
HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT
SESLENDİREN: Münevver ERTÜRK
Merhabalar, değerli dergi takipçilerimiz. Gün geçmiyor ki bir sabaha kötü bir haberle uyanmayalım. Ülkemizin bu durumu bizi fazlasıyla üzerken bir yandan da dergi çalışmalarımızla üretim ve demokrasi mücadelesine güç olmaya ve direnen insanlardan güç alarak umudumuzu çoğaltmaya devam ediyoruz. Ne yazık ki kadın hakları da ülkemizdeki hak ihlalleriyle paralel gerilemeye devam ediyor. Bakalım neleri yansıtmışız bu sayıda köşemize.
Önce Başlıklar:
- Afife Tiyatro Ödülleri'ndeki Ödülünü Tutuklu Can Atalay’a Ithaf Etti
- Chp’li Kadın Milletvekillerinden Ortak Açıklama: “Bu Kirli Anlayışı Kabul Etmiyoruz.
- Üniversite Öğrencileri: İlayda Zorlu’nun Ölümündeki Tüm Sorumlular Yargılanmalı
- Manisa’da “Kadın Dostu Kentler” Için Yerel Eşitlik Çalışmaları Başladı
- Eşik”Ten Şeriat Çağrılı Videolara Tepki: Laiklikten Ve Eşitlikten Vazgeçmiyoruz
- Rojin Kabaiş Soruşturması: Yurt Yönetimine Soruşturma Izni
Afife Tiyatro Ödülleri'ndeki Ödülünü Tutuklu Can Atalay’a Ithaf Etti
Düzenlenen 28. Afife Tiyatro Ödülleri gecesinde, Pınar Yıldırım; Monologlar Müzesi ‘Pavyon’ oyunundaki performansıyla “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödülünü kazandı.
Gecenin en dikkat çeken anlarından biri ise yaptığı konuşma oldu. Yıldırım, ödülünü tutuklu bulunan avukat ve Milletvekili Can Atalay’a ithaf etti.
Sahnedeki konuşması salonda uzun süre alkışlandı.
Chp’li Kadın Milletvekillerinden Ortak Açıklama: “Bu Kirli Anlayışı Kabul Etmiyoruz”
Cumhuriyet Halk Partili kadın milletvekilleri, son dönemde kadın siyasetçilere yönelik hakaret, iftira ve linç kampanyalarına ilişkin ortak açıklama yayımladı. Ortak açıklamanın tamamı şu şekilde:
"Son günlerde kadınların siyasetteki varlığını hedef alan, ahlak ve vicdan sınırlarını aşan saldırılar; sadece belirli kişilere değil, siyasetin onuruna, kadınların kamusal yaşam mücadelesine ve demokratik siyasete yönelmiş organize bir itibarsızlaştırma girişimidir.
Bizler, kadın milletvekilleri olarak; sistematik hale gelen hakaret dilini, yalanı, iftirayı ve kadın siyasetçiler üzerinden yürütülen linç kampanyalarını en güçlü şekilde kınıyoruz.
Türkiye siyasetinde geçmişte de sert tartışmalar yaşanmıştır. Ancak bugün gelinen noktada hakaretin, yalanın ve iftiranın olağanlaştırıldığı; ailelerin, çocukların ve kişisel hayatların hedef haline getirildiği zehirli bir siyasi iklim yaratılmıştır. Kadın siyasetçileri susturmayı, itibarsızlaştırmayı ve toplum önünde yalnızlaştırmayı amaçlayan bu kirli anlayışı kabul etmiyoruz.
Kadın siyasetçilerin namusuna, ahlakına ve kişilik haklarına yönelik alçakça saldırılar hiçbir koşulda kabul edilemez. Kadınların siyaset yapma hakkını baskı altına almak, onları aşağılık ithamlarla hedef göstermek ve kamuoyu önünde itibarsızlaştırmaya çalışmak; demokratik siyasete vurulmak istenen ağır bir darbedir. Çünkü hedef yalnızca bugün görev yapan kadın siyasetçiler değildir; hedef, yarının kadın siyasetçileridir.
Kadınların siyasette daha fazla yer almasını engellemek, genç kadınlara “bedeli ağır olur” mesajı vermek isteyenlere açıkça söylüyoruz: Başaramayacaksınız.
Bir insanın onuruna, ailesine, hayatına ve emeğine yalanlarla saldırmak; yalnızca siyasi bir çirkinlik değil, aynı zamanda büyük bir vicdan ve ahlak sorunudur. İnancı, ahlakı ve toplumsal değerleri dilinden düşürmeyenlerin; iftira karşısında sessiz kalması, hatta bu kötülüğü desteklemesi kabul edilemez.
Yargı eliyle siyaset dizayn edilirken, kadınların siyasetteki varlığını hedef alan bu karanlık dil; bizleri korkutamayacak, susturamayacak ve geri adım attıramayacaktır. Tam tersine, kadınların eşit temsil mücadelesini daha da büyütecek; dayanışmayı daha da güçlendirecektir.
Kadınların kamusal yaşamda, karar alma mekanizmalarında ve siyasette eşit biçimde yer alma hakkı; hiç kimsenin karalama kampanyalarıyla engellenemeyecek kadar meşru ve güçlüdür.”
CHP’li kadın vekiller, suç duyurusunda bulunduklarını da bildirdi.
Üniversite Öğrencileri: İlayda Zorlu’nun Ölümündeki Tüm Sorumlular Yargılanmalı
Üniversite öğrencileri Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümünün “intihar” olarak yansıtılmasına tepki gösteriyor. Günlerdir İlayda Zorlu'nun ölümünün aydınlatılması için eylemler yapan öğrenciler bu kez de Marmara Üniversitesi ve Kadıköy Süreyya Operası önünde açıklama yaptı. "İlayda Zorlu, 8 Mart’ta katledilen kadınların hesabını sorduğu için polisin hukuksuz aile aramalarıyla hedef gösterilmiş; ardından maruz bırakıldığı aile baskısı ve şiddet sonucunda yaşamını yitirmiştir. İlayda’nın ölümü münferit bir olay değildir. Bu ölüm, kadınları itaate zorlayan, gençliği baskıyla susturmaya çalışan düzenin sonucudur" ifadeleriyle başlayan açıklamada şu görüşlere yer verildi:
"Geçtiğimiz yıl ilan edilen ve on yıla uzatılan 'Aile Yılı' politikalarıyla kadınlar üzerindeki baskı daha da artırılmış, gençlerin yaşamına müdahale olağanlaştırılmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanlar, 6284 sayılı kanunu uygulamayanlar, kadın cinayetlerinin, LGBTİQ+lara karşı işlenen nefret suçlarının faillerini cesaretlendirenler bu tablonun baş sorumlularıdır. Gülistan Doku’dan nice kadına uzanan cezasızlık zinciri hâlâ sürmektedir. İlayda’nın katledilmesi de bu siyasal iklimden bağımsız değildir. Sokakta mücadele ettiği için polis tarafından ailesine hedef gösterilmiş, hukuksuz aile aramalarıyla baskı altına alınmış, aile içi şiddetin içine itilmiştir. Gençliği sindirmek için kullanılan bu yöntem yeni değildir. Yıllardır öğrencilere, devrimcilere, hak arayanlara aile baskısı, ajanlaştırma, tehdit ve gözdağı dayatılmaktadır. Devlet bir yandan yoksulluğu, sömürüyü ve geleceksizliği büyütürken diğer yandan buna itiraz edenleri baskıyla susturmaya çalışmaktadır”
Manisa’da “Kadın Dostu Kentler” Için Yerel Eşitlik Çalışmaları Başladı
Manisa Büyükşehir Belediyesi, kadınların ve kız çocuklarının kent yaşamında daha eşit, güvenli ve erişilebilir koşullarda yer alabilmesi amacıyla yürütülen “Kadın Dostu Kentler Programı” kapsamında önemli bir toplantıya imza attı. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı koordinasyonunda AB finansman desteği, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) yürütücülüğü ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ortaklığında sürdürülen programın üçüncü faz eğitimleri gerçekleştirildi. Kadın Dostu Kentler Programı; yaş, cinsiyet, köken, fiziksel veya sosyoekonomik koşul fark etmeksizin, başta kadınlar ve kız çocukları olmak üzere tüm kent sakinlerinin hak ve ihtiyaçlarını gözeten kapsayıcı yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor. Bu kapsamda sağlık, eğitim, sosyal hizmetler, ulaşım ve istihdam gibi temel hizmetlere eşit erişim sağlanması, kadınların karar alma süreçlerine katılımının artırılması ve yerel yönetimlerde eşitlik odaklı yaklaşımın kurumsallaşması amaçlanıyor. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kadın Dostu Kentler Projesi Yerel Eşitlik Uzmanı Aylin Çelik, geçen yıl başlayan eğitimlerin belediye personelinde önemli bir farkındalık dönüşümü yarattığını belirtti. Çelik, “Kadın Dostu Kentler yaklaşımıyla eşitlik konusunun yalnızca belirli bir birimi değil, tüm belediye birimlerini ilgilendirdiğini artık çok daha net görüyoruz. Üç günlük yüz yüze eğitimlerimizde bu vizyonu somut başlıklara dönüştüreceğiz” dedi. Program boyunca katılım ve temsil, kentsel hizmetler, istihdam, kentsel dayanıklılık, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve çocuk yaşta evliliklerle mücadele gibi kritik başlıklar masaya yatırıldı.
Eşik”Ten Şeriat Çağrılı Videolara Tepki: Laiklikten Ve Eşitlikten Vazgeçmiyoruz
Sosyal medyada dolaşıma sokulan ve kadınların çalışma yaşamından, okullardan ve kamusal alandan çekilmesini hedef alan videolara Eşitlik İçin Kadın Platformu’ndan (EŞİK) tepki geldi. “Evde kalsın kızlar, ne olur Reis” ve “Erkekler içinde çalışma bacım” ifadeleriyle yayılan videolarda kadınların çalışma yaşamına katılımı hedef alınırken, “Kanunlar şeriat olsun be Reis” sözleriyle laik hukuk düzenine açıkça karşı çıkıldı.
EŞİK tarafından yapılan açıklamada, söz konusu videoların yalnızca kadınlara yönelik ayrımcı bir söylem değil, aynı zamanda anayasal eşitlik ve laiklik ilkesine yönelmiş bir saldırı olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Kadınların kamusal alandan silinmesini ve şeriat düzeni kurulmasını talep eden bu sözler ifade özgürlüğü diyerek geçiştirilemez” denildi. EŞİK, videolarda kadınların iş yaşamına katılmasıyla “erkekleştikleri” iddiasının dile getirildiğini, kadın-erkek eşitliğinin ise bir “bozulma” gibi sunulduğunu belirtti. Kadını yalnızca ev içine ve “ocak” etrafına yerleştiren bu anlayışın, kadınları erkeğe bağımlı ikinci sınıf yurttaşlar haline getirmeyi hedeflediği ifade edildi.
Açıklamada, “Kadının haklarını kullanıyor olması boşanmaya neden oluyorsa, orada eşitlik değil tahakküm vardır” denilerek kadınların eğitim, çalışma ve ekonomik bağımsızlık hakkının her türlü şiddete karşı temel güvence olduğuna dikkat çekildi.
EŞİK, kadın istihdamının işsizliğin nedeniymiş gibi gösterilmesine de tepki gösterdi. Kadınların iş hayatındaki varlığının “namahrem erkeklerle aynı ortamda bulunmak” üzerinden ahlak dışı gibi sunulmasının, yalnızca çalışma hakkına değil, kadınların hastaneye gitme, alışveriş yapma ve kamusal hizmetlere erişme hakkına da saldırı anlamına geldiği kaydedildi. Laikliğin kadınların yaşam hakkı, medeni hakları ve özgürlüğü açısından en büyük güvencelerden biri olduğu vurgulanan açıklamada, kadınların eğitim ve çalışma hakkını dini referanslarla sınırlamaya çalışan söylemin doğrudan laikliği hedef aldığı belirtildi. Açıklamada, “Anayasal eşitlik ve laiklik ilkesine karşı çalışan tüm kamu görevlileri yargılanmalı ve görevlerinden alınmalıdır” çağrısı yapıldı.
Rojin Kabaiş Soruşturması: Yurt Yönetimine Soruşturma Izni
Van yüzüncü yıl üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.
Van Barosu’nun, Rojin Kabaiş’in ölümüyle ilgili KYK yurdu yönetimi hakkında verilen “soruşturma izni verilmemesi” kararına yaptığı itiraz kabul edildi. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi, soruşturmanın önünü kapatan kararı kaldırdı.
Van Barosu, olayda KYK yurdu yönetiminin de sorumluluğu ve ihmali bulunduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığı, yurt yönetimi hakkında soruşturma yürütülebilmesi için Van Valiliği’nden izin talep etmişti.
Ancak Van Valiliği İl İdare Kurulu, soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Bu kararın ardından hem savcılık hem de Van Barosu, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulundu. Mahkeme, yapılan başvuruları değerlendirerek soruşturmanın açılmasını engelleyen kararı kaldırdı.
Gelecek sayımızda köşemizde yer verdiğimiz haberlerin daha motive edici olması umuduyla, sevgiyle kalın.
23.05.2026




