktır. Antik çağlarda kremasyon tekniği revaçtayken, özellikle Roma döneminde inhumasyon tekniği hızla kabul görmüş ve dolayısıyla lahit üretimi ve yayılımı artmış eski gelenekler paganizmin de usul-usul yok oluşu ile birlikte yerini lahitlere bırakmıştır.

Müzenin bu bölümü de başka bir dünya deyip süzüldüm loş ışıklı antik ölüler diyarına. Bulunduğu dönem göz önüne alınarak tarihi sıralama ile sayılarca büyüklü küçüklü lahitleri doyasıya izledikten sonra ayrı bir salona geçtim. Tam ortada tek lahit vardı. Hatay müzesinin mozaikleri ve bu lahtien seçme eserlerdendi. Müzede özel bir bölümde sergilenen Antakya Lahdi M.S 3.yy’atarihlenmiş veSidamonaadlı lahit grubu içinde değerlendirilmiş.SidamonaKonyaEreğlisindekiantik köyün adıdır ve Roma İmparatorluğu döneminde oldukça popülerdir. Mermeriyle ünlü Dokimeion (İşçehisar) Roma döneminde lahit atölyelerinin olduğu bir merkezdi ve zamanla burası bir lahit ekolü oluşturdu. Yazıya konu olan bu lahit teknik açıdan dokimeionlahdi olarak da anılmakta. M.S 265-270 yılları arasında 2,47m uzunluğunda, 1,22m genişliğinde ve 1,20m yüksekliğinde yapılmış Antakya lahdi. Bunlar işin ölçüsü ve tekniği. Onu bunu geçelim de lahdin üstüne öyle figürler oyulmuş öyle bir ikonografi yerleşmiş ve bunların tamamı en küçük ayrıntıya kadar mermere öyle bir işlenmiş ki ölesi ve o an olahte girip kaybolası geliyor insanın. Sanatla yaşayıp sanatla ölmüş olmalı antik devrin kalburüstü insanı.

Lahit, aristokrat bir aileye ait. Yetişkin bir kadın, yetişkin bir erkek ve genç bir kıza ait kemikleri içinde saklamakta. Ayrı bir bölümde ise lahdin içinden çıkarılmış bilezik, altın kolye, düğmeler ve üç adet altın sikke sergilenmektedir. Sikkelerin üçü de ölülerin çene kısmından çıkarılmıştır. Antik çağın bir diğer ölü geleneği de merhumların dil altlarına altın konularak defnedilmesidir. Lahdin yüksekçe kapağı üzerine; yana doğru uzanmış dökümlü kıyafet gitmiş bir erkek, bir kadın, iki çocuk, bir at ve bir kuş figüründen oluşan heykel topluluğu yer alıyor. İnsan figürlerinin yüzleri betimlenmemiş. Alt bölümün yani sandığın üst kenarlarında aslan ve boğa mücadele sahnesi yer alırken ölen kişilerin vasiyetine göre kendi tasvirleri de lahteişlenebiliyor. Dikkatimi çeken o çarpıcı eros figürünü araştırdığımda ölen çiftin mutlu ve huzurlu bir evliliği olduğunu bu sebeple de aşk meleği erosun lahde işlendiğini öğreniyorum. Ne güzel diyorum içimden mutluluklarını ölümsüzleştirmişler. Ön dar yüze gelindiğinde yer altı tanrısı hades çıkıyor karşıma. Ölüleri bu dünyadan diğer tarafa götüren tanrı. Hadese giden kapının önünde bir altarvealtarda bir kurbanın başında yer alan erkek figürü ise ateşi canlı tutmaya çalışıyor. Belli bir ikonografik dizim içinde yer alan sahnelerden bazıları şöyle sıralanmış; av sahneleri, hayvan mücadeleleri, aristokrat aileyi belirtmek için her bireyin aynı el parmaklarının özel işaretle betimleri ve en son veda sahnesi yer alıyor. Erostan sonra oldukça etkilendiğim bu sahnede sırasıyla figürlerin; gençliği, olgunluğu ve yaşlılığı temsil edilmekte. Oysa ölenlerden biri genç kız, ikisi çocuk. Onlar olduğu gibi yahut yaşayabildikleri kadar yer almışlar lahit yüzeylerinde. Ölümün ezelden beri beklenmedik, bilinmedik, ölçülemez ve adaletsiz bir yanı var hiç şüphesiz. Kesinliği olan tek şey, bir gün hepimizin öleceği gerçeği.

En fazla ne kadar yakın olunursa o kadar yaklaşıyorum lahte ve rahat uyuyun deyip tüm diğer lahitlerin sergilendiği salona dönüyorum. Kutsal müze ışığı altında lahit salonunun büyük duvarındaki bordo panoda yer alan büyük harflerle yazılmış ünlü bir söz beynimde kalıcı yerini alıyor:

OmniaMorsAequeat.

Ölüm her şeyi eşit kılar.

Bu söz Romalı düşünür ve devlet adamı Senaca’ya ait.

Lahitlerde yatanlar da o lahitler için mermer ocaklarında ter dökmüş işçilerde şimdi eşitler, çünkü ölüler.

Bunun üstüne söz yok derken diğer bir Roma sözü geldi aklıma:

ArsLongaVitaBrevis.

Hayat kısa, sanat uzun.

O zaman kalıcı olan tek şey mermerlere nakşolmuş sanatlar.

Mart 2021

Antakya

ANTAKYA LAHTİ