
YAZAN VE SESLENDİREN: Cemile ÖZEKER
Kadın Olmak Başka, Temsil Sorumluluğu Başka...
Yıllardır kadınların siyasette daha fazla yer almasını savunuyoruz.
Çünkü biliyoruz ki kadınlar karar mekanizmalarında ne kadar güçlü olursa, demokrasi de o kadar güçlenir.
Kadın belediye başkanları seçildiğinde gururlanıyoruz.
"Demek ki artık cam tavanlar kırılıyor." diyoruz.
"Kadın isterse başarır." diyoruz.
Ama tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor.
Kadın olmak, halkın verdiği emanete karşı sorumluluğu değiştirir mi?
Elbette hayır.
Çünkü seçilen kişi, ister kadın ister erkek olsun, önce halkın temsilcisidir.
Bugün son dönemde bazı kadın belediye başkanlarının, kendilerini seçen seçmene danışmadan siyasi parti değiştirmeleri kamuoyunda tartışılıyor.
Bu tartışmanın merkezine kadın kimliğini koymak doğru değildir.
Asıl konuşmamız gereken, seçmenin iradesidir.
Çünkü bir belediye başkanı yalnızca kendi adına aday olmaz.
Bir siyasi partinin ilkeleriyle, kadrolarıyla, seçim bildirgesiyle ve seçmene verdiği sözlerle yola çıkar.
Vatandaş da oyunu buna göre kullanır.
Sandığa giderken sadece bir kişiyi değil, onun temsil ettiği anlayışı da seçer.
Peki seçimden sonra...
Bu temsil ilişkisi tek taraflı olarak değiştirilebilir mi?
İşte asıl soru budur.
Kadınların siyasette daha fazla yer almasını isterken, onlardan beklediğimiz en önemli özelliklerden biri de güven duygusunu güçlendirmeleridir.
Çünkü kadınların siyasete kattığı değeri; dürüstlük, şeffaflık, hesap verebilirlik ve toplumsal vicdan üzerinden anlatıyoruz.
O hâlde aynı ilkeler, kadın siyasetçiler için de geçerli olmalıdır.
Hiç kimse, kadın olduğu için eleştiriden muaf değildir.
Ama hiç kimse de kadın olduğu için daha ağır eleştirilmemelidir.
Ölçümüz tek olmalıdır:
Halkın iradesine duyulan saygı.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız:
Bir belediye başkanı, hangi gerekçeyle olursa olsun, kendisini seçen halktan yeni bir onay almadan siyasi kimliğini değiştirdiğinde, temsil ettiği irade aynı irade olarak kalır mı?
Bu soru ne bir partinin ne de bir kişinin sorusudur.
Bu, demokrasinin sorusudur.
Çünkü sandık sadece oyların sayıldığı yer değildir.
Sandık, güvenin kurulduğu yerdir.
Ve güven...
Bir kez zedelendiğinde, onu yeniden inşa etmek seçim kazanmaktan daha zordur.
Kadınların siyasette daha güçlü olmasını savunmaya devam edeceğim.
Ama aynı kararlılıkla şunu da söyleyeceğim:
Kadın olmak, halkın emanetini taşımanın sorumluluğunu azaltmaz; tam tersine daha da görünür kılar.
Çünkü kadınların siyasette bıraktığı en güçlü iz, sadece kazandıkları seçimler değil; temsil ettikleri değerlere gösterdikleri sadakat olacaktır.
"Kadınların siyasette çoğalmasını istiyoruz. Ancak sayının artması kadar, siyasete güveni artırmaları da önemlidir. Seçmenin iradesi; kadın ya da erkek ayrımı olmaksızın, her seçilmişe emanet edilmiş kutsal bir sorumluluktur. O emanetin gerçek sahibi ise her zaman halktır."



