Bilim Dünyasında Bu Ay

BİLİM DÜNYASINDA BU AY HAZİRAN 2026

Beyaz nevresimli bir yatakta yan yatmış uyuyan kadının saçları omuz hizasında, kahverengi tonlarında ve yüzünde sakin, rahat bir ifade. Sol yana yatmış, başı büyük bir beyaz yastığa yaslanmış, iki koluyla yastığı hafifçe kavrar biçimde duruyor. Üzerinde kısa kollu beyaz bir tişört ve gövdesinin büyük kısmı kabarık, dağınık duran beyaz yorganın altında. Yatak geniş.

HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT

Merhabalar, değerli Umudun Kadınları dostları. Birbirinden farklı konuları içeren bilimsel araştırmalarla sizlerleyiz.

Önce Başlıklar:

Uykusuzluk Kanser Riskini Artırıyor
El YazısıVe Hafıza Arasında İlginç Bağlantı Tespit Edildi
Regl Ağrıları İçin Doğru İlaç Hangisi?
Nöro-Psikolojide Ezber Bozan Keşif: Her İnsanın Bir 'İç Sesi' Olmadığı Tescillendi!

Uykusuzluk Kanser Riskini Artırıyor

ABD’de yapılan geniş kapsamlı bir araştırma, uykusuzluk sorunu yaşayan 50 yaş altı kişilerde bazı kanser türlerinin daha sık görülebileceğini ortaya koydu. 

Uzmanlar, bulguların kesin bir neden-sonuç ilişkisi kanıtlamadığını, ancak gençlerde artan kanser vakalarını anlamak için uykunun önemli bir başlık olarak incelenmesi gerektiğini belirtti.

Chicago’da düzenlenen 2026 Amerikan Klinik Onkoloji Derneği yıllık toplantısında sunulan araştırmada, 18-50 yaş aralığındaki 413 binden fazla uykusuzluk tanılı kişi ile uyku sorunu bulunmayan 18,4 milyon kişinin verileri karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, uykusuzluk tanısı alan kişilerde bazı kanser türlerine yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu tespit etti.

Araştırmaya göre uykusuzluk sorunu yaşayan kişilerde, tanıdan sonraki 5 yıl içinde meme kanseri görülme olasılığı 3 kata kadar arttı.

Uykusuzluk yaşayanlarda bağırsak ve rahim kanseri riskinin yaklaşık 2 kat, yumurtalık kanseri riskinin ise yüzde 57 daha yüksek olduğu belirlendi.

Prostat ve bazı mide-bağırsak kanserlerindeki artışların ise istatistiksel olarak yeterince güçlü olmadığı kaydedildi. BowelCancerUK Klinik yöneticisi ClaireCoughlan, gençlerde Bağırsak kanseri vakalarının arttığına ilişkin küresel ölçekte kanıtların çoğaldığını belirterek, uykusuzluğun olası risk faktörlerinden biri olarak incelenmesinin önemli olduğunu söyledi.

BreastCancerNow Baş Bilim Sorumlusu Simon Vincent ise araştırmanın “bir başlangıç noktası” olduğunu vurguladı. Vincent, uykusuzluk ile kanser arasında ilişki bulunmasının, uykusuzluğun doğrudan kansere neden olduğu anlamına gelmediğini ifade etti.

El YazısıVe Hafıza Arasında İlginç Bağlantı Tespit Edildi

Yeni nörolojik araştırmalar, el yazısı yazmanın öğrenme ve hafıza için kritik öneme sahip karmaşık beyin ağlarını aktifleştirdiğini, klavyede yazmanın ise beynin adeta otopilotta kalmasına yol açtığını ortaya koyuyor. Norveçli nörobilimci Audrey vanderMeer, yirmi yılı aşkın bir süredir el yazısının insan beynini nasıl şekillendirdiğini inceliyor.

2024 yılında FrontiersinPsychology dergisinde yayımlanan çalışmada, araştırma ekibi öğrencilerin dijital bir kalemle el yazısı yazarken veya klavyede yazı yazarken beyin aktivitelerini izlemek için yüksek yoğunluklu EEG başlıkları kullandı. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı. El yazısı yazmak; hafıza, duyusal entegrasyon ve aktif öğrenmeden sorumlu bölgeleri birbirine bağlayarak tüm beyinde senkronize bir nöral aktivite patlamasını tetikledi. Buna karşılık, öğrenciler tamamen aynı kelimeleri klavyeyle yazdıklarında, bu gelişmiş bilişsel ağ çöktü. Klavye kullanımı tekrarlayan ve birbirinin aynı tuş vuruşlarına dayandığından, minimum düzeyde mekânsal problem çözme gerektiriyor ve beyindeki çok önemli öğrenme merkezlerinin sessiz kalmasına neden oluyor.

Bu nörolojik farklılık, bilgiyi işleme ve akılda tutma şeklimizi doğrudan etkiliyor. Princeton Üniversitesi'nde PamMuellerve DanielOppenheimer tarafından yapılan daha önceki araştırmalar da bu bulguları destekler nitelikteydi. Bu araştırmalar, elle not tutan öğrencilerin kavramsal kavrama testlerinde dizüstü bilgisayar kullananlara göre sürekli olarak daha yüksek performans gösterdiğini kanıtlamıştı. Dizüstü bilgisayar kullanıcıları dersleri bilgiyi işlemeden kelimesi kelimesine kaydederken, elyazısı yazmak öğrencileri eleştirel bir şekilde dinlemeye, fikirleri sentezlemeye ve kavramları gerçek zamanlı olarak özetlemeye zorluyor.

Fiziksel açıdan zengin aktivitelerin yerine dijital tuş vuruşlarını koyarak, derin bilişsel etkileşim pahasına yüzeysel bir verimlilik elde ediyoruz. Bilgiyi gerçekten işlemek, daha iyi kararlar almak ve zihnimizi keskin tutmak için en basit çözüm bir kalem almaktır.

Regl Ağrıları İçin Doğru İlaç Hangisi?

İngiltere'de süpermarketlerde satılan ilaçlar üzerinde yapılan geniş çaplı bir araştırmaya göre, kadınlar adet sancıları için en etkili ağrı kesiciyi kullanmıyor olabilir.

Kasa fişlerini temel alan araştırma ismi açıklanmayan bir süpermarket zincirinde, on yıl boyunca 211 milyon işlemi kapsayan verilerle yapıldı.

Çalışma, tampon ve hijyenik pedlerle birlikte en yaygın satın alınan ağrı kesicinin parasetamol olduğunu ortaya koydu.

Ancak uzmanlar, kas kramplarını gidermede daha etkili olduğu için ibuprofenin birçok kişi için daha iyi bir seçenek olabileceğini söylüyor.

Araştırmacılara göre, alışverişler adet ağrısının "ölçeği ve etkisi" ile insanların bununla nasıl başa çıktığını ortaya koyuyor ve bu konuda çok fazla araştırma bulunmuyor. Araştırmacılar, parasetamolün insanların daha aşina olduğu bir ilaç olmasından ötürü tercih edilebileceğini öne sürüyor.

Parasetamol etkili bir ağrı kesici olmakla birlikte, ibuprofen, rahimdeki kasların kramp şeklinde kasılmasına yol açan kimyasal olan prostaglandinlerin üretimini engellediği için regl ağrısına karşı daha iyi bir seçenek olabilir.

Buna karşılık parasetamol, öncelikle beyinde çalışarak ağrı sinyallerini engelliyor; bu da onu baş ağrıları için iyi bir seçenek yapıyor.

Ayrıca yüksek ateşi düşürmeye de yardımcı oluyor, bu nedenle örneğin grip olduğunuzda faydalı olabilir.

Araştırmacılar, 2006 ile 2015 yılları arasında 3,4 milyon kişinin alışverişlerini inceledi.

PLoSDigitalHealth dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, regl ürünleri satışlarının yarısında tüketiciler bir ağrı kesici de almıştı.

Bu ilaçların yaklaşık üçte ikisi parasetamol, geri kalan üçte biri ise ibuprofen içeriyordu.

Bristol Üniversitesi'nden ortak araştırmacı Dr. AnyaSkatova, verilerin ülke genelini tam olarak temsil etmekten ziyade bir anlık görüntü niteliğinde olduğunu vurguladı.

Ancak bunun, kadınların adet ağrısı için ne satın aldığına dair bazı ipuçları sunduğunu belirtti.

İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetleri NHS, günlük faaliyetlerinizi yapmanızı engelleyen ya da sizi endişelendiren şiddetli regl ağrısı yaşıyorsanız bir doktora başvurmanız gerektiğini belirtiyor.

Çünkü bunun nedeni endometriozis ve miyomlar gibi başka bir sağlık sorunu olabilir.

Nöro-Psikolojide Ezber Bozan Keşif: Her insanın Bir 'İç Sesi' Olmadığı Tescillendi!

Bugüne kadar pek çok insan, kendi kararlarını alırken, planlama yaparken ya da günlük yaşamın stresine karşı tepki verirken kafasının içinde konuşan o tanıdık "iç sese" (iç monoloğa) herkesin sahip olduğunu varsayıyordu. Ancak dijital platformlarda ve tıp dünyasında geniş yankı uyandıran yeni bilimsel analizler, bu yerleşik paradigmayı tamamen yıktı. Yapılan araştırmalar, bazı bireylerin zihninde kelimelerden oluşan bir anlatıcının hiç var olmadığını, bu durumun nörolojik bir eksiklik değil, tamamen farklı bir bilişsel mimari olduğunu ortaya koydu. Kavramsal olarak incelendiğinde iç monolog; bir bireyin dış dünyaya yansıtmadığı, ancak kendi zihninde bilinçli olarak yürüttüğü sessiz konuşma eylemidir. Örneğin, iş yerinden tam ayrılmak üzereyken yöneticisi tarafından ek görev verilen bir çalışan, dışından "Tabii ki patron, hemen ilgileniyorum" derken, içinden duruma isyan eden sert cümleler kurabiliyor. İç sesi olmayan bireyler ise bu sinsi aşamada hiçbir kelime veya cümle tasarlamadıklarını, sadece soyut bir "hayal kırıklığı veya huzursuzluk duygusu" hissettiklerini, ancak zihinlerinde kendi sesleriyle bir diyalog yürütmediklerini ifade ediyor. Konunun bilimsel arka planını aydınlatmak adına saygın yayın organlarından TheGuardian gazetesine açıklamalarda bulunan dünyaca ünlü Psikoloji Profesörü RussellHurlburt, iç monolog kavramının ikili bir "evet ya da hayır" denklemine indirgenemeyecek kadar kompleks bir yapıda olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Hurlburt tarafından yürütülen laboratuvar çalışmalarına göre insanlık, zihinsel konuşma eğilimleri bakımından geniş bir spektruma yayılıyor.

Klinik analizler neticesinde geliştirilen zihinsel haritalandırma modelleri, insan tipolojilerini şu şekilde kategorize ediyor: Toplumun küçük bir azınlığı kafasının içinde saniyeler bile durmayan kesintisiz bir kelime trafiğiyle (kronik iç gevezelik) yaşarken, büyük bir çoğunluk sadece ihtiyaç duyduğunda veya derin düşüncelere daldığında iç sesini devreye sokuyor. Ancak en dikkat çekici grubu, zihinlerinde hiçbir zaman dilsel bir yapı, kelime veya cümle dönmeyen sessiz popülasyon oluşturuyor. Bu bireyler dünyayı kelimelerle değil; görüntülerle, saf kavramlarla ya da doğrudan duygusal sinyallerle algılayıp işliyorlar. Nöro-psikoloji uzmanları, iç sesin yokluğunun bir zekâgeriliği ya da patolojik bir zafiyet olmadığını, aksine beynin bilgiyi işleme yöntemindeki evrimsel bir çeşitlilik (nöro-çeşitlilik) olduğunubelirtiyor. Birden fazla dili akıcı şekilde konuşan bireylerin hangi dilde düşündüğü sorusu da bu mekanizmayla paralellik gösteriyor. Bazı insanlar kavramları doğrudan görsel sembollere dökerek kelimelerin getirdiği hantallıktan kurtuluyor ve çok daha hızlı karar alma mekanizmaları geliştirebiliyor.

Kafanın içindeki sesin varlığı, bir radyodan ya da dışarıdan gelen yabancı bir fısıltıdan tamamen farklı olarak, bireyin kendi öz bilincini yönetme ve yönlendirme biçimidir. Akşam yemeğinde ne yeneceğini planlamaktan, otobüsteki saygısız bir yolcuya içten tepki göstermeye kadar geniş bir yelpazede çalışan bu sistem, iç sesi olmayan insanlarda tamamen farklı bir nörolojik ağ üzerinden sessizce yürütülüyor. Bilim insanları, insan zihninin bu sinsi ve büyüleyici katmanlarını tam olarak çözmenin, gelecekte yapay zekâ modellerinin düşünme algoritmalarını geliştirmede ve kişiselleştirilmiş psikoterapi yöntemlerinde çığır açıcı bir dönüm noktası olacağını önemle vurguluyor.

Gelecek sayımızda yepyeni araştırmalar ve bilimsel gelişmelerle buluşa bilmek dileğiyle umutla kalın.

22.06.2026

BİLİM DÜNYASINDA BU AY HAZİRAN 2026