RAĞMEN YAŞAMAK

Beyaz pamuk benzeri bir koza üzerinde duran açık renkli güvenin gövdesi krem‑beyaz, kanatları açık ve hafifçe yanlara doğru yayılmış. Baş kısmında tarak gibi bölümlere sahip koyu çizgili, belirgin iki anten. İnce bacaklarıyla kozanın üst kısmına tutunmuş. Arka planda düz, tamamen beyaz bir zemin var.

YAZAN: Ebru BOZCUK


Anlamsızlaştırılan bir hayatın piyonları gibiyiz adeta...Savaşın çığlıkları her yerde.

Ucundan kıyısından da olsa bir yerlere tutunma gayreti içindeyiz.

Adaletin, vicdanın, merhametin yerle yeksan olduğu garip bir anaforun tam ortasındayız.

Adil ve şefkatli bir hayat düşlemek ütopik bir arzu gibi raflarda öylece duruyor.

Duvarlar arasına sıkışmış gibiyiz. Küçük bir aralıktan sızan ışığı görebilmek için umutla bekliyoruz. Kesif bir sessizlik, kesif bir yalnızlık hali.

Oysa tüm insanlık güneşe çıkmayı bekliyor. Evine huzurla ekmeğini götürebilmeyi, sabahları mutlu uyanabilmeyi, gelecek için düşler kurabilmeyi istiyor ki bu insanlık hakkıdır.

Sevinmenin, gülebilmenin hak edilmiş küçük zaferler olduğunu hatırlarken ve insan gibi yaşamayı beklerken ne yazık ki kötülüklerin ardı arkası kesilmiyor.

Artık hepimiz "Biraz sevinsek ayıp olur mu ki?" kıvamındayız. Ne hazin bir durumdur bu.

Sevincimizin, neşemizin yanında hayallerimizin de çalındığı bir çağ yaşıyoruz.

Bu aralar tam da Nazım'ın dizelerindeki gibi bir ana öyle çok ihtiyacımız var ki...

"Sonra saygıyla oturdum

Dayadım sırtımı duvara

Bu anda ne düşmek dalgalara

Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım

Toprak, güneş ve ben

Bahtiyarım"

Artık RAĞMEN yaşamaya çalışıyoruz sanki.

Mutsuzluğa rağmen.

Umutsuzluğa rağmen.

Sevgisizliğe rağmen...

Anlamsız kavgalar, anlamsız hesaplaşmalar içinde, kötülüğün kol gezdiği bir dünyada yaşarken, baharın ılıklığını hissedince beyaz kollarını göğe kaldırıveren erik ağacını görmeyi ıskalayıveriyoruz işte...

Oysa erik ağaçları çiçek açtı. Nisan yağmurları bonkörce yağıyor, tarladaki tohum yeniden filizleniyor. Kiraz, vişne ve elma ağaçları uykudan uyandı.

İpek böcekleri yine koza örmeye başladı.

Günler uzuyor, havalar ısınıyor, çimlerin kokusu yayılıyorken durduğumuz yerde boş ve donuk gözlerle öylece bakınıyoruz.

Ve şimdilerde çoğumuz ıslık çalar gibi Sabahattin Ali'nin mısralarını fısıldıyoruz.

"Dışarıda mevsim baharmış

Gezip dolaşanlar varmış

Günler su gibi akarmış

Geçmiyor günler geçmiyor."

Velhasıl-ı kelam, yapacak tek bir şey var...

Neşesi çalınmış bu hayatın çerçevesine adaleti, şefkati, aşkı, dostluğu, güneşi, suyu, baharın kokusunu koymak durumundayız.

Umutsuzluğun bodoslama bir şekilde hayatımıza girmesine izin vermeyeceğiz.

Her şeye rağmen badem ağaçları çiçek açtı diye sevineceğiz. İnadına şiirler okuyup, şarkılar söyleyeceğiz.

Hayat belki de kendini sırt üstü suya bırakabilenlerin zaferiyle şahlanacaktır. Belli mi olur?...

İçini yeşertmek, kalbine şarkı söyletmek, ruhunun filizlenmesine izin vermek lazım belki de...

Nihayetinde kaç yazımız kaldığını kim biliyor ki?

Nisan /2026

RAĞMEN YAŞAMAK