Hak Mı Hukuk mu Lütuf Mu

KADININ NÜFUS KÜTÜĞÜ

Damat ve gelinin çizim olarak birlikte durduğu bir düğün sahnesi. Solda siyah smokinli, papyonlu bir damat; yakasında beyaz çiçekli yaka çiçeği. Sağ işaret parmağını kaldırmış, gülümsüyor. Damadın konuşma balonunda: “Nerelisin?” yazıyor. Hemen yanında ahşap bir yön tabelası. Üstteki levhada: “MUĞLA” Alttaki levhada: “SİVAS” yazıyor. Sağ tarafta beyaz gelinlikli, duvaklı bir gelin. Elinde beyaz ve krem tonlarında çiçeklerden oluşan bir buket tutuyor, gülümseyerek damada bakıyor. Gelinin konuşma b

YAZAN: Avukat Zeynep AYGÜN


Anayasa Mahkemesi, evlenen kadının nüfus kütüğünün kocasının hanesine taşınmasını eşitlik ilkesine aykırı bulmadı.

Başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi, Nüfus Hizmetleri Kanunu 23. maddesinde yer alan "Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır." kuralını Anayasa'ya aykırılık yönünden inceledi. Maddenin devamı ise şöyle: "Kocası ölen kadın yeniden evlenmedikçe ölen kocasının aile kütüğünde kalır. Ancak dilerse babasının kütüğüne dönebilir." Anlaşılacağı üzere mevcut durumda kadının kendi nüfus hanesi (kütüğü) yok, babanın ve kocanın kütüğüne taşınıp duruyor.

Başvuruda gerekçesi de tam olarak bu yönde. Kadının kendine ait bir kütüğünün olmadığı ve kaydının evlenirken baba hanesinden koca hanesine, boşandığında ise tekrar baba hanesine taşınmasının kadının hukuk önünde kişi olarak tanınma hakkını ihlal ettiği, kadın aleyhine cinsiyet temelli bir ayrımcılık olduğu şeklinde. Başvuruda ayrıca nüfus kütüğünün koca esas alınarak değiştirilmesinin meşru bir amacının olmadığı ve bu durumun demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek Anayasa'nın 2., 10., 12., 13., 17., 41., ve 90., maddelerine aykırı olduğu ileri sürüldü.

Anayasa Mahkemesi ise bu düzenlemenin yalnızca "teknik bir düzenleme niteliğinde olduğu", "kişiyle ilgili nüfus olaylarının işlendiği sicili ifade etmekten öte bir mahiyeti bulunmadığı" ve dolayısıyla kişisel kimliğin bir parçası olmadığı gerekçeleriyle, 5 karşı oy ve oy çokluğu ile başvuruyu reddetti.

Kadının kendi kütüğünün olmayıp evlenme ile babasının kütüğünden kocasının kütüğüne taşınması, kadının bir mal gibi "alınıp verilmesi" kültürünün bir uzantısıdır. Bu zihniyeti besleyen herhangi bir kuralı kabul etmek mümkün değil. Kadını bağımsız birey olarak değil de erkekle kurduğu ilişki üzerinden tanımlayan her düzenleme Anayasa'ya aykırıdır. Mahkeme, uygulamanın "kişinin hukuki veya toplumsal kimliğini doğrudan şekillendiren bir yönü olmadığını" belirtse de bu doğru değil. Karşı oyda da belirtildiği gibi "Devletin kişiyi nasıl kaydettiği, aynı zamanda onu hukuk düzeni içinde nasıl tanıdığıyla ilgilidir." Ayrıca temsil her şeydir, fikirleri şekillendirir.

Gerekçede yine , “Evlenen kadının kaydının kocasının hanesine taşınmasının kişinin özel hayatına, dış dünyayla ilişki kurmasına, mevcut hukuki statüsüne ve somut herhangi bir menfaatine doğrudan ve belirleyici bir etkisi bulunmamaktadır," diye ifade edilse de gerçekler bunun tam aksi. Esas vatandaş erkekmiş de kadın onun bir eklentisiymiş gibi muamele eden her kural, cinsiyet temelli şiddeti meşrulaştırıyor. Dolayısıyla kadının özel hayatına da dış dünyayla olan ilişkisine de etkisi büyük. Hukuki statüsünü kâğıt üzerinde etkilemiyor gibi gözükse de uygulamada bu temsil şeklinin, kadınların hak arama mücadelesinin önünde ne kadar büyük bir engel olduğunu hepimiz görebiliyoruz.

Kararda nüfus kütüğü yalnızca bir kayıt usulüne indirgeniyor. Fakat bu kayıt usulünün neden kadın hanesi üzerinden yürütülmediğini, neden kadınlara kütük tanınması yerine erkeklere tanındığını açıklamıyor. Yalnızca basit bir kayıt usulüyse, manevi ve toplumsal sonuçları yoksa, nüfus kaydının kadının veya erkeğin kütüğünden takip edilmesinin bir önemi olmamalı. Öyleyse kanun koyucuya, nüfus kütüğü belirlerken kadını değil de erkeği seçtirten nedir? Mahkeme açıklamamış ama ben açıklayayım:

Nüfus kütüğü düzenlemesi, kendiliğinden ortaya çıkmadı. Şimdi sıralayacağım eski kanun maddelerinin bir uzantısı. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı (Eski) Türk Kanunu Medenisinde yer alan “Koca birliğin reisidir”, “Kadın, müşterek saadeti temin hususunda gücü yettiği kadar kocasının muavin ve müşaviridir. Eve kadın bakar,” “Birliği koca temsil eder.” “Eşler evlilik süresince velayetle ilgili konularda anlaşamazlarsa, babanın reyi muteberdir." gibi düzenlemeler artık tarih oldu ve yerlerini eşitlikçi düzenlemelere bıraktı. Anayasa uyarınca, aile Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca eşler, evlilik birliğini eşit olarak temsil ederler.

Çağ dışı cinsiyetçi düzenlemelerden geriye birkaç kırıntı kaldı. Bunlardan biri "Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır" hükmüydü. 2023 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından çok âdil gerekçelerle iptal edildi. Gerekçeyi okumanızı öneririm (AYM 22/2/2023 tarihli ve E.2022/155, K.2023/38 sayılı kararı).

Bir diğeri ise nüfus kütüğü kuralı. Eşitlik ilkesi ve insan onuruyla ters düşen, toplumsal gereksinimlere cevap vermede yetersiz kalan bu hükmün artık tarihe karışması gerekiyor. Kaldı ki artık nüfus kütüğünün, kayıt usulü olarak kullanılmasında pratik bir fayda kalmadı; her vatandaşın Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası var ve kayıtlar dijital ortamda tutuluyor. Bireysel kayıt sistemi kullanılabilir. Nüfus kaydının, erkek kütüğü üzerinden takip edilmesinde bir kamu yararı yok. Ayrıca mevcut nüfus kayıt belgelerinde zaten evlenmeden önceki kütük bilgileri, evlenme ile değişen kütük bilgileriyle birlikte yer alıyor. Eşlerimiz dahil tüm aile bireylerimizin nüfus olayları ve T.C. Kimlik numaraları yer alıyor. Kayıt takibi için kocanın hanesine gerek yok. Bu bakımdan da evlenme ile kadının kütüğünün kocanın kütüğüne taşınması yalnızca ataerkil bir temsilden öteye gitmiyor.

Karşı oy gerekçesinde bireysel kayıt sisteminin çocuk hakları açısından faydasına da değinilmiş ve katılmamak mümkün değil: "Çocuğun anne ve babasıyla soy bağı, her iki ebeveynin bireysel kayıtlarıyla bağlantı kurularak gösterilebilir. Bunun için annenin kaydının baba hanesinden çıkarılıp koca hanesine taşınması gerekli değildir. Aksine, birey esaslı kayıt sistemi çocuğun hem anne hem baba ile hukuki bağının eşit biçimde görünmesini sağlayabilir. Çocuğun üstün yararı, anne ve babadan birinin diğerine bağlı veya tâbi gösterildiği bir kayıt düzeniyle değil, her iki ebeveynle eşit ve doğrudan hukuki bağ kurulmasıyla korunur."

Sonuç olarak, "Evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır." hükmünün, Anayasa'ya aykırı bulunmaması; hukuki bir karardan çok ataerkil bir tutumdur. Kadın hareketinin hukuki ve toplumsal mücadelesi devam ediyor, tüm kazanımlarımız gibi kütüğümüz de bizim olacak.

21/08/2026

KADININ NÜFUS KÜTÜĞÜ