
HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT
Merhabalar, değerli Umudun Kadınları Dergisi takipçileri, yine bir kadının güncesi köşesiyle sizlerleyiz. Bahar ayları geldi ama ülkemize bir türlü gelmiyor bu güzellikler. Hep mücadele, hep hak ihlalleri, hep kadın cinayetleri. Bakalım bu sayımızda güncemizin satırlarında neler var.
- Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneği’ne Soruşturma
- Mor Çatı: Şiddetle Mücadelede Mekanizmalar Çökerken Kadınlar Yalnız Bırakılıyor
- Gülistan Doku Soruşturmasında Korkunç Gerçekler
- Eşik'ten 'Doğum Izni' Uyarısı: Çocuk Bakımı Sadece Kadınların Sorumluluğunda Değildir!
- Tutuklanan Esra Işık’tan Cumhuriyet Aracılığıyla Mesaj: ‘Toprağımı Savundum”
Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneği’ne Soruşturma
Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa’nın yaşamını yitirmesinin ardından, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği hakkında soruşturma başlatıldı. Çocuk yaştayken Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler tarafından istismar edildiği öne sürülen ve faille evlendirilen Çelik ile yine failin yıllarca istismar ettiği iddia edilen kızı Hifra İkra geçen ay Zeytinburnu sahilinde ölü bulunmuştu. İstismar davasının ve sürecin takipçisi olan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği hakkında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın şikâyetiyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı.
Dernek başkanı Müjde Tozbey, Bakırköy Adliyesi’nde ifade verdi. Adliye önünde bir basın açıklaması yapan Tozbey, “Fatma Nur ve Hifa sadece sosyal çevrelerinden dışlanmadılar. Gerekli kurumlardan eğitim ve sağlık alanlarında yeterli desteği alamadılar. Adalet Bakanlığı’na da defalarca seslendik” dedi. Tozbey, “Bakanlığın Hifa ve Fatma Nur için yaptıklarından değil, yapmadıklarından bahsetmişiz ve halkı kin ve düşmanlığa itmişiz. Bakanlık öyle söylüyor suç duyurusunda.
Peki gerçekten halkı kin ve düşmanlığa mı ittik? Ortada iki ölüm, iki can var. Bize ifadede sordukları soru şuydu: Hifa ölmeden önce sağlık tedbirinin uygulanmasını engellediniz mi? Düşünebiliyor musunuz? Hifa’yı cinsel olarak istismar eden babaya bu sorular sorulmuyor. Bugün sokaklarda elini kolunu sallayarak özgürce dolaşabiliyor” vurgusu yaptı.
Cumhuriyet’e konuşan Tozbey, “İstedikleri kadar soruşturma başlatsınlar, davalar açsınlar. Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nde cumhuriyeti ve laikliği savunmaya, her zaman kadının ve çocuğun yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Mor Çatı: Şiddetle Mücadelede Mekanizmalar Çökerken Kadınlar Yalnız Bırakılıyor
Türkiye’de erkek şiddetine karşı en uzun soluklu dayanışma ağlarından birini yürüten Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, 2025 faaliyet raporunda yalnızca bireysel şiddet vakalarına değil, bu şiddeti önlemesi gereken mekanizmaların nasıl işlevsizleştiğine de işaret etti.
Rapora göre kadınlar, şiddetten uzak bir hayat kurmak için adım attıklarında çoğu zaman destek mekanizmalarına erişemiyor; kimi zaman hiçbir eşya alamadan evlerini terk eden kadınlar, yetersiz politikalar nedeniyle yeniden şiddet ortamına dönmek zorunda kalıyor.
Mor Çatının sahadan edindiği deneyimler, kadınların ihtiyaç duydukları desteklere eriştiklerinde yaşamlarını yeniden kurabildiğini gösterirken; bu desteklerin sistematik biçimde zayıflatılması, şiddetin süreklileşmesine yol açıyor. Bu nedenle vakıf, çalışmalarının önemli bir bölümünü şiddeti önleme mekanizmalarını izlemeye, kurumlarla görüşmeler yürütmeye ve kadınlardan yana dönüşüm talep etmeye ayırıyor. Raporda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politikaların belirgin biçimde güçlendiği vurgulandı. 6284 sayılı Kanun’a yönelik saldırıların sürdüğü, bu siyasi atmosferin yasayı uygulamakla yükümlü kamu görevlilerinin tutumlarını da doğrudan etkilediği ifade edildi.
Rapora göre yalnızca mevcut yasalar hedef alınmıyor; Türk Medeni Kanunu kapsamında kadınların elde ettiği haklar da tartışmaya açılıyor. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının dahi kurumsal düzeyde sorunlaştırıldığına dikkat çekilen raporda, “cinsiyete uygun davranışı tanımlamayı amaçlayan yasa girişimlerinin kadınlar açısından yeni ayrımcılık riskleri yarattığı belirtildi. Mor Çatı, son dönemde öne çıkan “Aile Yılı” ve benzeri politikaların, kadınlara yönelik şiddeti önlemeye dönük somut adımların yerini aldığını vurguladı. Rapora göre bu yaklaşım, kadınların eşitlik ve özgürlük talepleri ile “aile kurumu” arasında yapay bir karşıtlık kurarak feminist mücadeleyi itibarsızlaştırmayı hedefliyor.
Gülistan Doku Soruşturmasında Korkunç Gerçekler
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Dokunun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada uzun zaman somut bir adım atılmazken 14 Nisan'da cinayet şüphesiyle 7 ilde 14 kişi hakkında gözaltı talimatı verildi.
Soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Elazığ ve Dersim'de 14 kişinin yakalanmasına yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenlendi. Operasyon sonucu 13 kişi gözaltına alındı. ABD'de bulunan bir kişi (Umut Altaş) ise gözaltına alınamadı.
Soruşturma kapsamında ilk olarak meslekten ihraç edilen polis Gökhan Ertok ve eski Tunceli İl Özel İdaresi personeli Erdoğan Elaldı tutuklandı. Munzur Üniversitesi’ndeki kameralardan sorumlu teknisyenler Süleyman Önal ve Savaş Gültürk hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulanarak yurt dışı çıkış yasağı kararı verildi.
Ertesi gün ise Gülistan Doku'nun eski erkek arkadaşı Zeinal Abarakov'un yanı sıra annesi Cemile Yücer, babası Engin Yücer, ABD'de olduğu için gözaltına alınamayan Umut Altaş'ın babası Celal Altaş, annesi Nurşen Arıkan ve dönemin valisi Tuncay Sonel ile bağlantılı olduğu değerlendirilen Ferhat Hanedan Güven tutuklandı. Uğurcan Açıkgöz ise yurtdışı çıkış yasağı ile serbest bırakıldı. Soruşturmanın kilit ismi, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile Vali'nin o dönemki yakın koruması olan Şükrü Eroğlu, gözaltında 4 gün kaldıktan sonra tutuklandılar. Soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı verilen, ABD’de olduğu bilinen, ve kırmızı bülten talebinde bulunulan şüpheli Umut Altaş'ın ağabeyi S.A.'nın, Doku ailesinin avukatıyla yaptığı konuşmanın görüntüleri dosyaya girdi.
S.A., soruşturma dosyasına giren görüntüde, “Ne biliyorsam bildiğim kadarıyla yardımcı olmaya hazırım. Umut’un sorgusundan aldığım Türkay demiş ki kız hamile kaldı ben de kafasına sıktım. Bu kafasına sıktım lafı birkaç defa geçti” ifadelerini kullandı. Gülistan Doku soruşturması kapsamında tutuklanan, eski polis Gökhan Ertok savcılıkta verdiği ifadede, Gülistan Doku’ya ait SIM kartın kendisine dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in yakın koruma polisi Şükrü Eroğlu tarafından verildiğini söylemişti. Tuncay Sonel’in Gülistan Doku'nun WhatsApp yazışmaları ile sosyal medya mesajlaşmalarındaki önemli verilerin silinmesi yönünde talimat verdiğini de kaydetmişti. Şüpheli sıfatıyla dosyaya giren ve operasyonla gözaltına alınan Gökhan Ertok’un HTS kayıtları ve banka dokümanları üzerinde yapılan incelemede, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve yine gözaltında bulunan eski koruma Şükrü Eroğlu ile görüşme trafiği ve birden fazla para transferi gerçekleştirdiği tespit edildi.
Savcılık, şüphelinin Gülistan Dokunun sosyal medya hesabına ‘şifremi unuttum’ yöntemiyle tek kullanımlık şifre alarak giriş yaptığını belirledi. Ulusal Kriminal Dairesi uzmanlarının incelemesi sonucu, Ertok’un hesaba girerek sosyal medyadaki arkadaş listesinden 2 kişiyi sildiği tespit edildi.
Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ise Gülistan Dokuyu tanımadığını iddia etti. Soruşturma kapsamında "nitelikli cinsel saldırı" ve "kasten öldürme" suçlamalarıyla tutuklandı.
Dokunun akıbetine ilişkin bir gizli tanık ifadesi de ortaya çıkmıştı. Ailenin avukatı Ali Çimen'in aktardığına göre bir gizli tanık, 'Tunceli Gençlik Merkezi'nde 'uyuşturucu partileri' düzenlendiğini, burada uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Dokunun öldürüldüğünü söylemişti. Oğlu cinayetle suçlanan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, 17 Nisan'da gözaltına alındı., Emniyet Müdürlüğü tarafından oluşturulan bir ekip tarafından 18 Nisan günü sabah saatlerinde Erzurum'a getirildi. NTV'nin aktardığına göre Sonel'in Emniyet Müdürlüğü'nde bulunduğu 3 gün boyunca ifade vermeyi reddettiği öğrenildi. Görevlilerin kendisine "İfade vermek istiyor musunuz?" sorusuna Sonel'in "Ben devletin valisiyim. Emniyete cevap vermem. Susma hakkımı kullanıyorum" diyerek günlerdir ifade vermediği anlaşıldı. Adliyedeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen Sonel, Savcının 78 sorusuna karşılık 21 sayfa ifade verdi. "Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme", "resmî belgeyi yok etme veya gizleme", "bilişim sistemindeki verileri yok etmek", "suç delillerini gizleme, değiştirme, yok etme" suçlarından tutuklamaya sevk edilen Tuncay Sonel, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Eşik'ten 'Doğum Izni' Uyarısı: Çocuk Bakımı Sadece Kadınların Sorumluluğunda Değildir!
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), doğum izinlerinin 24 haftaya çıkarılmasına yönelik hazırlanan yasal düzenlemeye dair açıklama yayımladı. Düzenlemenin kadınların gerçek ihtiyaçlarını görmezden geldiğini belirten EŞİK, bakım sorumluluğunun toplumsallaştırılmak yerine tamamen kadınların omuzlarına yıkılmak istendiğine dikkat çekti. TÜİK ve BM Kadın Birimi’nin 2024 verilerine atıf yapılan açıklamada, çocuk bakımının istihdamdaki eşitsizliği nasıl derinleştirdiği rakamlarla ortaya kondu.
- Hanesinde 3 yaş altı çocuğu olan kadınların istihdama katılım oranı: %26,9
- Aynı koşullardaki erkeklerin oranı: %90,9
- Çocuğu olmayan kadınlarda istihdam oranı ise %58,6’ya yükseliyor.
EŞİK, bu tablonun ortasında doğum izninin yalnızca kadınlar için uzatılmasının, işverenlerin kadın istihdamına yönelik isteksizliğini artıracağını ve kadın yoksulluğunu derinleştireceğini vurguladı. Erkeklerin bakım süreçlerine katılımının "yardım" değil, "eşit sorumluluk" olması gerektiğini belirten platform, babalık izinlerinin sembolik artışlarla geçiştirilmesine karşı çıktı. Açıklamada, "Zorunlu ve devredilemez" ebeveyn izinleri olmadan gerçek bir adaletin sağlanamayacağı ifade edildi. İşyerlerinde kreş açma yükümlülüğünün "150 kadın çalışan" şartına bağlanmasını "yükümlülüğü fiilen ortadan kaldırmak" olarak yorumlayan EŞİK, belediye kreşlerine yönelik siyasi engellere de tepki gösterdi: “Kadir Has Üniversitesi’nin araştırmasına göre toplumun %87’si işyerinde kreş talep ediyor. Buna rağmen belediye kreşlerinin kriminalize edilmeye çalışılması kabul edilemez.” EŞİK, çözümün kadınları aile içine hapsetmekten değil, kamusal hakları hayata geçirmekten geçtiğini belirterek taleplerini sıraladı:
- Ücretsiz ve nitelikli kamusal kreşler her mahallede yaygınlaştırılmalı.
- Ebeveyn izinleri; kadın ve erkek arasında eşit, devredilemez ve kapsayıcı şekilde düzenlenmeli.
- Bakım emeğipiyasaya veya kadının fedakârlığına terk edilmemeli; Mor Yeşil Kamucu Ekonomi perspektifiyle kamusal olarak finanse edilmeli.
Açıklama, kadınları hayatın her alanında özgür kılacak politikaların acilen uygulanması çağrısıyla son buldu.
Tutuklanan Esra Işık’tan Cumhuriyet aracılığıyla mesaj: ‘Toprağımı savundum”
Muğla Milas’ta Limak Holding’in termik santrala kömür sağlamak için Akbelen Ormanlarının çevresindeki altı köy için aldırdığı acele kamulaştırma sürecine karşı direniş sürüyor. Davalara karşı tapu sahiplerine ve avukatlara bilgi verilmeden jandarma eşliğinde yapılan bilirkişi keşfini protesto ederken gözaltına alınan İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklamanın olduğu gün Işık ailesine ait olan arazilerde keşif yapılırken Esra Işık da Muğla Cezaevi’nden yaklaşık 300 km uzaklıktaki İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne (Şakran) sevk edildi. Akbelen direnişinin yedinci yılında tutuklanan ve adeta İzmir’e sürgün edilen Esra Işık, gazetemiz Cumhuriyet aracılığıyla mücadeleyi bırakmayacağını söyledi. Gözaltına alındığı 30 Mart’taki bilirkişi keşfinde yaşananları, “Şirket, bugüne kadar defalarca her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu köyümüze dayattı. Acele kamulaştırmaların iptali için Danıştay’da davalarımız karar verilmeyi bekliyor, Anayasa Mahkemesi’nde zeytinlerin kaderini belirleyen yasanın iptali dosyası bekliyor. Ben ne yaptıysam köyümü, toprağımızı korumak için yaptım. Çünkü bugüne kadar şirketin hukuksuzluklarını müdahale ederek durdurduk. Ormanlar yanarken Akbelen ormanını nasıl koruduysak, Akbelen’de kesim yaparlarken nasıl savunduysak, şimdiye kadar köyde büyüklerimden ne gördüysem, o gün ben de toprağımızı o şekilde savundum. Benim tepkim mahkeme heyetine değil, her şeyimizi elimizden almak isteyen şirketeydi. Tepki gösterdiğim araçta mahkeme heyetinin olduğuna dair hiçbir ibare, resmi plaka yoktu. Jandarma’ya ‘burada keşif mi yapılıyor?’ diye sorduk. Jandarma ‘Yok, keşif yapılmıyor’ dedi. Araç uzaklaştıktan sonra yanıma gelerek ‘Mahkeme heyetine tepki gösterdin’ dedi. Gece de evimden gözaltına alındım” diyerek anlattı. Annesi Nejla Işık ve İkizköylülerin direnişinin kendisine güç verdiğini aktaran Esra Işık, “Mücadelemiz iyi olduğu müddetçe ben de iyiyim, iyi olmaya devam edeceğim. Herkesin haklılığımızı görmesi, dört koldan destek vermesi bana can suyu oluyor. Her gün köyümden haber almak için saniyeleri, dakikaları sayıyorum. Daha da güçlenerek köyüme geri dönmek için kendime iyi bakıyorum. Gözüm arkada değil, köylülerimizin, mücadeleyi aynı inanç ve dirençle devam ettirdiklerini biliyorum. Köyüme, mücadelemize bir an önce dönmek için sabırsızlanıyorum” dedi. Esra Işık, Cumhuriyet okurlarına ve tüm yaşam savunucularına da “Akbelen demek memleket demektir. Bu günlerde sesimizi duyan herkesin Akbelen’e memlekete sahip çıkmasını, orayı yalnız bırakmamasını diliyorum. Kazanana kadar bu direnişi herkesin sahiplenmesini istiyorum. Biz bitti demeden bu mücadele bitmeyecek” mesajını iletti. Bu arada Milas Ağır Ceza Mahkemesi, Esra Işık'ın tarım arazilerinin acele kamulaştırılmasına karşı düzenlenen protestoların ardından tutuklanmasına yapılan itirazı reddetti.
Gelecek sayımızda kadının güncesine olumsuz ve umutsuz haberlerin yansımaması dileğiyle sevgiyle kalın.
21.04.2026




