
YAZAN: Emine ORTAKAYA
Sevgili, saygıdeğer amcamız, büyük dostumuz Şaban Eğilmez’i kaybettik. O aynı zamanda ‘Kızımla Büyümek’, ‘İkinci Vatanım Yunanistan’ kitaplarının yazarıdır.
*** “Emine, kızım ben İzmir’deyim, Alsancak’tayım. McDonald’s’agel de sana bir kahve ısmarlayayım…’ *** “Emine, kızım Hakan’la biz İzmir’deyiz. Mehmet’le de konuş da Karşıyaka-Bostanlı sahilinde bir yürüyüş yapalım. Hem de bol bol sohbet ederiz…” *** “Emine, kızım ben İzmir’deyim. Bana bir akşam yemeğiısmarlıyacan mı?” “Oh, Şaban Amca, kahve olunca sen ısmarlıyorsun, yemek olunca ben… Bu nasıl adalet böyle?” Karşılıklı: ‘Hah-hah-hah!...’
Karşıyaka-Bostanlı Sahilinde yürüyüşümüzü de yaptık; sahili boydan boya gidip gelmiştik. Gerçekten de çok güzel sohbet etmiştik yürüyüş boyunca. Sonra da sahildeki Öğretmen Evi’ne oturmuş, öğle yemeği yemiştik. Bir başka Ayşe ve Hakan’la birlikte gelişinde evde yemek hazırlamıştım ve beraber yemiştik. Bana:
‘Sen bu kadar güzel yemekler yapıyorsun da siz karı-koca nasıl bu kadar incesiniz?’ diye sormuştu. Ertesi gün Ayşe Almanya’dan gelen bir arkadaşını havaalanında karşılayıp onunla birlikte Barış Konferansı’na gitmişlerdi.
Ayşe benim üniversiteden arkadaşım. Aynı bölümde okuduk. Onlar o zamanlar İzmir’de oturuyorlardı. Annesi Sabiha teyze ve Şaban amcayla o zamanlardan tanışıyoruz. Evlerinde çok kaldım, çok ekmeklerini yedim. Ayşe yeni yeni sol düşünceyle tanışıyordu ve Sabiha Teyze Ayşe’nin bu durumundan çok tedirgindi. Hep bana içini döker, kızının başını derde sokacak ‘kötü’ şeyler yapmaması için ikna etmemi isterdi. Sonra kızlarını daha iyi denetleyebilmek için önce Şaban Amca, daha sonra Hakan okulunu bitirince bütün aile İstanbul’a taşındı. Sabiha Teyze esasen hemşireydi. Çalışmıyordu fakat çok cabbar, çok aktif bir kadındı, ruhu şad olsun. Nurlar içinde yatsın. Yüreğim yetebilse onlarla ilgili yazacak daha çok şeyim var ama her cümle yüreğime bir hançer gibi saplanıyor ve elim-kolum bir türlü kalkmıyor. Göz yaşlarım da onlara eşlik ediyor. Kısacası ben hâlâ yas sürecini atlatamadım.
En iyisi biz ‘Alın Teri’ Yazarı Çiğdem Devran’a kulak verelim:
******
Şaban Eğilmez: Değişmeyen Tek Şey Değişimdir
Çiğdem Devran
Telefonlar, bir süredir yoğun bakımda olan Şaban amcayı kaybettiğimiz haberiyle çalmaya başladı. Yoldaşımız Ayşe Eğilmez’in babasıydı ama aynı zamanda hepimizin Şaban amcasıydı. Onunla ilgili söze nereden başlanır denilirse, duyulan yoğun acıdan bir nebze uzaklaşmaya çalışırken insanın aklına önce değişim sözü geliyor.
Öyle ya, Yunanistan doğumlu, Türkiye’ye üniversite okumaya gelip evlenen, ardından buraya yerleşen kendi halinde bir göçmen mühendisken, kızından dolayı yolu devrimcilerle kesiştikten sonra adeta bambaşka bir dünyayla tanışması ve ona uyum sağlaması başka nasıl anlatılabilirdi ki?
Bu sürece kadar sağ partilere oy vermiş, özelleştirmelerin daha iyi hizmet verdiğini dahi savunmuş, polis karakolunun önünden bile geçmemiş bir insan için bu dönüşüm kolay yaşanmış değildi. Yaşamının önemli bir bölümünü zorlanarak, sorgulayarak geçen bir değişim süreciydi bu.
Bu yolu, anılarını yazmaya karar verip kaleme aldığı Kızımla Büyümek kitabında en iyi kendisi anlatıyor. Çalıştığı büyük projelerde, inşa ettiği köprülerde dönen rüşvetlere, yolsuzluklara ve bunlara göz yumması için yapılan baskılara boyun eğmeyen insani özellikleri, bu dönüşümün belki de temel dayanaklarından biri olmuştur.
Çok konuşkan biri olmayan Şaban amca, bütün bu süreci ve bu süreç boyunca yaşadığı sorgulamaları, bir babanın gözünden yazdığı kitabında aktardı. Onu tanıyanlarımız bile yaşadıklarının onda bıraktığı etkileri bu satırlardan daha iyi kavrayabildik.
Yazılanlarda belki de en çarpıcı bölüm, kitabın sonuna eklenen “İtiraf ve Özür” kısmıdır:
1990’da ilk gözaltına alındıktan sonra, kızımın bu gruplardan birinde olmasını büyük bir tehlike olarak algıladık. Yakınlık duyduğu sol gruptan koparmak için çok uğraştık. Ancak kızımın ve arkadaşlarının hayatlarını ortaya koyarak yürüttükleri mücadeleyi gördükçe düşüncelerimiz değişmeye başladı. Bu yaşadıklarımız sırasında, kızımla birlikte mücadele veren gençlerin hepsinin düzgün, namuslu ve saygılı insanlar olduklarını görünce, daha önce haklarındaki yanlış düşüncelerimden dolayı kendilerinden özür dilerim.
Seni sonsuzluğa uğurlarken Türkiye’de ve kızının sürgün yaşamı nedeniyle Avrupa’da bir biçimde temas ettiğin tüm oğulların ve kızların olarak, anılarımızda hep canlı ve dipdiri yaşayacağını biliyoruz. Bu anlamda bir ‘güle gülemiz, ‘uğurlar olsunumuz yok sana…******
Şaban Amca’nın hayat yolculuğu 1939 yılında Yunanistan’ın İskeçe Kentinin Kireççiler köyünde başlıyor. Ailesi tütüncülükle geçiniyor ve kendisini 17 Mayıs 2026 gününün akşamında kaybettik. Cenazesine ben yetişemedim fakat sonradan arkadaşlar ilginç bir şey anlattılar:
Şaban Amca’nın vefatını Ayşe’nin yoldaşları Alın Teri’ninresmî sosyal medya kanallarından tüm yoldaşlarına duyuruyorlar. Ertesi gün mezarlığa gittiklerinde tomalareşliğinde bir manga polisle karşılaşıyorlar. Şaban Amca belki pek istemezdi ama bir devrimci gibi toprağa veriliyor. Gerçekte yeri zor doldurulacak insanlardandı. Dürüst ve ciddî tavrı nedeniyle az kazandı. O nedenle de parasını hep dikkatli harcadı, öyle ki olayı bazen cimrilik boyutuna vardırırdı ama hiçbir zaman gittiği yere hediyesiz gitmezdi; küçük de olsa muhakkak hediyeli ziyaretler yapardı. Çocukları da çok severdi. Hakan’la Ayşe evlenip onu torun sahibi yapmadıkları için içten içe üzülür, çocuklarının evli ve çocuğu olanlarına özel ‘torun sevme’ ziyaretleri yapardı. Hepimizin gözü onu çok arayacak.
Sensizliğe alışmak zor olacak ama sen rahat uyu Şaban Amca ve zamanında yapamadığımız, eksik bıraktığımız şeyler için de umarım bizi bağışlamışsındır. Tıpkı Alın Teri yazarlarından sevgili Mürüvvet Küçük’ün dediği gibi, “Gözün Arkada Kalmasın”. Arkanda bıraktığın sevgili çocukların bize yadigârındır.
21.06.2026
https://alinteri10.org/2026/05/18/saban-egilmez-degismeyen-tek-sey-degisimdir/


