
YAZAN : Nursel DEMİR
Tahakkümün Olmadığı Bir Dünya Tasavvuru
Dünyayı tersine çevirelim. Ama yalnızca koltukları değil. Dili, hukuku, zamanı, üretimi, bakışı da tersine çevirelim. Bu bir vitrin değişimi değil, kadınlar geldi, sıra bizde ütopyası hiç değil. Bu, tahakkümün yerini ilişki ağlarının aldığı bir dünya tahayyülü. Bakımın, eşitliğin ve adaletin merkez olduğu bir düzen. Çünkü mesele iktidarın cinsiyeti değil. Mesele iktidarın doğası.
İktidarı Yeniden tanımlayalım.
Bu tersine dünyada devlet başkanlarının çoğu kadın olabilir. Ama asıl değişen şey sayı değil, siyaset kültürü.
Meclis kürsülerinde bağıran, birbirini susturan figürler yok.
Söz kesmek ayıp. Söz büyütmek erdem.
Karar mekanizmalarında kadınlar, engelliler, yaşlılar, gençler var. Kız çocuklar ve oğlan çocukları için ayrı komisyonlar değil, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten ve çocukların birlikte söz sahibi olduğu, birlikte düşündüğü kuşak meclisleri var.
Bir yasa çıkmadan önce şu sorular soruluyor;
Bu karar doğaya ne yapar?
Bu karar bakım emeğini nasıl etkiler?
Bu karar engellilerin erişimini genişletir mi, daraltır mı?
Bu karar yaşlıları yalnızlaştırır mı, toplumsallaştırır mı?
Bütçe görüşmeleri savunma harcamaları üzerinden değil, bakım harcamaları üzerinden yapılıyor. En güçlü bakanlık Bakım ve Yaşam Bakanlığı.
Ekonomi Büyüme Değil İyilik Hali
Gayrisafi yurt içi hasıla tek ölçüt değil artık. Toplumsal İyilik Hali Endeksi var. Ev içi emek ekonomik değer olarak kabul ediliyor. Yaşlı bakan, çocuk büyüten, engelli yakınına destek olan herkes emekçi sayılıyor. Sigortası var. Emekliliği var.
CEO’ların çoğu kadın olabilir. Ama başarı ölçütü kâr oranı değil. Bir şirket ne kadar az karbon saldıysa, o kadar başarılı. Ne kadar çok kreş açtıysa, o kadar itibarlı. Ne kadar çok engelli çalışanı erişilebilir koşullarda istihdam ettiyse, o kadar ödüllü. Yönetim kurullarında kota yok. Çünkü eşitlik sıradanlaşmış.
Doğa Kaynak Değil Akraba.
Nehirler hukuki özne. Ormanların avukatı var. Toprak davacı olabiliyor. Madencilik projeleri kaç kişiye iş sağlar diye değil, kaç canlıyı yerinden eder diye tartışılıyor. Ekofeminist bakış anayasal ilke. Bir dere kirletildiğinde ceza para değil. Zarar gören ekosistemi onarma yükümlülüğü. Şehirler otomobil merkezli değil. Yürünebilir. Tekerlekli sandalyeyle erişilebilir. Çocuk arabasıyla rahat dolaşılabilir. Parklar süs değil. Kamusal terapi alanı.
Dil Devrimi.
Adam gibi denmiyor. İnsan gibi deniyor. Zayıf halka denmiyor. Gücü elinden alınmış deniyor. Ama zamanla o da gereksizleşiyor. Çünkü kimsenin gücü elinden alınmıyor. Bağırmak güç göstergesi değil. Sakinlik güç. Sessizleştirilenlerin sesi kamusal değer.
Çocukluk, Yaşlılık, Engellilik.
Kız çocuk ve oğlan çocuğu aynı oyuncakla oynuyor. Kimse oyuncakları renklere göre ayırmıyor. Okullarda itaat değil, eleştirel düşünce öğretiliyor. Bakım bilgisi var. Empati dersi var. Toprakla temas zorunlu. Bir oğlan çocuğu ağladığında, kimse erkek adam ağlamaz demiyor. Bir kız çocuk yüksek sesle konuştuğunda, kimse ayıp demiyor. Yaşlılar yük değil, hafıza. Mahallelerde kuşaklararası yaşam evleri var. Engellilik lütuf üzerinden değil, tasarımın başlangıç noktası üzerinden konuşuluyor. Erişilebilirlik sorusu sonradan değil, en baştan soruluyor.
Şiddet, Medya, İlişkiler.
Kadınlara yönelik şiddet azalmış. Çünkü güç ilişkileri dönüşmüş. Sığınaklar var ama daha çok güçlenme merkezleri gibi çalışıyor. Erkeklik tahakküm değil, eşlik olarak yeniden tanımlanmış. Medya reyting için acı teşhir etmiyor. Failin kravatı değil, sistem konuşuluyor. Aşk sahiplenme değil. Kıskançlık sevgi değil. Bakım bir tarafın doğal görevi değil.
Zaman ve Devlet Refleksi.
Hız kutsal değil. Yavaşlamak tembellik değil. Dinlenmek hak. Kadın yorgunluğu tarih kitaplarında kalmış. Çünkü yük eşit dağılmış. Bir afet olduğunda ilk kurulan çadır güvenli alan. Engelli erişimi ilk günden planlanıyor. Yardım dağıtımında hane reisi erkek değil. Hane eşitliği esas.
Peki Ya Riskler.
Kadın yüzlü ama erkekleşmiş bir iktidar mümkün mü? Evet.
Çünkü ataerki yalnızca erkeklerin sistemi değildi. Bir zihniyetti. Bu yüzden süre sınırlamaları var. Yatay denetim kurulları var. Şeffaflık var. Bağlayıcı etik konseyleri var. Bakım ekonomisi yeniden kadınların sırtına yüklenebilir mi. Bu risk görülmüş. Bakım, cinsiyetten bağımsız bir yurttaşlık sorumluluğu olarak tasarlanmış.
Doğaya hak tanımak ekonomik gerilim yaratabilir mi?
Evet. Ama geçiş programları var. Ekolojik dönüşüm fonları var. Ya doğa ya iş ikilemine sıkıştırılmıyor kimse.
Erkekler bu dünyada dışlanmış hisseder mi?
Başlangıçta belki. Ama bu bir rövanş düzeni değil. Dönüşüm alanı açılmış bir düzen. Ütopyanın en büyük çatlağı insan, en büyük risk insan. İnsan hırslıdır. İnsan korkar. İnsan iktidarı sever. Hiçbir sistem insanı tamamen dönüştüremez. Bu dünya kusursuz değil. Ama farkındalıklı. Hata yaptığında geri adım atabiliyor. Özür kurumu var. Tam eşitlik yok. Ama eşitsizlik meşrulaştırılmıyor. Şiddet tamamen bitmemiş olabilir. Ama normalleştirilmiyor.
Ve belki en gerçekçi kısmı şu.
Bu dünya bir gecede kurulmadı. Yazılarla başladı. Yerel meclislerle başladı. Afetlerde kurulan dayanışma ağlarıyla başladı. Kadınların hayır demesiyle başladı. Tersine çevirmek bir devrim değil. Bir birikim.
25 Eylül 2026



