HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT
Merhabalar, değerli takipçilerimiz. Yine yeni bilimsel gelişmelerden oluşan bir köşeyle geliyoruz huzurlarınıza. Önce başlıklar:
Kadınlar Gerçekten Daha Mı Empatik?
BBC Future’da yayımlanan bir analiz, “kadınlar doğuştan daha empatik” inancını bilimsel veriler ışığında tartışmaya açtı. Araştırmalar, empati farkının biyolojiden çok toplumsal roller ve öğrenme süreçleriyle ilişkili olabileceğine işaret ediyor.
Toplumda yaygın bir kanı var: Kadınlar erkeklere kıyasla daha empatik. Ancak BBC’nin bilim platformu BBC Future’da yayımlanan analiz, bu yargının sanıldığı kadar basit olmadığını ortaya koyuyor. Haberde aktarılan bilimsel çalışmalara göre, kadınlar öz-bildirim testlerinde (kişilerin kendi empati düzeylerini değerlendirdiği ölçeklerde) ortalama olarak daha yüksek puan alıyor. Ancak araştırmacılar, bu farkın doğrudan biyolojik bir “empati geni” ile açıklanamayacağını vurguluyor.
Empati; başkalarının duygularını anlama (bilişsel empati) ve bu duygulara duygusal tepki verme (duygusal empati) gibi farklı bileşenlerden oluşuyor. Bazı deneysel ölçümlerde kadınların ortalamada daha yüksek performans gösterdiği görülse de farkın çoğu zaman küçük ölçekli olduğu ve bireysel farklılıkların cinsiyet ortalamalarından çok daha belirleyici olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre belirleyici unsurlardan biri toplumsal beklentiler. Kız çocuklarının erken yaştan itibaren duygularını ifade etmeye ve başkalarının duygularına duyarlı olmaya teşvik edildiği; erkek çocuklarının ise daha az duygusal ifade alanına yönlendirildiği biliniyor. Bu durum, yetişkinlikte empati testlerine de yansıyabiliyor.
Bazı deneylerde, erkek katılımcılara empati performanslarının ödüllendirileceği söylendiğinde cinsiyet farkının ortadan kalktığına dair bulgular da bulunuyor. Bu da empati düzeylerinin sabit ve biyolojik olarak belirlenmiş olmaktan ziyade, motivasyon ve sosyal bağlamdan etkilendiğini gösteriyor. Araştırmalar, ortalamalar düzeyinde bazı farklılıklar olabileceğini kabul etmekle birlikte, “kadınlar doğası gereği daha empatik, erkekler değildir” şeklindeki genellemenin bilimsel olarak desteklenmediğini ortaya koyuyor. Empati kapasitesinin büyük ölçüde öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri olduğu vurgulanıyor.
Kadınlar Erkek Kardeşlerine Benzeyen Erkekleri Daha Çekici Bulabiliyor
Bilim insanlarının yayımladığı yeni bir araştırma, romantik partner seçiminde dikkat çekici bir eğilime işaret etti. Araştırmaya göre bazı kadınlar, yüz hatları erkek kardeşlerini andıran kişileri daha çekici bulabiliyor ve bu benzerlik duygusal yakınlaşmayı etkileyebiliyor.
Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden bilim insanları, katılımcılara farklı erkek yüzleri gösterilerek çekicilik değerlendirmesi yapmalarını istedi. Elde edilen bulgular, kadınların çoğu zaman kendilerine ya da aile bireylerine, özellikle de erkek kardeşlerine benzer yüz yapısına sahip erkeklere daha olumlu yaklaşabildiğini ortaya koydu. Uzmanlara göre bu durum bilinçli bir tercih değil; insan beyninin “tanıdıklık etkisi” olarak bilinen psikolojik mekanizmasıyla ilişkili. Tanıdık gelen yüzlerin daha güvenilir ve sıcak algılanması, romantik ilişkilerdeki ilk izlenimleri etkileyebiliyor.
Araştırmacılar, bu eğilimin evrimsel psikolojiyle de bağlantılı olabileceğini belirtirken, partner seçiminde yalnızca fiziksel benzerliğin değil; sosyal çevre, kişisel deneyimler ve bireysel tercihler gibi çok sayıda faktörün rol oynadığını vurguluyor.
Bilim insanları, söz konusu bulgunun “herkes için geçerli bir kural” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, sadece insan ilişkilerindeki bilinç dışı tercihlere dair yeni bir ipucu sunduğunu ifade ediyor.
İlaç Etkisi Yaratan 2 Günlük Yulaf Mucizesi!
Yalnızca iki gün boyunca yulaf ağırlıklı beslenmenin kolesterol seviyelerinde belirgin düşüş sağlayabileceği ortaya kondu.
Almanya’daki Bonn Üniversitesi'nden araştırmacıların yürüttüğü çalışmaya göre, 48 saatlik yulaf diyeti uygulayan katılımcılarda “kötü” kolesterol olarak bilinen LDL seviyesinde ortalama yüzde 10 azalma görüldü.
Araştırmada, diyabet riskiyle ilişkili metabolik sendrom tanısı bulunan 32 yetişkin yer aldı. Katılımcılar iki gün boyunca, günde üç öğün olmak üzere toplam 300 gram suda haşlanmış yulaf tüketti. Öğünlere yalnızca meyve veya sebze eklenmesine izin verildi ve günlük kalori alımı normalin yaklaşık yarısına düşürüldü.
Kontrol grubuna ise kalori kısıtlı ancak yulaf içermeyen bir diyet uygulandı. Her iki grupta da iyileşme görülse de yulaf tüketen grubun kolesterol seviyelerinde “belirgin” bir düzelme kaydedildi. Altı hafta sonra yapılan ölçümlerde bu etkinin korunduğu belirtildi.
Çalışmanın sonuçları bilimsel dergi Nature Communications’ta yayımlandı.
Grip, Soğuk Algınlığı Ve Öksürüklere Karşı Tek Aşı Geliştirildi
Stanford Üniversitesi'ndeki ekip geliştirdikleri "evrensel aşıyı" hayvanlar üzerinde test etti. Aşının insanlarda uygulanması için klinik deneyler yapılması gerekiyor.
Yaklaşımlarının, aşıların 200 yıldan uzun süredir kullanılan tasarımına "radikal bir değişiklik" getirdiğini söylüyorlar.
Uzmanlar çalışmanın henüz erken aşamada olmasına rağmen "gerçekten heyecan verici" olduğunu ve "önemli bir aşama" kaydedilebileceğini belirtiyor.
Günümüzdeki aşılar vücudu tek bir enfeksiyonla savaşmaya eğitiyor. Kızamık aşısı sadece kızamığa karşı koruma sağlarken, suçiçeği aşısı sadece suçiçeğine karşı koruyor. Science dergisinde yayınlanan yeni yaklaşım, aşılardan farklı olarak bağışıklık sistemini eğitmiyor. Bunun yerine, bağışıklık hücrelerinin birbirleriyle iletişim kurma biçimini taklit ediyor.
Burun spreyi olarak uygulanıyor ve akciğerlerimizdeki makrofaj adı verilen beyaz kan hücrelerini "alarm" durumunda bırakıyor. Bu da bağışıklık sistemini hangi enfeksiyon içeri girmeye çalışırsa çalışsın harekete geçmeye hazır hale getiriyor.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde aşının etkisi yaklaşık üç ay sürdü.
Araştırmacılar, bu artan hazırlık durumunun, akciğerlerden geçerek vücuda giren virüs miktarında 100 ila 1000 kat azalış sağladığını buldu.
Stanford Üniversitesi'nden mikrobiyoloji ve immünoloji Profesörü Bali Pulendran, akciğere sızabilenler için de "Bağışıklık sisteminin geri kalanı, bunları ışık hızında savuşturmaya hazır haldeydi" dedi.
Ekip, aşının Staphylococcus aureus ve Acinetobacter baumannii olmak üzere iki bakteri türüne karşı da koruma sağladığını gösterdiğini söylüyor.
BBC'ye konuşan Pulendran, "Evrensel aşı olarak adlandırdığımız bu aşı, sadece grip, Covid ya da nezle virüslerine karşı değil, neredeyse tüm virüslere ve test ettiğimiz birçok farklı bakteriye ve hatta alerjenlere karşı koruyucu olan çok daha geniş bir yanıt oluşturuyor" dedi.
"Bu aşının çalışma prensibi, bugüne kadar geliştirilen tüm aşıların çalışma prensibinden oldukça farklı."
Bağışıklık sistemini enfeksiyonla savaşmaya yönlendirme şekli, alerjik astımı tetikleyen ev tozu akarı alerjenlerine karşı tepkiyi de azaltıyor gibi görünüyor.
Çalışmada yer almayan Oxford Üniversitesi'nden bilim uzmanı Prof. Daniela Ferreira "Bu gerçekten heyecan verici bir araştırma" diyor.
Araştırma sonuçlarının insan çalışmalarıyla doğrulanması halinde, bunun "yaygın öksürük, soğuk algınlığı ve diğer solunum yolu enfeksiyonlarından korunma yöntemimizi değiştirebileceğini" söyledi.
Araştırmanın "güçlü yönlerinden birinin", bu yeni tip aşının nasıl çalıştığına dair net bir açıklama sunması olduğunu da ekliyor.
Ferreira, araştırmanın "hepimiz üzerinde çok büyük bir yük oluşturan" enfeksiyonlara karşı koruma sağlama konusunda "önemli bir adım olabileceğini" de dile getiriyor ancak hala cevaplanması gereken birçok soru var.
Deneylerde aşı, burun spreyi olarak uygulandı ama insan akciğerlerinin derinliklerine ulaşabilmesi için nebülizatör yoluyla solunması gerekebilir.
Aynı etkinin insanlarda da elde edilip edilemeyeceği veya bağışıklık sisteminin ne kadar süreyle alarmda kalacağı bilinmiyor.
Farelerin ve insanların bağışıklık sistemleri arasında önemli farklar var. Örneğin, insanların bağışıklık sistemi on yıllar boyunca farklı enfeksiyonlarla şekilleniyor.
Bu nedenle araştırmacılar, bir kişiye aşı yapıp daha sonra vücudunun nasıl tepki verdiğini görmek için enfekte edilecekleri denemeler planlıyorlar.
Bağışıklık sistemini normal durumunun ötesine geçmeye zorlamanın sonuçları da olabilir ve bu da bağışıklık sistemi bozuklukları sorusunu gündeme getirebilir.
Gelecek sayımızda heyecan veren yeni bilimsel araştırmalarla buluşmak üzere umutla kalın.
21.02.2026





