BİR KADIN ELİ

Tezgâhın arkasında bir pastane veya fırın içinde çalışan üç kadın ve tezgâhın üzerinde çeşitli hamur işleri. Önde, açık renk çiçekli bluz giymiş, sarı saçları arkadan toplanmış orta yaşlı bir kadın, beyaz karton kutuyu tezgâhın üzerine doğru uzatıyor; kutunun içinde üstü kıymalı ve biberli görünen, yuvarlak, kenarları kabarık küçük pideler sıralı duruyor. Kadının elinde şeffaf hijyen eldiveni ve boynunda ince bir zincir kolye; yüzünde hafif ciddi ama sıcak bir ifade. Sağ tarafta, tezgâhın üzerin

YAZAN: Emine KAMÇI


Alışveriş yapmak için evden çıktım. Caddeye çıkan yokuşu bitirince sola dönüp kaldırımda ilerlemeye başladım. Sağımdan solumdan geçen insanlardan bazıları beni, kırık kopuk olan sarı çizgilere yönlendirmeye çalışıyorlardı. Oysa bu çizgiler olmazsa, şu anki halinden daha elverişli olurdu herhalde. Epey bir ilerlemiştim ki bir kadın yanıma gelip ‘Ben sizi tanıyorum, isterseniz size yardım edebilirim’ dedi. Aslında gideceğim yeri biliyordum ama kadının bu samimi davranışını yanıtsız bırakmak istemedim. Yürümeyi birlikte sürdürerek konuşmaya başladık.

‘Geçen gün sizin çöp atmak için konteynırı aradığınızı gördüm ama ben size yardım etmek istediğim halde bunu yapamadım. Çünkü hem birazcık uzağınızdaydım hem de ellerim hamurluydu,’ dedi.

Evet, o günü anımsıyorum. İşte söz konusu gün yine bir iş için dışarı çıkmış, çöp torbasını da yanıma alıp atmayı planlayarak köşenin başına kadar ilerlemiştim. Ancak çöp konteynırını bir türlü bulamamıştım. Malum, serde körlük vardı. Sonradan öğrendiğime göre çöp konteynırı park edilmiş araçların arkasında kalmıştı. Bir süre daha araştırıp da çabalarım sonuçsuz kalınca, ben de elimdeki torbayı, önceki günlerden kalan, yol yapım artığı bir kum yığınının üstüne bırakmıştım. Eğer yanımdan birileri geçseydi, konteynırın nerede olduğunu onlara soracaktım ama böyle bir şey de olmadı. Daha önceleri çöp konteynırı hep evimizin önünde dururdu. Bu yüzden de hiç sıkıntı yaşamazdım. Her neyse çöp torbasını kum yığınının üzerine koyduktan sonra yokuşu çıkmaya başlamıştım.

Konuşma sırasında, yanımda yürüyen kadının, evimin sokağının karşı köşesinde iş yeri olduğunu öğreniyorum. Buranın, caddede bulunan bir unlu mamuller dükkanının ayrı bir birimi olduğunu söyledi kadın. Yani orada hamur yoğurup yufkalar açıyormuş. Söylediğine göre yaklaşık on yıl önce eşine böbreğini vermiş. Adamcağız da malûlen emekli olmuş. Şimdi artık kadın kocasının yerine çalışıyormuş. Ben o unlu mamuller dükkanına sık sık uğradığım halde bu ürünlere bir kadının elinin değdiğini hiç düşünmemiştim. Tabii ki erkekler de bu tür işlerle uğraşırlardı. Dahası çoğunlukla fırıncılar erkekti. Bu kadının yaşamı beni çok etkilemişti. Adlarımızı birbirimize söyledikten sonra ayrıldık.

Sanırım bundan sonra sokağımın köşesini dönmeden önce, bu kadını düşünecek, orada olsun, olmasın, hep onu elleri hamur içinde olarak hayal edecektim. Benim işim belli olmazdı; belki bir ara onun ziyaretine bile gidebilirdim.

Yine bir gün çöp atacak olursam, konteynırı da bulamazsam, bu kadıncağız da bana yardım için işini gücünü bırakıp ellerini yıkamak zorunda kalmasın diye, bu sabah mahalle muhtarımızı aradım ve sokakların tadilatı nedeniyle çöp konteynırımızın durmadan yerinin değiştirildiğini bildirdim. Ne de olsa o da bir kadındı; belki bu işe onun da eli değerse, olumlu işler çıkardı, kim bilir?

Gerçi yıllardır mahalleyle, özellikle de biz engellileri ilgilendiren açık kalan çukurlarla, zamanla yağmurdan, çamurdan, aşırı güneşten tahrip olmuş sarı çizgilerle ilgili yaşamış olduğumuz sorunları aktardığım olmuştur; kendisi de bunları belediyeye ilettiğini belirtmiştir ancak, aynı sorunlarla ne yazık ki karşılaşmaya devam ediyoruz.   Ağaçların diplerindeki çukurlara düşüyor, kabaran, kopan çizgilere takılmaya, dahası yere kapaklanmaya devam ediyoruz. Biz görmeyenleri bir yana bırakın, aynı sıkıntıları gözleri gören yurttaşlarımız bile yaşıyor.

Aslında tüm bunlar, bu sorunlar bir bilinç işi, bir sorumluluk işi.  Gerek sıradan yurttaşlar gerekse tüm bu işlerden sorumlu görevliler, gerçekten bunların bilincine sahip olurlar ve sorumluluklarını kendi işleriymişcesine ele alırlarsa nihai çözüme ulaşılabilir.

Ülke genelinde sorunlarımızı düşünecek olursak, yukarıda sözünü ettiklerim, devede kulak gibi görünebilir. Ne var ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Hani derler ya, ‘Çeken bilir!’ diye. Deve kulak hikayesi de olsa, bizim sorunumuz, bize dağ görünür.

Ülke olarak, tüm sorunlarımızdan, sıkıntılarımızdan sonsuza dek arınmamız dileklerimle. Umutla kalın.

BİR KADIN ELİ