OKULLARDA ŞİDDET, KAYBEDİLEN GÜVEN VE EĞİTİMİN YÜKÜ

Demir parmaklıklı beyaz bir okul kapısı ve kapının üstünde mavi bir tabela. Tabelada büyük harflerle “KAHRAMANMARAŞ – DULKADİROĞLU AYSER ÇALIK ORTAOKULU” yazıyor. Kapının hemen içinde ve çevresinde birkaç yetişkin ve öğrenci grubu ayakta duruyor ve sohbet ediyor. Arkada beyaz renkli, birkaç katlı, kırmızı çatılı bir okul binası uzanıyor; uzun dikdörtgen pencereler sıralı. Kapının yanlarında ve arka tarafta ağaçlar. Zeminde gri, hafif yıpranmış bir asfalt alan.

YAZAN: Cemile ÖZEKER


Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illeri başta olmak üzere son dönemde eğitim ortamlarında gündeme gelen şiddet vakaları, artık yalnızca “okul içi disiplin sorunları” olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir tabloya işaret ediyor.

Öğrenci-öğrenci şiddeti, öğrenci-öğretmen çatışmaları ve bazı olaylarda hayatını kaybeden öğrenci ve eğitim emekçileri… Tüm bunlar, eğitim sisteminin güvenlikten çok daha derin bir krizle karşı karşıya olduğunu ve okulların güvenli alan olmaktan uzaklaştığını gösteriyor.

Oysa okullar, bir toplumun en güvenli alanı olmak zorundadır. Çünkü çocuk, ilk kez kamusal yaşamla burada tanışır. Öğretmen ise sadece bilgi aktaran kişi değil, aynı zamanda çocuğun hayatındaki en önemli rehberdir.

Ancak son yıllarda artan şiddet vakaları, bu güven duygusunun zayıfladığını gösteriyor. Öğretmenlerin hedef haline geldiği, öğrenciler arasında fiziksel ve psikolojik şiddetin normalleşme eğilimi gösterdiği bir ortam, eğitim değil kriz alanı üretir.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi farklı şehirlerde yaşanan olayların kaynağında eğitim yerine kriz alanı yatıyor.

Kriz alanında yaşanan bu olayları yerel bazda ve bireyselleştirilmiş tekil vakalar şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Çünkü yaşanan olaylar yapısal ve politiktir.

Zira eğitim politikalarının uzun süredir yalnızca sınav başarısı ve müfredat tartışmalarına sıkışması, okul içi sosyal ve psikolojik dengeyi geri plana itmiştir.

Öğretmen güvenliği ise günümüzün bir başka sistematik sorunudur.

Bir ülkede öğretmenler sınıfa korkuyla giriyorsa, orada eğitimden söz etmek mümkün değildir.

Öğretmene yönelik şiddet ve bazı olaylarda yaşanan trajik kayıplar, yalnızca adli vakalar değil; aynı zamanda eğitim sisteminin koruyucu mekanizmalarının yetersizliğini de ortaya koyuyor.

Eğitim emekçisinin güvenliği, yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda kamusal bir zorunluluktur.

Bir başka sorun ise öğrenci şiddetinin nereden besleniyor olması.

Öğrenci şiddeti yalnızca okul içinde doğmaz. Aile, sosyal çevre, dijital dünya ve eğitim politikaları bu sürecin doğrudan birer parçasıdır.

Uzmanlara göre sürekli baskı, iletişim eksikliği ve yönlendirme odaklı eğitim modelleri; öğrencinin kendini ifade etme kanallarını zayıflatıyor, zayıflama da zamanla çatışma kültürüne dönüşüyor.

Oluşan bu çatışma kültürü içinde, öğrenci şiddeti güvenlikçi yaklaşımlarla son bulabilir mi?

Son dönemde bazı çevrelerde dile getirilen “okullara güvenlik güçlerinin yerleştirilmesi”, “okul giriş-çıkışlarının daha sıkı kontrol altına alınması” veya “olay yaşanan okulların süreli-süresiz kapatılması” gibi öneriler, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da sorunun özüne inmeyeceği bilinen bir gerçektir.

Zira eğitim kurumlarını güvenlik alanına dönüştürmek, şiddeti ortadan kaldırmaz; yalnızca görünümünü değiştirir. Kalıcı çözüm; pedagojik destek, rehberlik sistemlerinin güçlendirilmesi ve eğitim politikalarının yeniden yapılandırılmasıdır.

Soruna çözüm ise uygulanmakta olan eğitim politikasının yeniden düşünülmesindedir.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, yalnızca olaylara tepki vermek değil; bütüncül bir eğitim politikası oluşturmaktır.

Öğretmenlerin korunması,

Öğrenci rehberlik sistemlerinin güçlendirilmesi,

Okul içi psikolojik destek mekanizmaları ve

Şiddeti önleyici eğitim modelleridir.

Bunların her biri artık ertelenemez başlıklardır.

Sonuç olarak; Eğitim sistemi yalnızca dört duvardan ibaret bir yer ve akademik başarı üzerinden değerlendirilemez. Bir okulun gerçek başarısı, öğrencinin ve öğretmenin kendisini güvende hissettiği bir ortam yaratabilmesidir.

Son olarak Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar, tartışmalar ve benzer olaylar, bize açık bir gerçeği hatırlatıyor: Eğer okulda güven kaybolursa, eğitim de anlamını kaybeder.

Eğitim anlamını kaybederse, yarınlarımız olan çocukların geleceği de karanlığa terk edilerek kaybolur.

Eğer o geleceği karanlığa terk edersek yarın konuşacak hiçbir şeyimiz kalmayabilir.

OKULLARDA ŞİDDET, KAYBEDİLEN GÜVEN VE EĞİTİMİN YÜKÜ