
YAZAN VE SESLENDİREN: Funda UYSAL
"Çok güldük, başımıza bir şey gelecek" Bizim jenerasyon böyle büyütüldü. Oğlan çocuğu yaramazlığının her türlü tolere edildiği evlerde, kız çocuğu neşesi hayra alamet sayılmazdı. Ne de olsa, kız kısmıydık. Hepimiz olmasa da çoğumuza rollerimiz öğretildi. Bunun dışına çıkan ayrık otu ilan edildi. Çünkü bir kız çocuğu güçlü yetişirse, kendi kızını da öyle yetiştirirdi. Ataerkinin elinin altında hazır bulunan kadın emeği ve varlığı, kadın uyanırsa, elinden kayıp gidecektir. Çünkü ayağa kalkan kadın kız kardeşlerini de kaldırır. Çünkü kadın kadının yurdudur.
Güçlü kadın karakterler genel olarak ataerkil toplumlarda sevilmezler. Ataerkinin hazzetmediği bu arketipi, toplumsal öğretiler ve bilinçaltı kalıplar nedeniyle sevmeyen ve dışlayan kadın popülasyonu da azımsanmayacak yoğunluktadır. Asırlar boyu eril hegemonyanın dayattığı biçili rollerin rıza mühendisliğiyle kadınların üzerine giydirilmesi, hemcinsler arası rekabet algısı ve savunma mekanizmaları gibi nedenler, kabul etmesi sevimsiz olsa da kadının kadına tepkisini açıklayabilir. Günlük hayatta, çalışma hayatına katılımı engellenmiş ya da görünmeyen emek yükünü tamamen sırtlanmış, kendisini ailesine feda etmiş, standartlarını genişletme şansı bulamamış bir kadın, gerçek ya da sanal dünyada gördüğü ayakları üzerinde duran, finansal özgürlüğe sahip, saçını süpürge etmek yerine sorumlulukları paylaşan ve bu haliyle kıymet gören kadınları gördükçe, yaptığı fedakarlıkların bir karşılığı olmadığını düşünerek kendini değersiz hisseder. Gerçekleştiremediği hayalleri, yaşayamadığı hayatı görünür hale gelir. Bunu başaran kadınları görmek hayranlık yerine kıskançlık ve öfke duymasına yol açar. Öfkesini ve tepkisini asıl sorumlu olan ataerkil zihniyete yöneltmek yerine, bu karakterleri küçümseyerek acısını dindirmeye çalışır. Orta sınıf eğlencesi olan televizyon dizileri kadın popülasyonunun büyük çoğunluğunun algısını yönetmekte kullanılan etkin bir araçtır. Majör kanallarda prime time zaman diliminde yayınlanan bu programlarda 'saf', dünyadan bihaber, pasif kadın karakterler ya da laf sokma becerileri aşırı gelişmiş, entrikacı tiplemeler daha çok prim yapar. Bu kesimin maruz bırakıldığı sabah kuşağı programlarının da pompaladığı düşük profilli tiplemeler tanıdık bir yerden seslendiğinden güvenli gelir. Güçlü kadın karakterler ise konfor alanını tehdit ettiği için huzursuz eder. Bu karakterlerin başına kötü bir şey geldiğinde içten içe haz alan kişileri görünce, çocukluğumuzdaki söz gelir aklıma " çok güldük başımıza bir şey gelecek".
Yakın zamanda bir sabah programına denk geldim. Çağla Şikel ve Suzan Kardeş tatlı tatlı eğlenerek program yapıyorlar, birlikte seyrettiğim yaşlı beyefendi hoş olmayan bir benzetme yaparak kanalı değiştirdi. O an kız neşesine hasetin ataerkil aile modelinde çok rahat zemin bulduğunu ve ailenin diğer fertlerinin de bu davranış kalıbını kolaylıkla benimsediğini fark ettim. Çünkü beyefendinin eşi de aynı görüşte idi. Bu çiftin yetiştirdiği çocukların da bunu içselleştirmesi gayet normal ve nesiller boyu aynı kalıplar tekrar ediliyor. Bu ailede yetişen kız çocuğu evlendiğinde kocasına itaat etmeyi, oğlan çocuğu ise eşine baskı uygulamayı normal kabul ediyor.
Güçlü kadın profilleri genelde gerçek hayatta da rolüne paralel hayatlar yaşayan kadınlar tarafından canlandırılır. Demet Evgar, Burçin Terzioğlu, Birce Akalay gibi oyuncular duruma örnek olarak verilebilir. Her yerde bayrak tutan tiplerdir bunlar. Genelde eğitimli ve/veya farkındalığı yüksek, dünya meselelerini dert edinen kişilerdir. Gerçek hayatta da ukala, çok bilmiş vs. diye etiketlenirler.
Bir de literatürde kraliçe arı sendromu var. Ataerkil baskıcı sisteme rağmen kendi çabasıyla güçlü bir konuma gelmiş kadınların, imtiyazlı pozisyonunu korumak adına diğer kadınların yükselmesini desteklemek yerine engellemek ve onlara karşı mesafeli davranmayı tercih etmesi de yine kadının kadına tepkisinin başka bir çeşididir. Sözün kısası ister iyi eğitimli, farkındalıklı kadınlar olsun, isterse hemcinslerinin imkanlarına sahip olamamış dezavantajlı kadınlar olsun, asıl farkında olmamız gereken şey, ataerkil sistem ve dayatmalarına karşı birbirimizin karşısında değil yanında durmamız gerektiğidir.
Buradaki tehlike, ataerkil sistemin erilleştirdiği kadının kız neşesini kaybetmiş olması. Kadının yeniden hatırlamaya ihtiyaç duyduğu şey, savaşları bitirecek kadar güçlüdür. Kapitalist sistemin çarkları arasında ezilmesine izin vermeyecek olan da yine kadının yurdu olan kadınlardır.


