Sanatın Kadın Sesleri

SANATIN KADIN SESLERİ - NİSAN

Ülkü Aker gitar çalıyor. Orta uzunlukta, tepede toplanmış kabarık bir saç modeli var; saçları açık renk. Açık desenli, rahat bir bluz ve açık renk geniş paçalı bir pantolon giymiş. Akustik gitara kucağında, gövdesi yana dönük şekilde sarılmış; sol eli sapın üzerinde, sağ eli gövdenin üzerinde duruyor. Yerde oturur pozisyonda, bacakları hafif çaprazlanmış. Arkada camlı bir kapı ve bitki yaprakları. Yüz ifadesi hafif ciddi ve düşünceli.

HAZIRLAYAN: Selvet BAYRAKTAR TOKAT


Merhabalar, değerli Umudun Kadınları Dergisi dostları, biz yepyeni bir sanatın kadın sesleri köşesiyle yine sizlerle beraberiz.

Önce Başlıklar:

  • Demet Evgar: 'Bunda Hepimizin Sorumluluğu Var'
  • Söz Yazarı Ülkü Aker, 80 Yaşında İstanbul’da Yaşamını Yitirdi
  • İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali Başlıyor
  • Kadınların Sesinden Göçün Sessiz Yükü

Demet Evgar: 'Bunda Hepimizin Sorumluluğu Var'

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırılarının ardından sanatçı Demet Evgar sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.

Evgar şunları yazdı: 

"Dilime, dimağıma bir dolu cümle geliyor; boğazım düğüm-düğüm...

Bizler, Kurban Bayramı'nda kana bakamayan çocuklardık. Ne oldu bize?

Çocukların, gençlerin eli ne ara silah tutar oldu? Okullar ne zaman canların yitirildiği, güvensiz alanlara dönüştü?

Çocuklarımızı, öğretmenlerimizi okulda güvende tutamıyoruz.

Çocuklarımıza şiddetsiz bir yaşamı öğretemiyoruz.

Şiddet katman, katman her yanımızı sardı; evlatlarımızı da elimizden aldı.

Şiddeti dönüştürmek yerine, toplum olarak onunla yoğrulduk.

Bunda hepimizin sorumluluğu var. Tüm ülke gibi derin bir üzüntü içindeyim. Allah, hayatını kaybedenlere rahmet; ailelerine sabır, ülkemize de toparlanma gücü versin."

Söz Yazarı Ülkü Aker, 80 Yaşında İstanbul’da Yaşamını Yitirdi

Kadın eylemlerinin vazgeçilmezi 'Sana ne kime ne' şarkısının söz yazarı Ülkü Aker, 80 yaşında hayatını kaybetti.

Aker, 70’li ve 80’li yıllarda yabancı şarkılara yazdığı Türkçe sözlerle (aranjmanlar) Türk pop müziğinin şekillenmesinde kilit rol oynadı. Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal ve ilk Türk kadın söz yazarı Fikret Şeneş’ten sonra 70’li, 80’li yıllarda yabancı şarkılara Türkçe sözler yazdı. Bu tür aranjmanların yanı sıra alaturka ve arabesk şarkıların da sözlerini yazdı.

Ferdi Özbeğen, Ayten Alpman, Ajda Pekkan, Semiramis Pekkan, Seyyal Taner, Nilüfer, Nil Burak, Selda Bağcan, Gülden Karaböcek ve Sezen Aksu gibi şarkıcılar için söz yazarlığı yaptı.

Aker, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü'nde kadınların sıklıkla marş gibi söyledikleri "Sana ne kime ne" şarkısının da sözlerini yazmıştı. Söz yazarlığını yaptığı şarkılardan bazıları şöyle:

"Benim Gözüm Sende", "İnleyen Nağmeler", "Bir Fincan Kahve Olsam", "Eskimeyen Dost", "Yok Yok Yalan Deme", "Sana Ne Kime Ne", "Boş Vere-Boş Vere", "Kim Arar Seni Kim Arar", "Tek Başına", "Son Verdim Kalbimin İşine", "Dünya Dönüyor", "Göreceksin Kendini", "Boş Sokak", "Sana Neler Edeceğim", "Kandil", "Bir Gülü Sevdim", "Olanlar Oldu", "Bana Yalan Söylediler", "Mavi Boncuk", "Başıma Gelenler", "Selam Söyle", "Son Arzum”

İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali Başlıyor

Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, bu yıl “Vicdanın Kadrajında” temasıyla gerçekleşecek. Festival, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle düzenleniyor.

Festivale bu yıl 88 ülkeden 675 film başvurusu yapıldı. Seçilen yapımlar; uzun metraj, belgesel, kısa film, animasyon ve deneysel kategorilerde izleyiciyle buluşacak. Festival programı, bu yıl ilk kez gerçekleştirilen “Feminist Bakış Açısı” bölümüyle daha da genişliyor.

Festival Direktörü Gülten Taranç, şunları söyledi: "Dünyanın farklı coğrafyalarından gelen başvurular ve kurduğumuz uluslararası iş birlikleri festivalimizin etkisini büyütüyor. Ancak tüm bu görünürlüğe rağmen bu yıl festivali şimdiye kadarki en düşük destekle gerçekleştiriyoruz. Bu durum, bağımsız kültür üretiminin kırılganlığını bir kez daha hatırlatırken dayanışmanın gücünü de ortaya koyuyor.” Fransa’dan ödüllü yönetmen Houda Benyamina’nın yanı sıra Almanya’dan yönetmen Irene von Alberti, Almanya’dan belgesel sinemacı Sarah Anna Gross, İtalya’dan yönetmen ve yapımcı Antonio Palumbo Terzo, Sırbistan’dan yönetmen ve Balkan Film Directing Festival direktörü Darja Bajić ve Orta Asya’dan sinemacı Farzaniya Galikhanova festival kapsamında jüri üyelikleri, gösterimler ve ustalık sınıflarıyla izleyiciyle buluşacak.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan Divines filminin yönetmeni Houda Benyamina, festivalde bir ustalık sınıfı ile İzmirli sinemaseverlerle bir arada olacak. Geçen yıl festivalde En İyi Belgesel ödülünü kazanan Sarah Anna Gross da festival programı kapsamında bir ustalık sınıfı gerçekleştirecek. Festival, altı gün boyunca İzmir’in farklı kültür merkezlerinde yoğun bir program sunuyor. Bu yıl yapılan gönüllü çağrısına 126 sinema öğrencisi başvurdu. Seçilen 12 gönüllü, festivalde organizasyon ekibinin aktif bir parçası olarak görev alacak. Festivalin önemli bir parçası haline gelen, yönetmen Aysim Türkmen’in yürüttüğü “İzmir’den Karakter Yaratmak Proje Geliştirme Atölyeleri” bu yıl da genç sinemacılarla buluşacak.

Altı gün boyunca sürecek festival; gösterimler, söyleşiler ve atölyelerle sinemaseverleri kadınların hikâyelerini “vicdanın kadrajından” yeniden düşünmeye davet ediyor. Tüm gösterimlerin ücretsiz gerçekleşeceği festival, Institut Français İzmir, İtalyan Kültür Merkezi ve Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde sinemaseverlerle buluşacak.

Kadınların Sesinden Göçün Sessiz Yükü

Yazar Dinçer Güçyeter’in Leipzig Kitap Ödülü'ne lâyık görülen romanı “Almanya Masalımız” Kafka Kitap etiketiyle okurun beğenisine sunuldu. Almanya’da işçi göçünün kuşaklar boyunca biriken hafızasını kişisel bir anlatıdan kolektif bir deneyime taşıyan eser, yalnızca bir aile hikâyesi değil; aynı zamanda emek, dil ve aidiyet üzerine kurulu çok katmanlı bir anlatı olarak öne çıkıyor. Güçyeter, anne ve anneannesinden devraldığı sözlü kültürü edebiyatın imkânlarıyla yeniden kurarken, göçün görünmeyen yükünü taşıyan kadınların sesini merkeze alıyor. Kendi yaşam hikâyesi ile edebiyat arasında kurduğu bu geçişken alan, kitabı hem tanıklık hem de estetik bir arayış hâline getiriyor. Güçyeter “Almanya Masalımız”ın ortaya çıkış sürecini, göç anlatılarında kadınların yerini ve bugünün Avrupa’sında göçün nasıl tartışıldığını şöyle değerlendirdi. Çocuklarım dünyaya geldikten sonra günlük tutmaya başladım. Eğer bir gün hafıza yetersiz kalırsa, bende biriken hikâyeler çocuklara yazılı olarak kalsın istedim. Annem, babam ve anneannemin yetmişli yıllarda Almanya’ya geldiklerinde neler yaşadıklarını da not aldım. Pandemi döneminden önce özel bir tiyatroda yönetmenlik yapıyordum. Hangi metni tiyatroya uyarlayacağımıza uzun bir süre karar veremedik. Günlükten aldığım üç bölümü tirad olarak ekibe dağıtıp fikirlerini sordum. Hep bir ağızdan “Bu bizim hikâyemiz” gibi bir dönüş oldu. Bu üç sahneye eklemeler yapıp sahneledik. O güne kadar en başarılı prodüksiyonumuz oldu; oyun her defasında kapalı gişe oynadı.

2019 yılında Berlin’e bir dinleti için davet edildim. Benden hiç yayımlanmamış bir metin okumamı istediler. Tiyatro için seçtiğim üç bölümden birini Almancaya çevirip o akşam okudum. Şimdiki Alman yayıncım da oradaymış. Bu hikâyeyi kitaba çevirmemi istedi ve bir yıl sonra beni ikna etti. Pılımı pırtımı toplayıp Uşak’a, dedemlerin köy evine çekilip kitabı Almanca olarak yazdım ve 2022 ilkbaharında yayıncıma teslim ettim. O gün kendisine bin kopyadan fazla basmamasını, yüz kopyasını eşin dostun alacağını yazdım. Sonra ne olduysa oldu; taşradan, mikro bir hayatın içinden çıkan hikâye kendi yolunu çizdi. Üç yılı aşkındır yollardayım. On ülkede üç yüzden fazla sunum ve dinleti yaptım bu kitapla. Hâlâ son üç buçuk yılda olup bitenler bana gerçek dışı geliyor. Almanya’ya yerleşenler arasında göçü yazıp çizen elbette çok oldu. Çoğu zaten üniversite bitirmiş, Almanya’da öğretmenlik veya gazetecilik yapan kişilerdi. Benim yapmak istediğim biraz farklıydı: Hiçbir tahsile sahip olmadan göç edip kendini yoktan var eden bir kadının, Fatma’nın hikâyesini kendi ağzıyla anlatmak. Onun söylemek isteyip söyleyemediği, anlamında kararsız kaldığı ifadeleri bulup tüm bunları Fatma’nın ve onun gibi aynı yoldan geçen kadınların sesiyle buluşturup en saf, en süssüz hâliyle söylemeye çalıştım.

Tüm gün rutubetli fabrikalarda ya da çilek tarlalarında çalışan kadınlar hakkında muhakkak çok yazılmıştır. Bu metinde ise kendileri konuşuyor. Çocukluğumdan beri kulağımda kalan sesleri, o seslerin anlattığı hikâyeleri, masalları bir vekil ya da eski çağlarda haber taşıyan bir ulak gibi duymak isteyenlere ulaştırmaya çalıştım. Her zaman göçün en büyük yükünü çeken kadınlar olmuştur. İstedim ki bu sefer sadece onlar konuşsun.

Gelecek sayımızda yine kadınların sanat adına ürettikleriyle sizleri buluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz. Sevgiyle ve umutla kalın.

20.04.2026

SANATIN KADIN SESLERİ - NİSAN