BABAM İYİLEŞTİ Mİ

Hastane odasında bir hasta yatağına uzanmış yaşlı bir adam hastane kıyafeti giymiş, sırtı yastıklarla desteklenmiş şekilde yarı oturur pozisyonda ve gülümser halde. Yatağın sol tarafında gri kısa saçlı yaşlı bir kadın ayakta duruyor; adamın omzuna ve göğsüne nazikçe dokunmuş, ona yakın eğilmiş ve o da gülümsüyor. Yatağın sağ tarafında beyaz önlüklü, boynunda kırmızı stetoskop taşıyan bir sağlık çalışanı; hafifçe eğilmiş, adamın elini iki eliyle tutuyor ve gülümseyerek konuşuyor. Yatak beyaz çarş

YAZAN: Emine KAMÇI


Tıpkı gençlik yıllarına dönmüştü.

O güleç yüzüyle, kahkahalarıyla, mülayim biri olmuş çıkmıştı. Söylenene itiraz etmeden, boyun eğiyor, bizimle eğlenmeye çalışıyordu. Zayıflamıştı ama sağlıklı görünüyordu. Yine eski günlerdeki gibi bütün ev halkıyla birlikte neşeli bir gün geçiriyorduk.

Ben, o çocukluk günlerimdeki gibi kıpır kıpır halimle ortalıkta dolaşıyor, babama ufak tefek sataşmalarda bulunarak, onun şakalarına yanıt vermeye çalışıyordum. Sonunda babamı bir müzik eşliğinde dansa kaldırdım. O da ne? Babam hiç dans etmesini bilmezdi ki. Bu biraz tuhaftı ama babam önerimi geriye çevirmeden benimle dans etmeye başladı. Bunda bir iş vardı; bu kadarı da fazlaydı. Babam, hiç alışkanlığı olmadığı şeyleri yapıyordu.

Odanın ortasında birbirimize sarılmış halde defalarca dönüp durduk. Müzik bittiğinde Eski zaman sedirlerine benzeyen, arkasına uzun yastıkların sıralandığı bir divana oturdu babam. Bense, yanına oturacağıma, onun ayakları dibine Çömelmiştim. Bir yandan da öne öne kayan babamı, iki elimin gücüyle geriye ittirip yastıklara yaslamaya çalışıyordum. Babamsa, bana teşekkür ediyor, belinin bu şekilde rahatladığını söylüyordu.

 Bir anlık başımı divanın ucuna dayadım. Güneş, pencereden divan örtüsünün dallı, mavi desenlerine vurarak görüntüleri daha bir seçilir hale getiriyordu. Ansızın bir kara sinek, hoplaya zıplaya gelip örtünün desenleri üzerine korkusuzca kondu. Bu görüntü, benim için tamamen tanıdıktı. Küçücük bir kız olduğum sıralarda, aynı durumu yaşadığımı anımsıyorum. Bir şey daha anımsıyorum; bu durumun akabinde kendisi de bir çocuk olan küçük ablam yanıma gelip benim resmimi yapmak istediğini söyleyerek, odanın halısının üzerine yüzükoyun yatmamı istedi. Ben de söyleneni yapınca, elime bir elbise fırçası tutuşturdu. Hemen başucuma da birlikte kum oynadığımız küçük oyuncak Kovayı getiriverdi. Böylece, halıyı temizlemekte olan bir kızı canlandıracaktım sözüm ona. Ancak, yanıma koymuş olduğu kova boştu. Su falan yoktu tabi ki… sonradan ablamın yapmış olduğu resme baktığımda, kırmızılı halının üzerindeki kız resmini çok beğenmiş, arkasından kuyruk gibi uzayan elbisemin eteğini görünce ablamla birlikte gülmeye başlamıştık.

Bu imgeler de kafama nereden doluşmuştu? Başımı divandan kaldırdığımda, diğer yanda hala arkadaşlarım, küçük ablam, yüksek sesle muhabbetlerine devam ediyorlardı. Babam, hiçbir şeye ama hiçbir şeye itiraz etmeden bizim neşeli sohbetlerimize katılıyor ve mutlu görünüyordu. Evet babam neşeli bir insandı ama daha çok kendi akranlarının yanında bu şekilde davranırdı. Koyu Ecevitçiydi babam. O günlerde konu siyaset olunca, karşısındakilerle kıyasıya tartışmaya girer, yürek dolusu Halk Partisini savunurdu. Öyle ki, yetmişlerdeki Kıbrıs Çıkartmasında gösterdiği başarısından dolayı, Kara Oğlanla gurur duymuştu.

Gerçekten de bir tuhaflık vardı ve ben bu tuhaflığı çözmek zorunda hissediyordum. Bunun için küçük ablamın yanına gittim ve onu dışarı götürdüm. Koridora çıktığımızda sağımızda açık duran yatak odasına girerek konuşmaya başladık. Ablama, ‘babam iyileşti mi?’ Diye sordum 1’den. Bu soruma şaşırmıştı. ‘İyileşti mi,’ diye yineledi sözlerimi. ‘O hasta mıydı?’ diye sordu yeniden konuşarak.

Oysa babam, yaklaşık 33 yıl önce ölmüştü. Ölüm nedeni ise kanserdi. Babam yıllarca mide ağrısı çekiyordu ama bunun için pek de doktora gittiği söylenemezdi. Kendi yöntemleriyle midesini rahatlatmanın yollarını deniyordu. Örneğin Karbonatlı su içiyordu, kimi zaman da mide asidini düzenleyen tabletler çiğniyordu.

Ancak sonunda bir gün evin içinde düşüp-düşüp bayıldığında, onu hastaneye kaldırdık. Mide kanaması geçirdiği öğrenilince, Babama epeyce kan verdiler. Karbonatlı su yüzünden midesini haşat etmiş olabilirdi ama Karbonatlı suya bu denli zanlı yakıştırmasını yüklemek de olmazdı. Belki babam karbonatın miktarını fazla kaçırmış olabilirdi. Çünkü yıllardan beri insanlar bir miktar Karbonatı, suya karıştırarak içmişler, midelerini rahatlatmışlardı. Günümüzde bile bu uygulamayı sürdürenlere rastlıyoruz.

Yine babama dönecek olursak, kanlandı, canlandı ve sonunda eve döndü. Aradan yıllar geçti. Bir gün yakınlarım tarafından bana telefonla bir haber verildi. Babam çok hastaydı, ölüyordu.

Ancak babamın bulunduğu yerdeki evimize geldiğimde, her şey olup bitmişti. Onu mide kanserinden kaybetmiştik.

Uykudan uyandığımda bütün bunları düşünmüş, gördüğüm düşler kafamı karıştırmıştı. Vakit erken olduğu için yeniden uyumayı denedim; hemen uyumuştum da üstelik.

Evin salonunda oturmuş, içerden gelen müziği dinliyordum. Bir oyun havası çalıyordu. Müzik, olanca sesiyle, açık olan kapıdan dışarıya taşıyordu. O da neydi? Büyük oğlumla küçük oğlum içerideki odanın ortasında, müziğin kıvrak ritmiyle dönüp duruyorlardı. Neşeliydiler; müziğin arasından gülüşleri ta bana kadar geliyordu. Kendi kendime: ‘iki kardeş ne güzel uyum sağlıyor;’ diye düşündüm. Sonra birden, kanaryalı bir kapı zili işittim. Bu uzun uzun çalan kapı ziline uyandım. Gözlerimi açtığımda, ortalığı dikkatlice dinlediğim halde herhangi bir zil sesi duyamadım. Ancak, açık olan pencereden, yan komşunun papağanının ötmekte olduğunu işittim.

Anlaşılan, beni düşler basmıştı. Ortalıkta ne babam vardı ne ablam ne de arkadaşlarım. Küçük oğlumsa çok uzaklarda, çoluğuyla çocuğuyla başka bir ülkede yaşamaktaydı. Büyük oğlum da hala yatağında uyuyordu.

Üzerimdeki sersemliği atmak için salondan balkona doğru yöneldim. Temiz havaya çıktığımda, sabahın serinliği kendime gelmeme yetmişti. İnsanlar, çoktan düşlerinden sıyrılıp gerçek yaşamlarına dönmüşlerdi. Kuşlarsa, armonik bir biçimde ‘Mutluluğa davet!’ adlı şarkılarını söylemeye başlamışlardı. Bu şarkı, almak isteyene, umut vadediyordu.

BABAM İYİLEŞTİ Mİ