MERYEM KADININ HAYATINDAN BİR KESİT

Ultrason görüntüsüyle arka planda bir bilgisayar ekranı. Önde, koyu renk kazak giymiş genç bir kadın duygulanmış halde gülümsüyor; ağzını bir eliyle kapatmış, diğer elinde iki adet ultrason çıktısı tutuyor. Yanında, yüzü kısmen görünen genç bir erkek ona dönük, yakın ve şefkatli bir pozisyonda duruyor. Arka plandaki monitörde rahim içindeki bebek ultrasonla net biçimde görülüyor; bebeğin yanında, sağ tarafta ekranda “Erkek” yazısı ve onu işaret eden küçük bir ok. Kadının yüz ifadesi sevinç ve şa

YAZAN: Selma ERDEL


Memleketimin her köşesi ayrı bir hikâye, her köşesi ayrı bir yangın yeri. Anlamak her ne kadar zor gelse de farklı coğrafyalarda yaşamak belki de birbirimizi anlamayı zorlaştırıyor. Hani derler ya; "Düşenin halinden düşen anlar" diye… Doğduğumuz coğrafya, bulunduğumuz çevre ve içine doğduğumuz aile, hayatımızın rotasını çiziyor.

Meryem Kadın, Antalya'nın bir köyünde yaşıyor. Hayatını eşine adamış, varını yoğunu ona vermiş; onun mutlu olması dışında kendisine bir parça olsun değer vermemiş bir kadın. Ne yaşarsa yaşasın, durumu çoktan kabullenmiş.

Belki de hayatta kalabilmek adına kabullendiğimiz bu düzende, gereğinden fazla şımartıp eli avuca sığmaz evlatlar yetiştiriyoruz. "Yediği önünde yemediği arkasında" büyüyen paşam; bunca pohpohlanmaya rağmen bir de "Sağ ol anam benim" deyince seviniyoruz. Şımartarak yetiştirdiğimiz o oğlan çocukları gün geliyor elin kızına hükümdar oluyor. Her işe koşturan kız çocuğu ise büyüyüp her işe koşturan kadın oluyor ve aynı kısır döngü sürüp gidiyor. Analarının paşamları, kendilerini evin hükümdarı ilan edip anasından gördüğü hizmeti eşinden de bekliyor. Kadının kadına yaptığı en büyük zulüm de bu belki... Birçok kişi bu söylemimden dolayı bana tepki gösterebilir ancak benim gözlemlerim bu yönde; yine de herkesin fikrine saygı duyarım.

Meryem Kadın, bölgesinde sık rastlanan Akdeniz Anemisi taşıyıcısı. Eşi de kendisi gibi taşıyıcı... Hem anne hem baba taşıyıcı olunca, sağlıklı bir çocuk dünyaya getirme ihtimali haliyle düşüyor. Meryem de hasta çocuğuna çare bulmak ve tedavisini sürdürmek için Ankara’ya gelmişti. Bulundukları çevrede Akdeniz Anemisi yaygın olduğundan, evliliklerin bir başka taşıyıcıyla gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek. Hasta çocukların tedavi süreci devam ederken, hastanede hamilelik esnasında uygulanan gelişmiş tanı yöntemi, hamile Meryem için büyük bir fırsattı.

Hasta bir çocuğun varlığı ailede tabii ki büyük bir sıkıntı yaratıyordu. Meryem bu hamilelikten çok ümitli olmasa da şansını denemek istiyordu. Eşi ise kadının sağlıklı bir çocuk doğuramamasından dolayı eve ikinci bir eş getirmek niyetindeydi. Tek sebep Meryem’in taşıyıcı olmasıydı; her ne hikmetse adam kendi taşıyıcılığını hiç hesaba katmıyordu! Aklında sadece başka bir kadın ve sağlıklı bir oğlan çocuk fikri vardı. "Bu nasıl bir özgüven, nasıl bir zihniyet?" diyemiyorsunuz işte...

Bunca baskıdan sonra köyden, sağlıklı bir oğlan çocuk doğuracak yeni bir eş aramaya karar vermişler, etrafa haber salmışlardı. Hangi ailelerin kapısının çalınacağı bile belirlenmişti. Bu sırada Meryem karnı burnunda bir hamileydi ama bunun adam için hiçbir önemi yoktu. Hamileliğin ilk aylarında yine Ankara’ya gelinmişti. Eşiyle birlikte planı çoktan yapmışlardı: Bebek oğlan ve sağlıklı çıkmazsa, hep birlikte gidip adama kız isteyeceklerdi. Doğacak bebek, Meryem, eşi ve diğer "paşamlar" hep birlikte utanmadan kız bakmaya gideceklerdi! Güler misin, ağlar mısın?

Ankara’daki işlemler yapılıyordu, çıkacak rapora göre ailenin kaderi belirlenecekti: Çocuğun sağlık durumu, cinsiyeti ve bu sonuca bağlı olarak kız bakma planı... Aradan biraz zaman geçtikten sonra Meryem sonuçları öğrenmeye geldi. Meryem bana, "Sonuca göre akşam eşime kız istemeye gideceğiz" dedi. O anki şaşkınlığımı anlatamam.

"Nasıl yani?" dedim.

"Sonuç kötü çıkarsa kocama kız isteyeceğiz," dedi.

Şaşkınlığım daha da arttı. Bu durumun bu kadar normalleştirilmiş olması kalbimi acıttı. Kadın olanı olduğu gibi kabul etmiş, hayatın böyle olması gerektiğine inanmıştı. Ya da belki de artık hiç düşünmüyordu. Bu bir kabulleniş, coğrafyanın getirdiği bir mecburiyetti. Yargılamak için orada yaşamak, o havayı teneffüs etmek gerekirdi. Ne söylesem boş kalacaktı, sadece içim acıdı.

Aradan dakikalar geçti. Meryem bir ara öyle mutlu geldi ki şaşkınlığımı gizleyemedim. "Çok mutlusun, inşallah güzel haberler aldın?" dedim. İlk yanıtı şu oldu: "Yaşasın, kocama kız bakmayacağım!"

Adama kız bakmayacak olmanın sevinci, her şeyin önüne geçmişti. Sonrasında bebeğin hem sağlıklı hem de oğlan olacağını öğrendim. Yine de tam anlamıyla mutlu olamadım; hangi duyguyu yaşamam gerektiğini bilemedim. Meryem çok mutluydu çünkü hem üzerine kuma gelmeyecekti hem de sağlıklı bir oğlan bebek doğuracaktı. Fakat çocuğun sağlıklı olması ne yazık ki en son önemsenen şeydi.

Hakikaten söylenecek söz yoktu. Ne Meryem’in ne de bebeğin bir önemi vardı. Henüz dünyaya gelmeye hazırlanan bebek bile babanın yaptıklarını hissediyordu belki de. Her ne kadar "Bebektir, bilmez" desek de kim bilir, o da gün gelip yolları, yordamları babasından öğrenecekti.

Sağlık önemli desek de o düzende "oğlan çocuk" olmak gerekiyordu. Meryemler oğlan çocuk doğurmayı ya da bir başkasına kuma olmayı bekliyor; kendilerini değersizleştiren insanlara hizmet ederek kendi değerlerini hiçe sayıyorlar. Keşke ne kadar değerli olduklarını bilselerdi… Bilselerdi, hiçbir Meryem kendi kocasına kız bakmaya gitmezdi.

MERYEM KADININ HAYATINDAN BİR KESİT