
HAZIRLAYAN: Emine ORTAKAYA
Yazar ve filozof 27 Nisan 1759 -10 Eylül 1797
27 Nisan 1759 Spitalfields, Londra, Birleşik Krallık’ta doğdu.
Zamanının birçok kadını gibi Mary Wollstonecraft de zor ailevi şartlarda büyümüş, kendi kendini yetiştirmiş ve güçlü bir kişilik olarak kendisini kabul ettirmişti. Yirmi dört yaşında karma eğitim veren özel bir okulun açılmasıyla eğitim tecrübesi kazanmış ve yazmaya başlamıştı.
Aydınlanma felsefesinin ve devrimler çağının ikiyüzlülüğü karşısında kadınlar kendi hak arayışı mücadelesine başlamışlardı. İlk olarak erkeklerle aynı eğitim imkânlarına ve ailede daha iyi bir pozisyona kavuşma isteklerini, çalışma, kamu hizmetine girme ve siyasi haklara sahip olma talepleri takip etti. 1792’de Mary Wollstonecraft Rousseau’nun düşüncelerine karşı feminist teorinin ilk önemli çalışmalarından olan ‘Kadın Haklarının Savunusu’ eserini tamamladı. Daha önce 1790’da Amerikalı Judith Sargent Murrey, ‘Cinsiyetler Arasındaki Eşitlik Üzerine’ adlı eserini yayınlamıştı. Fransız Devrimi sırasında erkeklerle yan yana mücadele eden kadınların devrim sonrasında toplantı yapmaları, dernek kurmaları yasaklanmış, var olan kadın kulüpleri de kapatılmıştı. Devrim öncesi eski düzende sahip oldukları haklar bile ellerinden alınmıştı.
Bunun üzerine Mary Wollstonecraft ‘Gedanken über die Erziehung von Töchtern, mit Überlegungen zu ıveiblic-hem Verhalten in den ıvichtigen Pflichten des Lebens’ [Yaşamın Önemli Görevlerindeki Kadın Davranışları Üzerine Düşüncelerle Kız Çocuklarının Yetiştirilmesi Hakkında Düşünceler] (1786) adlı kitabı ve ilk romanı Mary: a Fiction (1788) için şaşırtıcı bir hızla Samuel Johnson isminde bir editör ve sponsor bulmuştu. Böylelikle Londra'da aralarında Thomas Paine, William GodWin, İsviçreli ressam Heinrich Füssli'nin yanı sıra, edebi ve bilimsel Analytical Revieuı yayıncısının da bulunduğu radikal filozoflar çevresine girmişti. Fransızca, İtalyanca ve Almancayı kendi kendine öğrendikten sonra, Aydınlanma Dönemi eserlerini orijinal dilde okuyabilmiş, beğenilen bir çevirmen ve dönemin Avrupalı bilim insanlarıyla yakın bağlantı içindeki derginin editörü olmuştu.
1792'de kaleme aldığı Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi başlıklı eserinde Mary Wollstonecraft, ulusal eğitim konulu bir kanun tasarısı üzerinde çalışan Fransız milletvekili Talleyrand-Perigord'a çağrıda bulunuyordu: "Akıl, kadın haklarına saygı duyulmasını ve insan cinsiyetinin diğer yarısı için adaleti talep ediyor." (Wollstonecraft 1975/1976, Cilt II, s. 23) Eser, dönemin cinsiyet teorileriyle yapılan eleştirel ve tutkulu bir tartışmaydı ve "kadınları merhamet nesnesi olarak neredeyse aşağılayan" yazarları, bazen gerçekten de çok fazla ayrıntılı bir şekilde ifşa ediyordu. Özellikle Je-an-Jacques Rousseau'nun pedagojik romanı Emile (1762) ve onun "kadının doğasından" türettiği, "kadının erkeği memnun etmek için özel olarak yaratıldığı" doktrinini ağır bir şekilde eleştirir. Wollstonecraft, Rousseau'nun birçok eğitimci ve avukat nesli için hâlâ temel teşkil eden cinsiyet eşitsizliği teorisini "akıl dışı bir hezeyan" olarak tanımlar. Aklın ve ahlâkın gelişmesi ve toplumun ilerlemesi için eğitime büyük önem verdiğinden, oğlanların ve kızların sadece ahlâkın ya da kamusal refahın yükselmesi için değil, aynı zamanda insan haklarının yükselmesi için de aynı eğitime sahip olmaları konusunda ısrar ediyordu. Erkeğin iktidarını "diktatörlük" olarak eleştiriyor; bu iddiasının arka planında, kadın hakları tarihinde sık sık karşılaşılan her "hakları geri isteme" (vindication) girişiminde olduğu gibi, kadınların aslında doğal olarak doğuştan itibaren insan haklarına sahip olduğu, ancak bunların haksız yere onlardan esirgendiği düşüncesi yer alıyordu,; 1848'de Seneca Falls'ın Amerikan Kadın Bildirgesi) De Gouges'un aksine, Wollstonecraft'in yol gösterici hukuk ilkesi "eşitlik" değil, kadınların bağımsızlık ve kendileri hakkında kendi kararlarını verme hakkıydı. Çünkü Wollstonecraft "en erken yaşlarda çocuklara bakmayı" kadınların "doğası gereği en büyük görevi" olarak görmeye devam ediyor, ancak bu esnada: "Bir kadının, iyi bir anne olması için, sağduyuya sahip olması gerekir... Kadınlar aydınlanmış ve özgür vatandaşlar olmadıkça, kendi geçimlerini kendileri sağlamadıkça, bir erkek gibi bağımsız hareket etmedikçe, hiçbir zaman cinsiyetlerine özgü görevlerini yerine getiremezler" vurgusunu yapıyordu. Başka bir deyişle, kadınların farklı hayat tarzlarının tanınması, dikkate alınması ve hayata geçirilir kılınması konusunda ısrar ediyordu. Farklı toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı ve kadın hareketi tarihinde tekrar tekrar karşılaşacağımız bu farklılık pozisyonu, kadın özgürlüğü karşıtlarına daha az erkek düşmanı, daha tahammül edilebilir geliyordu, bu nedenle Wollstonecraft'in erkeklere "yoldaşlar" olarak hitap etmesi sık sık alıntılanmış fakat aynı zamanda da şaşırtmıştı:
“Erkeği yoldaşım olarak seviyorum. Fakat onun ister hukuk yoluyla, isterse de kendi kuruntu ve zanları nedeniyle üzerimde hâkimiyet kurmasını, sadece aklı bana saygı duymasını emrediyorsa kabul ederim: O zaman bile sadece akla boyun eğerim, erkeğe değil.”
Kuşkusuz, Wollstonecraft'in kadın hareketi tarihinde bir klasik olarak kabul edilen ve modern feminizmin en eski manifestolarından biri olan bu metnini bugün okumak zordur. Çevirmenler, örneğin Salzmann (1793/94), bu metne kendi yorum ve açıklamalarıyla katkıda bulundular." Kadınların erkeklere bağımlılığını reddetmiyor. Zaten bunu nasıl yapabilirdi ki?" (age, II, s. 35)
Kadınlar, aramızda da bir devrimin gerçekleşmesinin vakti gelmemiş miydi? Yoksa kadınlar sonsuza dek birbirlerinden kopmuş olarak mı yaşamalıydı? Toplumla birleşmeleri için kendi cinsiyetlerini inkâr etmeleri, kendilerini başkalarına acındırmaları mı gerekiyordu? (Blanc 1989, s. 194)
Fransız Devrimi döneminde feminist fikirlerin ve siyasetin bir diğer öncü kadın düşünürü, Mary Wollstonecraft'di (1759-1797). Özellikle İngilizce konuşulan bölgelerdeki kadınlar üzerinde kalıcı bir etki bırakan Wollstonecraft'in Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi adlı kitabı, ilk olarak 1792 yılında Londra'da yayımlandı. Kitap aynı yıl Fransızcaya çevrildi ve ikinci baskısı yapıldı. 1793/94'te, Schnepfenthal Eğitim Kurumunun kurucusu, yayıncı ve eğitimci Christi-an Gotthilf Salzmann tarafından Rettung der Reclıte des Wei-bes mit Bemerkungen über politische und moralische Gegenstande [Siyasi ve Ahlaki Konular Hakkındaki Düşünceler ile Kadın Haklarının Kurtuluşu] başlığıyla, öğretici yorumlar da içeren Almanca bir çevirisi yayımlanmıştı.
Wollstonecraft daha önce Edmund Burke'ün 1790'da Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler başlıklı kitabına verdiği cesur ve heyecanlı bir cevapla tanınmıştı. İrlandalı bir filozof ve devlet adamı Burke, bu eserinde bir muhafazakâr ve sert bir Fransız Devrimi muhalifi portresi çizmiş, Avrupa çapında bir tartışmanın başlamasına neden olmuştu. Mary Wollstonecraft, İnsan Haklarının Savunması (1790) başlığı altında ona şiddetle karşı çıkan ilk kişilerden biriydi (1791'de Thomas Paine ve diğerleri onu takip edecekti) ve böylece Olympe de Gouges gibi kadın haklarının hâlâ çok güçlü bir "savunmaya" ihtiyaç duyduğunu kavrayarak, aydınlanma ve insan hakları konularında erkekler arasında yürütülen felsefi tartışmalara müdahil oldu.
De Gouges'un haklar bildirisinden farklı olarak Wolls-tonecraft'in kadın haklarını savunması iki yüzyıldan daha fazla süre -kadın hareketinin yeni başlangıçları ve "dalgalanmaları" çerçevesinde- geniş bir etki yarattı. 1970'li yıllarda yayımlanan bir bibliyografya, Wollstonecraft'in en az yedi yüz kere alıntılanmış olduğunu ortaya koyuyordu. Yazdığı kitap derhâl çok satanlar listesine girmiş ve birçok dile çevrilmişti. Erken yaşta ölmesine ve yazar ve siyaset felsefecisi olan eşi William GodWin tarafından yayımlanın anılarında anlatılan geleneksel olmayan hayat tarzının kadın özgürleşmesi karşıtları tarafından radikal fikirlerinin aşağılanmasında kullanılmasına rağmen, bu durumda bir değişiklik olmadı.
10 Eylül 1797 Somers Town, Londra, Birleşik Krallık’ta öldü.




