
YAZAN: Kıvanç HALDIZ
Zamanın birinde bir ülke varmış. Öyle bir ülkeymiş ki ihtişamlı sarayları, dört şeritli yolları, denizin üstünde köprüler altında tüneller, beş yıldızlı otel görünümünde hastaneleri varmış. Halkın bir kısmı bir eli yağda bir eli balda yaşarmış. Ülkenin bir kısmı doğan çocuğunu ipek atlaslara sarar, parmağına yumurta büyüklüğünde pırlantalar takarmış.
Bir kısmı “dünya kazan ben kepçe” misali gezer tozarmış. Yediği önünde yemediği çöpteymiş. İsraf diz boyu, eee bolluk var ne de olsa! Bunu duyan bu ülkeye akın akın gelirmiş. Gelen, ülkenin güzelliklerine, ucuzluğuna, misafirperverliğine hayran kalır, bu ülkeye yerleşirmiş. Halk memnun, halk çok mutluymuş… Nasıl olmasınlar? İstedikleri fiyata ev, işyeri ve topraklarını satabiliyor, çuvalla para alıyorlarmış. Bütün alışveriş merkezleri, kafeteryalar ağzına kadar dolu.
Gel zaman git zaman yerli halkın ne satacak yeri kalmış ne BENİM diyebileceği toprağı. Bütün o yabancıların hizmetkarı durumuna düşmüşler. Artık en güzel yerlerde yabancılar oturuyor, o muhteşem coğrafyanın tüm nimetlerinin tadını onlar çıkarıyormuş. Aç kalan halk, artık çöpten topladıklarıyla karnını doyuramaz hale gelmiş. Hırsızlık yapmaya başlamış. Yakalanan zindanlara atılıyor tabii ki… Zindana atılanlar çaresiz, bin pişman. Son pişmanlık fayda vermez elbette. Feryat figan ağlaşıyorlarken, kuytu karanlık bir köşeden saçı sakalı birbirine karışmış, cılız bir adam çıkmış. Çok uzun zamandır orada olduğu her halinden belliymiş. Onlara tüm gerçekleri bir-bir anlatmış. O anlattıkça utanmışlar, pişmanlıkları daha da artmış. “Uzun zamandır burada olduğun halde bu kadar şeyi nasıl biliyorsun?” diye sormuşlar. Yaşlı adam gülümsemiş ve şöyle demiş;
-Ben sizin uzun zamandır hırslarınız için zindana kilitlediğiniz AKLINIZIM! Beni kullanmayı bıraktığınızda her şeyinizi tek tek kaybetmeye başladınız. Esaretiniz başladı. ARTIK UYANDIĞINIZA GÖRE BÜTÜN ZİNDANLARIN KİLİTLERİ bir-bir kendiliğinden açılacak! Sizler azınlık zenginlerin hayatlarına bakarak karnınızın doyduğunu, hayatınızın güzel olduğunu sandınız. Alışveriş yapamadığınız, oturup çay kahve içemediğiniz mekanlara bakıp her şey çok güzel sandınız. Binemediğiniz otomobillerin çokluğu size her şey yolunda dedirtti. Hiç yapamadığınız tatilleri başkası yaparken paranız var sandınız. Başkalarındaki sınırsız zenginliğe bakıp kendi sefaletinizi görmezden geldiniz. Kendinizin de bu haklara sahip olduğunu unuttunuz. Topraklarınızı, evlerinizi para uğruna kaybettiniz. En kötüsü, sefalete düştüğünüzde sormadınız;
-EKMEĞİMİ KİM ÇALDI?
Sonra herkes hep bir ağızdan haykırmaya başlamış:
-EKMEĞİMİ KİM ÇALDI? O da ne! Bütün kilitler açılıvermiş. Karanlık bulutlar dağılıvermiş.
Her masalda gökten üç elma düşerdi biz çocukken. Eski vakitleri özlerken yine gökten üç elma düşsün.
Biri yazımı okuyan değerli okur dostlarım için,
Biri aklının kilitlerini açmış cesur, ışık taşıyan, ışık olan insanlar için,
Biri tüm ülkeme gelsin. Çalışan, üreten, adil refaha kavuşmuş, eğitimde, bilimde bayrağı kucaklamış, mert, seven, saygılı olan, güneş gibi, toprak gibi, yağmur gibi olan herkese gelsin. SEVGİMDESİNİZ.



