
SÖYLEŞİYİ YAPAN: Şule SEPİN İÇLİ
Şule: Sevgili Umudun Kadınları İzleyicilerimiz, ‘Hak Mı Hukuk Mu Lütuf Mu’ köşemizde, bu ay, Avukat Süreyya Yarli arkadaşımızı konuk etmek istedik. Kendisine sosyal medya aracılığıyla ulaştık. Daha önceden beri çok tartışılan ama Anayasa Mahkemesinde nafakayla ilgili çıkan karar üzerinden örneklerle konuşmak istiyoruz. Kısaca sizi tanıyalım isterseniz.
Süreyya: İstanbul Barosuna bağlıyım. Yaklaşık 11 yıldır İstanbul’da, kendi ofisimde serbest avukatlık yapıyorum. Çalışma alanlarım, ceza, sağlık hukuku, kadın ve çocuk hakları üzerine. Aynı zamanda sivil toplumda 12-13 yıldır aktivistlik yapıyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve çocuk hakları, ihmal, istismar, son dönemlerde hayvan hakları, kadının sağlık hakkı üzerine çalışmalar yürütüyorum. Bugün de hep beraber tam da benim uzmanlık alanlarımdan olan nafakayı konuşacağız.
Şule: Geçmişten beri erkekler ve hükümet bu nafaka sürecine neden bu kadar taktı? Bu süreci özetleyin isterseniz.
Süreyya: Bu tartışma son 4-5 yılın tartışması. Ama bahsettiğimiz nafaka konusu, çok daha eski, derin ve çok uzun yıllardır olan bir düzenlemeden bahsediyoruz. Bizim Türk Medeni Kanunumuz çok değişim geçirerek bu hale geldi. Medeni Kanun, kadınlar için çok önemli bir devrim kanunu. O yüzden buradaki kazanımları çok kıymetli buluyoruz. Bunlar üzerinde tabi ki tartışılabilir, farklı fikirler beyan edilebilir. Her kanun maddesi her zaman yüzde yüz doğrudur diyemeyiz. Toplumun ihtiyaçları ve dönüşümüne göre değişebilir, revize edilebilir. Mesele, bir grup erkek tarafından, son 4-5 yıldır tartışılan, nafakanın temelden kaldırılmasının istenmesidir. Bir grup da diyor ki “Tabi ki kadınlar nafaka alabilir. Ama neden bu süresiz, sonsuza kadar olsun? Üç gün, bir ay evli kalıp neden ölene kadar nafaka ödeyen milyonlarca erkek var.” bu iki gerçeklik de doğru değil. Konu çarpıtılıyor ve saptırılıyor. Olmayan deneyimler varmış gibi özellikle X platformu üzerinden aktarılıyor. Bir kulis çabasıyla, sanki milyonlarca erkek mağdurmuş gibi anlatılıyor. Aslında mağdur olan kadınlar. Çünkü kadınlar evlenince daha çok yıpranıyor, aldatılıyor, şiddet görüyor, ev işleri, çocuk bakımı yüzünden kariyerini daha ziyade kadın bırakıyor veya hiç okutulmuyor, hiç çalıştırılmıyor, evlendiriliyor, yoksulluğa düşüyor. Günün sonunda boşanması gerektiğinde, o kadına tabi ki ekonomik destek verilmesi gerekiyor. O yüzden bu madde, bu anlamıyla doğru bir madde. Maddeye baktığımızda, temelde hep söylediğimiz şey, bir cinsiyet de belirtilmiyor. Kanuna göre nafakayı erkekler de alabilir. Çok nadir de olsa, yoksulluğa düştüğü için kadın eşlerinden nafaka alan erkekler var. Nafakayı sadece kadınlar alabilir şeklinde bir düzenleme yok. Kadın düşmanı bir yerden insanlar demoralize edildi, yönlendirildi. Alanda çalışmayan, konuyu bilmeyen, kadın yoksulluğuyla ilgili gerçek bilgisi olmayan insanlar, sanki evlenip boşanmış bütün erkekler sonsuza kadar nafaka ödüyormuş gibi düşünerek, “Bu kadar da olmaz ki canım” gibi tepkiler veriyorlar. Burada yanlış yerden sürdürülen, özellikle bir grup trol tarafından başlatılıp sonra da bu yanlış kara propagandayla gündem yapılma meselesi var. Kadınlar daha çok mağduriyet yaşıyor. Çünkü nafaka miktarları çok düşük. Asıl bunları konuşmamız lazım. Nafakaların neredeyse yarısını erkekler ödemiyor bile. Kadınlar çoğu zaman erkeklerle karşı karşıya gelmemek ve bir an önce boşanıp o şiddet ve kötülük dolu evlilikten kurtulmak için nafaka ya da başka mali haklarından vazgeçip anlaşmalı boşanabiliyorlar. Bunları tartışmamız gerekirken, topluma çok yanlış bir yerden aksettirilen tartışmanın sonucunu ne yazık ki kadınlar aleyhine görüyoruz. Anayasa mahkemesi bir iptal kararı açıkladı. Fakat detaylarını henüz açıklamadı. 9 ay sonra yürürlüğe girecek. Anayasa Mahkemesi hangi gerekçeyle bu kanun maddesini iptal etti ve oraya nasıl bir şey konması gerektiğini düşünüyor, bunları henüz bilmiyoruz. Belki de bu insanların sevindiği kadar bir gerekçe görmeyebiliriz.
Şule: İnsanlar birkaç münferit, çevrelerinden duydukları olaydan etkileniyorlar., üç yıl evli kalıp 15 yıl nafaka alan kadın var mıdır istatistiki bilgi olarak?
Süreyya: Şimdiye kadar hiç bu kadar orantısız bir şey görmedim. Sadece yıl bazında söylüyorum. Görmemem, yok olduğu anlamına gelmez. Varsa bu kadar abartılı örnekler, bize dosyaları göndersinler bakalım. Hâkim neden üç aylık evliliğe 30 sene boyunca nafaka ödenmesine karar vermiş? Haklı bir gerekçe olup olmadığına bakalım. Diyelim ki haksız bir karar verildi. Mantıken bir avukata gidersiniz, durumunuzun kötüye gittiğini, kadının çalıştığını ya da evlendiğini söyleyerek bu nafakanın kaldırılmasıyla ilgili bir maddenin olup olmadığını sorarsınız. Öyle bir destekten yararlanırsınız çünkü var. Haksız bir durum varsa, avukat da nafakanın kaldırılması ya da azaltılmasıyla ilgili dava açar. İnsanlara şu aksettiriliyor: Sanki bütün aile hâkimleri istisnasız süresiz nafaka veriyormuş gibi. Bir ay ya da 30 yıl evli kalsa da bütün kadınlar boşanma davası açıldığından itibaren durumları iyi de olsa, kötü de olsa süresiz nafaka alıyorlarmış gibi bir algı yaratılıyor. Kanun, süresiz nafaka şartlarını belirliyor. Boşanma gerçekleşirken, yoksulluğa düşecek olan taraf, eğer kusuru karşı taraftan daha ağır değilse, süresiz nafaka isteyebilir. Bu durum kadınlar için yüzde 80 geçerli. Hâkim süresiz nafaka vermek zorunda değil. Kadını kusurlu bulursa, nafaka vermeyebilir. Bu nafakayı süreli olarak da belirleyebilir. Zaten son dönemlerde çoğu hâkim ya nafakanın örneğin iki yıllık toptan ödenmesine ya da aylık şeklinde iki yıl ödenmesine karar verebiliyor. Bunların kanunda yeri var. Bir gün evli kalıp ömür boyunca süresiz nafaka alan hiç kimse görmedim. Son yıllarda, dünyada, şöyle bir sıkıntı olmaya başladı: sosyal medyaya giriyorum, kafama göre atıp yazıyorum bir yalan. “5 gün evli kaldım. On yıldır nafaka ödüyorum. Bu kanun maddesi yüzünden eski karım da verdiğim nafakayı, çatır çatır yeni sevgilisiyle yiyor.” Kimse bu hikâyenin gerçekliğini araştırma gereği duymuyor. Belki o adam hiç evlenmedi bile. Bunu yazan başka bir trol. Belki o boşanma davasında başka gerekçeler var. Sorgulama yapmadan, yazılanların doğru olduğunu kabul ediyoruz. Sanki ortada büyük bir sorun varmış gibi bir algı yaratıyoruz. İstanbul, metropol bir bölge ve en pahalı iller arasında. Bu ilde verilen ortalama nafaka miktarı, 4-5 bin TL. Çocuk için 7 bin TL. Bırakın kira ödemeyi, aylık faturanızı bile ödeyemezsiniz. Sigortalı bir işe girince, bu nafaka geliri kesiliyor. Mahkeme karşı tarafın kira ödeme yükümlülüğünü vermiyor. İnsanlar aile hâkimlerinin ellerinin çok açık olduğunu sanıyor. Onların çoğu da çok daha tutucu. İnsanlar nafaka ücreti çok az çıksın diye gerçek kazandığını göstermiyor. Çoğu işten çıkarak sigortasını yok ediyor. Sigortasız çalışıyor, üzerindeki malı başkasına geçiriyor. Kendi fabrikasında, kendisini işçi gösterenleri gördüm. Evlilikte taşınmaz malların çoğu erkeklerin üzerinde Ortak emek vererek elde etseler bile. Birkaç istisnai durum yüzünden, biz kanun değiştirmek zorunda kalmamalıydık. Her kanun maddesini kötüye kullanan insan yüzünden kanun maddesi değiştireceksek, o zaman bizim kanun çıkarmamamız lazım. Kanunların boşluğundan yararlanan insanlar mutlaka olacaktır.
Şule: Erkekler boşanmayı kabullenmedikleri için nafaka ödemek onların egosuna çok ters gelen bir durum oluyor. Boşanmayı engellemek adına, insanlar nafaka almasın düşüncesi. Sanki boşanmayı engelleyecekmiş gibi düşünüyorlar. Nafaka hikayelerinde kadınlar çok şey anlatıyor. Boşanan kadınlara daha çok iş imkânı sağlansa, kadın yoksulluğu çözülür. Bunu yapsınlar. Pek çok kadın zaten nafaka alamaz.
Süreyya: Şunu vurgulamak lazım: Şu an neden çoğunluk kadın nafaka alıyor? Çünkü ekonomik olarak bu sistem yüzünden hala geride kalan kadınlar. Yoksulluğun en çarpıcı yüzünü yaşayan kadınlar, boşanınca çocuğun bütün bakım yükü üzerine kalan kadınlar. Evlilik süresinde de bakım yükü üzerine kalan kadınlar çalışıyorsa kariyerinde geriye giden, evlendiği için hiç çalışamayan, aldatılan, dövülen, eğitim hayatından mahrum bırakılan yine kadınlar. Genç nesilde bu sayı bir tık daha az olabilir. Üst nesli hiç söylemiyorum. Kaç kişinin anneanne ve babaannesi lise ya da üniversite mezunu, sigortalı bir işe girip emekli olmuş, evlilikleri sorunsuz geçmiş? Çoğu en az 4-5 çocuk doğurmuş hem evde hem de tarlada çalışmış. O neslin boşanmaya kalktığını bir düşünün. Boşanmaya çalışan bu durumdaki pek çok kadın müvekkillerimiz inanılmaz şekilde çok zorlanıyor. 30-40 yıllık bir evlilikten çıkıyor ve hiçbir güvencesi, emekli maaşı yok. Hele çocuklarından da destek göremiyorsa, adam ne kadar nafaka ya da tazminat verir, mahkeme ne bağlarsa, o kadın onunla geçinmek zorunda kalıyor. Böyle bir gerçeklik var Türkiye’de. Erkekler için bu durumların hiçbiri geçerli değil. Biz çok yapısal, derin, yıllardan gelen bir süreçten bahsediyoruz. Avrupa’daki belli başlı şehirlerde, kademeli nafaka ödenmesiyle ilgili örnekler veriliyor ama bu elmayla armudu karşılaştırmak gibi. Bu konuda İsveç’i örnek veremezsiniz. Kadın-erkek eşitliği, istihdamı, ekonomik güce katılım oranı bizimle aynı değil. Nafakanın mantığı bu eşitsizliklerin olması. İsveç aşıp gitmiş bu konuları ve yüz yıl bizim önümüzde. Bizde de sosyal devlet olsa, nafakaya gerek olmaz.
Şule: İşimize gelince Avrupa karşılaştırması yapıyoruz. Alınması gereken önlemleri almıyoruz. Çocukların iştirak nafakasıyla karıştırıyorlar yoksulluk nafakasını. Çocuklara ödedikleri parayı bile çok görüyorlar erkekler.
Süreyya: Sosyal medyada yazılanlara herkes baksın ve buna sevinenlerin yazdıklarını görsün. Böyle bir üslup olamaz. Sanki kadınlar çocuklarını ana-babalarının evinden getirmişler gibi, “Çocuk için bile ödememek lazım” diyorlar. Anlaşmalı boşanmada kendi çocukları için ödeyecekleri nafakada, 5yüz-bin TL için pazarlık yapıyor erkekler. Veremeyeceği için değil. Nafaka veremeyecek durumda olan, çocuğunu seven, saygıyla boşanmak isteyen, eşine hala saygı gösteren erkekler de var. Koşulları iyi olmadığı halde pazarlık yapmıyorlar. Verilen nafaka üç kuruş, çocuğa yetmiyor. Dışarıda yemeğe gitse, ödenen nafakanın üçte biri gider. Çocuğun başka giderleri de var. Yoksulluk ve iştirak nafakasını birbiriyle karıştırıp bu nafakaları ödeyemedikleri için tutuklandıklarını söylüyorlar. Bir iki tutuklama haberi düştü diye, herkes tutuklanıyor anlamına mı gelir? Şu an nafakadan dolayı tutuklanmak çok zor. İcra hâkimleri tutukluluk kararı vermemek için ellerinden geleni yapıyorlar. En az üç ay boyunca nafaka ödememen, acil duruma düşmemen lazım. Finansal anlamda bunu kanıtlayabilirsen, tutuklama olmuyor. Bu kararlar sana gelecek, sen itiraz edeceksin, dava açılacak, hâkim sana son kez ihtar edecek, süre verecek, o zamana kadar ödemeyeceksin. En son aşamada pes edip tutuklama kararı veriyorlar. Bu oran çok düşük. 10 dava varsa icrada, en fazla ikisi için tutuklama kararı veriyorlar. Biz hep şöyle konuşuyoruz: “Siz kadınları eve kapatıyorsunuz. Eğitim vermiyorsunuz, kadın işi bırakmak zorunda kalıyor. Çocuk bakıyor ve destek göremiyor. Senelerce o evlilikte kalıyor. Sonra bu kadınların çok az bir parayla idare etmesini istiyorsunuz.” Bunun tam tersi durumda olan kadınlar için aslında aynı şeyi konuşmamız lazım. Eğitimli, ekonomik durumu iyi olan kadın da evlilikte geriye düşüyor. Bu ülkede Koç ailesinin kızı değilseniz, evlendiğinizde otomatik olarak geriye düşüyorsunuz. İstediğiniz kadar kariyerli olun, bir kere çocuk doğduğu andan itibaren, çocuk bakımı tamamen sizin üzerinize kalıyor. İstediğiniz kadar başarılı olun, kariyerini bırakan, erkekten ziyade siz oluyorsunuz. Mesleğinize devam etmeye çalışsanız bile, geriden geldiğiniz için tekrar o meslek hayatınıza dönmek istediğinizde, zorlanıyorsunuz. Bu kadınlar da diğerleri gibi zorlanıyor, şiddet görüyor, aldatılıyor, farklı sorunlar yaşıyor.
Şule: En çok üzüldüğüm, pek çok avukatın da nafaka düzenlemesini desteklemesi. Gerçekten bunu anlamakta çok zorlanıyorum.
Süreyya: Bir masada 4 hukukçu oturuyorsa, 5 fikir vardır genelde öyle derler. Hukukçuların bir konuda yüzde yüz aynı noktada durdukları görülmemiştir. Hukuk böyle. Bunu savunan da bizim gibi karşı çıkan da çok fazla. Bazıları olaya tamamen fanatik, popüler bir yerden bakıyor. Belli bir kesimin desteğini alarak kendi görünürlüğünü artırmak için yapıyor. Bir kısmı gerçekten kendi içerisinde bu konuda öznel bir şey yaşadığı için destekleyebilir. Geriye kalanın da konuya vakıf olmayıp, kadın penceresinden deneyim yaşamayıp bu konuda kalem oynatmayıp, söz söylemeyip, bu mücadelenin içinde yer almayıp, kadın yoksulluğunu, yaşanan eşitsizliği görmeyip, konforlu yerlerinden sadece hukuk teknisyeni gibi bakıyorlar. “Maddede bu yazıyor. 2026 Türkiye’sindeyiz artık. Bu da savunulmaz ki kardeşim. Hani her şeyde eşittik?” diyorlar. Bu sadece teknik olarak hukuki bilgiyle kâğıt üzerinden değerlendirilecek bir konu değil. Nafakanın sosyolojik alt yapısını, geçmişini, kadın mücadelesini, kadınların bu noktaya nasıl geldiklerini, kadın yoksulluğunu bilmek lazım. Hala istihdama erişimde kadınların yüzde 30 bile olmadığını, ülkede kreş desteğinin %2 bile olmadığını görmek lazım. O yüzden “Kadınlar ayaklarının üzerinde dursunlar, kimseye muhtaç olmasınlar, gitsin çalışsınlar, koca parasıyla yaşamasınlar” diyemeyiz. Böyle düşünen kadınlar olabilir. Böyle düşünen kadınlardan ziyade, mağduriyeti yaşayan o büyük kadın grubu için, ileride buna maruz kalabilecek her kadın için bu mücadeleyi veriyoruz. Birkaç kadın bunu kötüye kullanıyor diye, kanun maddesini mi değiştirelim? Ne yapalım?
Şule: Bu yanlış anlamayı düzeltmek için bu mücadele adına ne yapmamız gerekiyor? Neler öneriyorsunuz?
Süreyya: Her yerde, sosyal medyada bir takipçimiz olsa bile yazıp çizip söylemek lazım. Arkadaşlarımızla, günlerde konuşmamız lazım. Düşüncelerimizi üretmeliyiz. Bu alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşlarına maddi manevi destek vermemiz lazım. Sivil toplumun sesini yükseltmesi de çok önemli. Geri kalan kısım, hukukçularda ve siyasetçilerde olacak. 12. Yargı Paketinde, nafakayla ilgili bir düzenleme gelip gelmeyeceği, bir tık sonraya mı bırakılır, orası belirsiz. Günün sonunda kademeli olarak böyle bir düzenleme gelebilir. O zaman da bizim mücadelemiz hukuken devam edecek. Kadınların bu mücadeleden en az zararla çıkması için önce kadınlar olarak kendi içimizde bu mücadeleyi vereceğiz. Bizim gibi düşünmeyen kadınlara bunları anlatmamız lazım. Diğerlerinin sesi ne kadar yüksek çıkıyorsa, bizim de sesimizin her yerde o kadar yüksek çıkması lazım. Burada olay, erkek düşmanlığı değil. Benim hayalimdeki dünya ve ülkede kimsenin birbirinden nafaka almaya ihtiyaç hissetmeyeceği bir ekonominin olması. Bu kadar ideal bir düzende yaşamak isterim. Hiçbir anlamda, ayrıldıktan sonra kimse birbirine muhtaç kalmasın isterim. Bu durumda olmaktan hiç hoşlanmıyorum. Ama şu an bu durumdaysak, bunun sebebi neyse, onu çözmek lazım. Soruna yanlış bir yerden bakıyoruz, onu anlatmaya çalışıyorum. Bir grup var ki onlarla hiç tartışmaya girmemeliyiz. Ne söylenirse söylensin, olayı köpürtmek, yanlış yerlere çekmek amacıyla aslında olayı manipüle ediyorlar. Milyonlarca erkeğin mağdur olması, neye göre bir veri? Bunu yazıyorsunuz, hiç cevap yok. Ülke zaten 90 milyon. Kaç yetişkin erkeğimiz var, kaçı boşandı da kaçı hayatının sonuna kadar nafaka ödedi? Nereden biliyoruz, güvenilir bir araştırmanın verileri mi var elimizde? Ama ağzı olan konuşuyor, yazıyor, çiziyor. Bu tür söylemlere itibar etmemek, mücadeleyi bırakmamak lazım. Her zaman kazanacak değiliz. Zaman zaman da geri plana düşebiliriz, geri adım atabiliriz. Önemli olan, mücadeleye devam etmek. Sonuçta kadın mücadelesi, yüzyıllardır süren bir mücadele. Bugün buradaysak, geriye düştüğü halde vazgeçmeyen kadın atalarımız sayesinde. Biz de öyle yapacağız.
Şule: Çok güzel, son derece açıklayıcı bilgiler paylaştınız, gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Dergimiz izleyenleri açısından da çok yararlanacakları bilgiler olacak bunlar. Konuk ettik sizi. Bundan sonra da yazmak isterseniz, her zaman için dergimizin kapısı size açık.
Süreyya: Ben de çok teşekkür ederim, emeklerinize sağlık. İyi ki davet ettiniz. Elimden geldiğince, fırsat buldukça, seve seve destek olmak isterim. Bu vesileyle bunu herhangi bir zamanda dinleyecek olan herkese de mücadeleyi hiçbir zaman bırakmamaları gerektiğini, her zaman birbirimize sarılmamız gerektiğini söylüyorum ve kalpten sevgilerimi gönderiyorum.
Şule: Bir söz daha alabiliriz sizden belki. Bu köşeyi iki ayda bir yayımlıyoruz. Aklınıza gelen bir konu olunca bir “Alo” derseniz, o konuyla da ilgili sohbet edebiliriz. Hem kadınların yararına bir şey yapmış oluruz. Karşılıklı soru cevap çok daha keyifli oluyor. Bu konuda da bize destek olursanız, çok seviniriz.
Süreyya: Seve seve, her zaman, ne demek?
5 Haziran 2026




