ÇALIŞAN BİR KADININ NAFAKA HİKAYESİ

Karikatür tarzında çizilmiş bir boşanma ve nafaka sahnesi. Sol tarafta mor elbiseli, orta yaşlı bir kadın, yere oturmuş, üzgün ve ağlamaklı bir yüz ifadesiyle başını tutuyor. Yanında “SPA” ve “BUTİK” yazılı alışveriş çantaları. Konuşma balonunda “Eyvah! 5000 TL ile nasıl geçineceğim?!” yazıyor. Ortada hâkim cübbeli, kel, gözlüklü bir adam kürsü arkasında duruyor, elinde tokmak tutuyor. Konuşma balonunda “Karar: Aylık 5000 TL nafaka ödenmesine!” yazıyor. Sağ tarafta koltukta rahatça yayılmış yaşl

YAZAN: Şule SEPİN İÇLİ

Kadınların yaşadığı hak ihlalleri ve ihmalleri çözülmüş de sıra nafaka meselesine gelmiş gibi, hortlatılan bir konu haline geldi. Keşke kadın yoksulluğu ortadan kalksa, boşanan kadınlar daha kolay ve güvenli iş bulsa ve çocuk bakımı sadece annenin üzerinde olmasa da nafaka konusunu düzenlesek… pek çok teknik bilgi var nafaka konusunda. Örneklerle anlatıldığında, daha çok kavrıyoruz konuyu ve işin içinde hissediyoruz kendimizi.

Geçenlerde bir sertifika töreninde, nafakayla ilgili iki konuşmacı çok değerli bilgiler verdi. İfade edilen bir cümle beni yazmaya yönlendirdi. “Çalışan bir kadın olsa, bu kadar derin bir yoksulluk yaşamaz” ben de çalışan bir kadındım. Eski eşimin ekonomik şiddetinden dolayı yoksul bir kadın ve iki çocuk annesine dönüşüvermiştim bir anda. 2002 yılında, Kadının İnsan Hakları Eğiticisi olmuştum ve boşandığım 2010 yılına kadar da onlarca grup çalışması yaparak kadınlara hakları konusunda bilinçlenme eğitimleri vermiştim. Boşanma sürecimde, kendimle ilgili ağır bir yüzleşme yaşadım ve bir süre grup çalışması yapmak istemedim. Yıllar sonra yakın bir dostumun, bu eğitimin beni geliştirdiğini söylediğimde, “Demek ki sana yararlı olmamış. Çünkü haklarını koruyamamışsın ve kendini ezdirmişsin” demesi beni çok kötü hissettirmişti. Ağır bir yükün altında kalmıştım. Dostum çok haklıydı. Başkalarının yaşamlarına dokunurken, kendimizle ilgili aynı değişimi gösteremiyorduk. Eğitim görmüş olmak, eğitici olmak, yetmiyordu. Özel yaşamımızda farkında olmadan, otomatikleşen davranışlar içinde buluyorduk kendimizi.

Defalarca bilgim olmadan borç yaptı, ben bulup buluşturdum kapattım. Neden, yuvayı dişi kuş yapardı ya ondan. O talep etmeden kredi çektim. Boşandıktan sonra ödemeyeceğini söyledi. Buna benzer tutumlar sergiledim. Eğer özveride bulunmazsam, destek olmadığım için suçlanacağımdan, bencil olma şeklinde algılanacağımdan korkmuş olmalıyım, pek çok kadın gibi.

Boşandığımda evimiz satılmıştı. Kredi borcu üzerime kalmıştı. Kiracı olmuştum. Başka borçlar da bunlara eklenince, iki çocuğumu ailemin yanına göndermek zorunda kalmıştım. Küçük kızım öğrenciydi. Büyük kızım işsizdi. Çözümü emekli olup farklı işlerde çalışmakta bulabildim.

2010 yılında anlaşmalı boşandık. O zamanın parasıyla 1000 TL nafaka istemiştim çocuklarımız için. O da kabul etti. Mahkemede hâkim, büyük kızım 18 yaşından büyük olduğu için, nafakayı küçük çocuğumuza yazdı, biz de itiraz etmedik. Nafaka ödemedi. Bunun üzerine nafakayı artırma davası açtık, o da azaltma davası açtı. Davayı kazandı ve ödemediği nafaka 600 TL’ye düştü. İcralarla uğraştık.

Ne zamanki küçük kızım 18 yaşını doldurdu, nafakayı ödemeye başladı. Emekli maaşımla birlikte çalışmasaydım, iki çocuğumu nasıl geçindirebilirdim? İnsanlardan destek alamazdım. Çünkü yoksul değildim. Haklarımı yeterince kullanamadığım ve evlilik süresince sürekli ödün verdiğim için bu durumdaydım.

Nafaka konusunda aşırı öfke ve gurur var. Nafakayı veren taraflar, ister yoksulluk nafakası ister iştirak nafakası olsun, öfkelerine yenik düşerek ödemek istemiyorlar. Çocuğuyla bir lokantada yemek yiyor, o gözüne gelmiyor, nafaka aylığı artacağı zaman alıyor onları bir kaygı. Sanki maaşlarının yarısı nafakaya verilecekmiş gibi.

Çoğu kadın da gurur meselesi yapıyor. “Yakamdan düşsün, şiddetinden kurtulayım, para pul istemiyorum” diyerek haklarını ihlal ediyorlar.

Sadece hikâye anlatmakla kalmayalım. Biraz da istatistiki bilgilere bakalım. Çalıştığını gizleyen, nikahsız evlilik yaparak nafaka alanlar yok mu? Var ama oranlara baktığımızda münferit kalıyor. Dosyaların 2.78’inde böyle durumlar oluyor. Bu az olan suistimaller, şu örnekle daha farklı ve doğru yorumlanabilir. Ameliyat için anestezi gerekli. Ancak bazan ölümler olabiliyor. İhmalden ölenleri kastetmiyorum tabi. Şimdi anestezi olmadan ameliyat mümkün mü? Bu az yaşanan olayların önlemini almak da mümkün üstelik. Çalıştığını gizlemişse, araştırarak kolayca ortaya çıkabilir ve gerekli işlemler başlatılabilir.

EŞİK’den alınan verilere göre, Boşanma sonrasında çocukların %74,6’sının velayeti kadınlara veriliyor. Çocuk için sağlanan ortalama iştirak nafakası miktarı 1.422,30 TL. Bu kadar parayla çocuğun eğitim gideri nasıl karşılanabilir? 2.303.859 hane (%8,5) sadece anne ve çocuklardan oluşuyor ve bu oran her geçen yıl artıyor. Anne tek başına yaşasa, geçimini sağlaması bir nebze de olsa daha kolay. 3 yaşın altında çocuğu olan erkeklerin istihdam oranı %90,9 iken, kadınlarda bu oran sadece %26,9. Neden? Kadının çocuğunu bırakacağı kreş yok. Çocuk bakımı annenin sorumluluğunda olduğu için kadın dışarıda çalışamıyor. Dolayısıyla boşandığında, çocuk varken iş araması mümkün değil. Uzun zaman iş dünyasından kopan kadının iş yaşamına dönmesi özgüven istiyor. 25-29 yaş grubundaki gençlerin %70’i ebeveynleri ile yaşıyor ve evden ayrılma yaşı gittikçe yükseliyor. Kendi ayakları üzerinde duramayan kadın, çaresiz ailesinin yanında kalıyor. Çocukların %36,8’i, kadınların %30,1’i, Türkiye ortalamasının üzerinde bir oranda yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Yani söylendiği gibi, çalışan kadınlar fazla değil. 2013-2021 yılları arasında velayet sahibi olmayan eşlerin (yani çoğunlukla babaların) açtığı iştirak nafakasını azaltma davaları %83,3, tamamen kaldırma davaları ise %62 oranında artmıştır. Görüldüğü gibi, itirazların çoğu çocuğa verilen nafaka üzerine.

Eğitim görmüş olmak, kişisel gelişimin sağlıklı olduğunu her zaman göstermiyor. Çalışan kadın kendini koruyamıyor. Lafa gelince eşitlikten, çocuk haklarından söz edenler de çocuklarından nafakayı esirgeyebiliyor.

Haklarımızı öğrenmekle işe başlamak önemli. Bunları uygulamaya geçirebilmek için dönüp kendimize bakmalıyız. Haklarımızı ancak bu şekilde içselleştirebiliriz.

21 Haziran 2026

ÇALIŞAN BİR KADININ NAFAKA HİKAYESİ