YAZAN: Sevim KORKMAZ DİNÇ
Sevgili Sennur artık aramızda yok. Yağmurlar yağdı, karlar kapladı ortalığı, ağaçlar yeniden çiçeğe durdu. Baharı ve yazı severdi ama sevmediği tek mevsim, kıştı. Yoksul evlerde yanmayan sobaların etrafında ısınmaya çalışan çocuklar üşümesin diye sevmezdi kışı. Yoksul evlere konuk olur, dostlukla kucak açardı. Kaç kez davet edildiği şehirlerde otelde kalmak yerine yoksul işçi evlerinde bir tabak aşa sevgiyi katık ettiğini, çocukların gözyaşlarını sildiğini bilirim. Yüreğinin bütün çocukları kucaklayacak kadar büyük olduğunu da.
“Çocuklarımdır
Bütün çocukları dünyanın
Evet kaygılıyım
Çocuklarım için
Korkmasınlar isterim
Çalınışından kapının (İfademdir)”
Bilgisayarın başına her oturuşumda ona kaldığımız yerden yeniden yazmak istiyorum: Nasılsın, iyi misin? Neler yazıyorsun? Elindeki dosyayı bitirdin mi? Yazımı beğendin mi? Sennur’dan uzaklardaymış gibi bahsetmek, ortak anılarımızdan konuşmak, benim için hala zor… Bazı insanlar vardır, ilk gördüğün anda bir sıcaklık kaplar içini, onu aynı aileden gelmiş gibi kucaklamak istersin. Oysa bilirsin, aile denilen bağlar kuvvetli ve kutsal değildir. Yoldaşlık ve duygudaşlık onlardan çok daha güçlüdür. Sennur benim için; yan yana durup sessizliği paylaşmak, gülümsemek, konuştuklarının başka bir anlama çekilmeyeceğini bilerek anlatmak demekti. Dünyaya dair, insana dair, kadına dair, sevgiye ve nefrete dair ne varsa… Paylaştıkça çoğalmak, çoğaldıkça güzel bir dünyaya olan inançla yürümek, dostluk, arkadaşlık, yoldaşlıktı. Ve hepsinden de öte kendiyle yüzleştiği, sesinin gür çıktığı şiirinden gelen güçle geleceğe umutla bakabilmek, güçlenmek, demekti.
“(…) Zor günler yaşadım /Utanmam anmaktan /Çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım /Kocaman sözler iri göğüsler hantallıktı simgem /Utanmam/Ama akşamları /Bu boşunalık duygusu kapıyı çalmadan…” (Gecekondu)
Bugün gene yanı başımda. Gülümsüyor. Umutla bakıyor… Yaşama sevincini, yazma isteğini, iyi dileklerini gönderiyor… Bazen aklınızda söyleyecek bir sürü şeyiniz varken diliniz tutulu verir ya, işte şimdi öyleyim. Ona söyleyecek o kadar çok sözüm var ki… Barış mitinginde olanlardan, Ankara Gar katliamından, sivil halka açılan ateşten, kıyımdan, her gün gazete sayfalarına düşen tecavüz haberlerinden ve son günlerde sahneye konulan oyunlardan konuşmak isterdim. Kahverengi gözlerinde bir damla yaş olurdu. Sonra, başını hafifçe yana eğer anlatırdı: eski günlerden, gelecekten. Boşunalık duygusu içimi sarmadan umutla dolardı içim.
1967 yılında arkadaşı yazar Adnan Özyalçıner ile evlendi; iki çocukları oldu. 1977’de üçüncü şiir kitabı Dirençi, 1979’da çocuklar için yazdığı Gerçeğin Masalı yayımlandı. 1982 yılına kadar çeşitli yayın evlerinde ve ansiklopedilerde düzelticilik ve metin yazarlığı yaptı. Çalışmalarını başta Günlük Evrensel ve Evrensel Kültür olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yazarak, belgesel anlatılar hazırlayarak sürdürdü. 7 Ekim 2015 Çarşamba günü İstanbul’da öldü.
“Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
Soğan doğra kıyma koy ateşi kıs
Ateşi kıs pirinçler diri kalsın
Salçalı pilavlar votkalar kahkahalar (Akşam Türküsü)”
Sevgili Sennur, bugünlerde etrafımızı saran boşunalık duygusu daha da artıyor. Özellikle bilerek ve isteyerek, iktidarların ürettiği politikalar insanı boşunalık duygusuna sürüklüyor. Erkek egemen sistem, kadınların kendi tarihini öğrenmesinin, eleştirmesinin ve yeniden üretmesinin önüne engeller koyuyor. “Hadi kendini yen hadi kendini,” diyen sesini özlüyorum.
Bir gece etkinlikten sonra katıldığımız yemekte, bir iki kadeh de rakı içince, farkında olmadan bir şarkı mırıldanmaya başlamıştım. Yanı başımda oturuyordun. “Bu şarkının sözlerini kim yazdı, biliyor musun?” dediğinde şaşırdığımı hatırlıyorum. “Bilmiyorum,” diye yanıtlarken şarkıyı mırıldandığım için utanmıştım. Gülümsedin. Ortak bir suça katılırcasına, “Ben” dedin.
“Gurbet içimde bir ok, her şey bana yabancı / Hayat öyle bir han ki, acı içimde hancı / Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı /Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı / Yıllar yılı gönlümde bir gün sabah olmadı /Bu ne bitmez çileymiş, neden hâlâ dolmadı /Sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı. /Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı.”
Şarkının içimi yakan yalnızlık duygusu, hayat karşısındaki sitemkâr yakarışı gözlerimi yaşartırdı. Gecekonduda yoksulluk içinde geçen yaşantımın özetini bulurdum şarkıda. Bu konuşma dostluğumuzun başlangıcı oldu. Onu ne zaman görsem ne zaman yan yana gelsek, dile gelmemiş anılar dökülürdü dudaklarımızdan.
Bir gün Konya TÜYAP Kitap fuarında “Savaş ve Kadın” konulu paneldeydik. Sona yaklaşırken bir anısını paylaşmıştı. Ve gözlerinden sıcak gözyaşları dökülmüştü. Yüreği tüm yiğitliğine karşı koyarcasına kanıyordu.
“Ben Sennur. Hep güçlü görünmek zorunda kaldım. Bir gün telefon çaldı. Çok iyi tanıdığımız bir yazar arkadaş arıyordu. Hesap sorar gibi, Adnan’a ne yaptın, dedi. Şaşırmıştım. Hiç yazısı çıkmıyor, muhakkak bir şey yaptın ona dediğinde, telefonu yüzüne kapatmamak için zor tuttum kendini. Hiç kimse bana, neden yazamıyorsun, diye sormazken, Adnan için suçlanıyordum.”
Sesi titremişti. İçinde, tüm dünyaya başkaldıran kadının içinde bir yaraydı bu. Söylenmeyen, dile getirilemeyen. Bağışladı mı, unuttu mu sormadım, soramadım. “Yürek öğrenir mi bağışlamayı / Kaç yılda unutur anımsamayı” dizelerinde dile getirdiği gibi bağışlamayı ve unutmayı hep bize sordu. Bizden bir yanıt bekledi.
Yayın dünyası “emek sömürüsü” üzerinde yükselir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin önde gelen sanatçıları ve yazarları, bile bile bu çarkın içinde dolanır durur. Emek ve sömürü üzerine binlerce sayfanın yazarları kırmak için uğraşsa da döngüyü, geri bırakılmış halkın bilinçlenmesi mücadelesi ön plana çıkar… Sennur, onlarca kitabının yayınlanmasına, dergi ve yayınevlerinde çalışmasına karşın, yoksulluğun acısını çekti hep.
Bu öyle bir yoksulluktu ki, onu şiire daha çok zaman ayırmaktan uzaklaştırdı. Birbirinden değerli araştırma kitapları, biyografiler yazsa da,
“Sözcüklerin tınısı yok, Hışırdamıyor, karşılıksız ve kalp. Yüreğim kıskanacağım şiirler istiyor.” diyerek şiire olan tutkusunu dile getirdi. Ama kıskanacağı şiirler yazmak yerine birçok araştırmaya imza atmak zorunda kaldı. Bu çalışmaların hepsi birbirinden değerli olsa da şiir onun için soluk aldığı yerdi. Şiirlerinde içindeki sevgiyi, kocaman insan sevgisini paylaştı. Pişmanlıklarını, kırgınlıklarını, yoksul çocukların çaresizliğini, kadınların günlük yaşamlarını dizelerine taşıdı, umut verdi. O direncin ve umudun şairiydi. İnandığı gibi yaşadı, inandığı gibi yazdı.
“Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ay ışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime... ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.
Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve ihanet yabancı bana (Başkalarının Eskilerini giyenlerin Şarkısı)”
Şimdi gün doğuyor masama… Birazdan sözcüklerle kalabalıklaşacak odam. Bileceğim ki o da günü selamlıyor masasının başında. Çok uzaklardan gelen bir mektuba yanıt verecek. “Yazmalısın… Yazdıklarını bir solukta okudum” diyecek ve ekleyecek:
“Kim duyar sesini haykırsan
Gücünü tüketme
Dayan bir sınav bu
G ü l ü m s e” (Sennur Sezer, Direnç Doğuran Kadın)
Özgeçmişi:
(12 HAZİRAN 1943/ 7 EKİM 2015)
12 Haziran 1943 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk şiiri 1958'de lise öğrencisiyken yayımlandı. 1959’da İstanbul Kız Lisesinin ikinci sınıfından ayrılıp Taşkızak Tersanesi’nde çalışmaya başladı. İlk Kitabı Gecekondu 1964 yılında yayımlandı. Şiir, deneme, anlatı, inceleme türlerinde çok sayıda eser verdi. Gerçek ve müstear isimle özellikle Yeşilçam’a çok sayıda senaryo yazan; çeşitli ansiklopedi ve antolojilerin oluşturulmasında payı bulunan sanatçı Emek Partisinin kurucuları arasındadır. İşçilerin, emekçilerin, kadınların her türlü hak arama, grev gibi eylemlerine destek verdi.
Şiir Kitapları
• Gecekondu (1964) • Yasak (1966) • Direnç (1977) • Sesimi Arıyorum (1982) • Kimlik Kartı (ilk üç kitap, 1983) | • Bu Resimde Kimler Var (1986) • Afiş (1991) • Kirlenmiş Kağıtlar (1999) • Bir Annenin Notları (Seçme Şiirler 2002) • Dilsiz Dengbej (2001) • Akşam Haberleri (2006) • İzi Kalsın (2011) |
Diğer Eserleri
• Keloğlan ile Köse (Masal, Adnan Özyalçıner ile) • Şiir Gündemi (denemeler 1995) • İstanbul'un Taşı-Toprağı Altın (İstanbul folkloru Adnan Özyalçıner ile birlikte) (1995) • Anadolu'dan Öyküler Adnan Özyalçıner ile(1995) • Pencereden Bakan Çocuk (Çocuklara şiirler) (1995) • Türk Safosu Mihri Hatun (Belgesel Anlatı 1997) • Osmanlı'da Fal ve Falnameler (1998) • Ekmek Kavgası / Emek Öyküleri 1 (öykü seçkisi Adnan Özyalçıner ile birlikte) (1998) • Grev Bildirisi / Emek Öyküleri 2 (öykü seçkisi Adnan Özyalçıner ile birlikte) (1998) • Motorize Köleler/Emek Öyküleri 3 (Öykü Seçkisi Adnan Özyalçıner ile birlikte) (1999) | • Dokumacının Ölümü /Emek Öyküleri 4 Öykü Seçkisi Adnan Özyalçıner ile birlikte) (1999) • Hasır Ören Padişah (Masal,1999) • Az Masraflı ve Kolay Yemekler (2001) • Nazım, Dünya ve Biz ( inceleme, Şükran Kurdakul ile birlikte2002) • Masal Evi Adnan Özyalçıner ile birlikte)(2003) • Bir Zamanların İstanbul'u Adnan Özyalçıner ile birlikte) (2005) • Binbir Gece Masalları (2006) • Şahmaran (halk öyküsü 2007) • '68'in Edebiyatı, Edebiyatın 68'i (inceleme ve seçki, 2008) • Öyküleriyle İstanbul Anıtları (2 Cilt, Adnan Özyalçıner ile,2010) |
Ödülleri
- 1980 Kadınların Sesi Dergisi’nin 8 Mart Ödülü (Kadınlara yönelik yazıları ve şiirleri için)
- 1987 Halil Kocagöz Şiir Ödülü (Bu Resimde Kimler Var ile)
- 1990 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü (Keloğlan İle Köse ile)
- 1998 Pir Sultan Abdal Dernekleri Edebiyat Ödülü (Şiiri alanlara taşıdığı için)
- 2000 Oğuzkaan Koleji Şiir Ustaları Ödülü
- 2000 Yunus Nadi Şiir Ödülü (Kirlenmiş Kağıtlar ile)
- 2009 (Ş.Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü)
- 2012 Pen Türkiye Şiir Ödülü
22 Mart 2026




