BİR OYUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sinema salonunda koltukta oturan, gri saçlı ve kısa sakallı orta yaşlı bir adam. Kulaklarının üzerinde büyük siyah kulaklıklar var ve önündeki büyük perdede bir film oynuyor. Adam yan profilden görünüyor; gri uzun kollu bir gömlek giymiş ve elleri dizlerinin üzerinde, sağ elinde dikdörtgen bir kumanda veya ses cihazı gibi siyah bir cihaz tutuyor. Koltuk sırtlıkları koyu mavi kumaş kaplı, kenarları siyah plastik. Perdede karanlık tonların hâkim olduğu bir film sahnesi var; sağ tarafta, sakallı, s

YAZAN: Hande KEYKUBAT


"Kendinle ilgili bu temel bilgileri unutursan, bilgisayarındaki dosya.kelebek dosyasına bak"

Vasatın çok üzerinde bir kültürünüz ve zekânız olduğunu düşünün... Bir profesörsünüz mesela ve 25 yıldır seyahat ediyor, konuşmalar yapıyor, dersler veriyorsunuz... Evlisiniz ve 2 yetişkin çocuğunuz var... Fakat zaman geçtikçe bir şeylerin yolunda gitmediğinin sinyallerini almaya başlıyorsunuz... Bazı kelimeleri unutuyorsunuz artık mesela... Ya da duygu durumunuzda ufak değişiklikler meydana geliyor... Ama bu ufak sinyallere bahane bulmak kolay sizin için... Sonuçta çok fazla yoruluyor, çok seyahat ediyor, pek çok konuşma hazırlıyorsunuz. Üstelik artık yaşlanıyorsunuz ve bu küçük belirtiler menopozun da belirtileri olabilir... Gelgelelim, zamanla daha belirgin sinyaller geliyor... Evden biraz koşmak için çıktığınızda, birkaç saniyeliğine bir oryantasyon kaybı yaşıyor, evinizi bulmakta zorlanıyorsunuz... Bir gün de işyerinize sabaha karşı, üzerinizdeki pijamalarla gitmişsiniz... Acaba gerçekten menopoza mı giriyorsunuz, yoksa beyninizdeki nöronları amiloid beta diye adlandırılan protein yumakları yavaş yavaş boğuyor mu?

Dün akşam, Kültür Bakanlığı Devlet Tiyatrolarının engelliler haftası kapsamında engelli yakınları için sahneye ücretsiz ve betimlemeli olarak koyduğu Dosya Kelebek adlı oyununu izledik arkadaşlarla... Oyun, Lisa Genova'nın çok satan Unutma Beni adlı romanından tiyatroya uyarlanmış. Dilbilimi ve bilişsel davranışçı yaklaşım alanında profesör olan, kitaplar da yazan Alice Howland'da erken başlangıçlı Alzheimer hastalığı ortaya çıktığında onda meydana gelen duygusal, ruhsal değişimleri ve kırılmaları gerçekçi bir şekilde ele alan oyun, eşinin ve çocuklarının da zaman zaman çaresizliklerini, kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, kafa karışıklıklarını, tüm zorluklara rağmen sevginin özveriyle ve anlayışla harmanlanmış şeklini, oyuncuların da başarılı performanslarıyla çok güçlü şekilde işliyor... Oyun ayrıca, "bir Alzheimer hastası her zaman her şeyi unutuyor mu yoksa zaman zaman aklı berraklaşabiliyor mu? Çevresindekiler hayatlarını yalnızca ona mı adamalı yoksa kendilerini gerçekleştirerek yaşamaya devam mı etmeli? Bir şeyi unuttuğunda o şeyi mutlaka hatırlaması istenmeli mi yoksa unuttuğu şeyi defalarca sorduğunda her seferinde sabırla cevap mı verilmeli? Geleceğe dair bir karar alınacağı, mesela başka bir şehre taşınılacağı zaman ona danışılmalı mı, yoksa gelecekte daha da kötüleşeceği düşünülerek onun kararı yok mu sayılmalı? Bazı şeylerin hem onu hem de ona bakım verenleri tatmin edebilecek şekilde orta bir yolu nasıl bulunabilir? Ona bakım veren aile bireylerinin tükenmişlik yaşamaması için devlet ya da yerel yönetimler ne gibi destek mekanizmaları sunabilir? İlerleyici olan bu hastalığın bir aşamasında hasta aile bireylerini tanımazsa aile bireyleri nasıl hisseder ya da ne yapmalıdır? gibi soruları seyirciye sorduruyor. Soruların cevaplarından bazıları da oyunda dolaylı olarak veriliyor...

Oyunun çoğunu gözlerim dolu seyrettiğimi itiraf edeyim... Genellikle bu tür hastalıklar zekâsıyla ve bilgi birikimiyle herkesin takdirini, saygısını kazanan kişileri vurduğunda daha çarpıcı sonuçlar doğuyor... Çevremde de bir iki kişiyi tanıyorum. Özellikle hastalığın ilk aşamalarında, hasta da durumunun daha çok farkındayken Daha önce kolayca yapabildiği bazı şeyleri yapamadığını gördüğünde depresyona girebiliyor... Ayrıca aile bireylerinin zaman zaman ona fazla yüklendiklerini, onu anlamadıklarını ya da bazı isteklerini yok saydıklarını görmek, gerçekte de bazı örneklerini gördüğüm için bana çok dokundu... Bir de elbette, kendi yaşlılığımı, daha genç olanların yaşlılığını düşünüp tedirgin de oldum... Eskiden insanlar demansa yakalanacak kadar yaşlanmıyordu. Fakat artık insan ömrü uzuyor ve bu uzun ömrü sağlıklı şekilde, bilinci yerinde yaşayamayabilir ya da tamamlayamayabilir insan... Bu durumu önleyebilmek ya da geciktirebilmek için daha gençken bazı hususlara dikkat edilebilir elbette. Ne var ki, zaman zaman kullandığımız ilaçlar, büyükşehirlerde soluduğumuz kötü hava, yaşadığımız travmalar, buğdaydan başlayarak tüm gıdaların hormonlu, hibrit ya da GDO'lu olması gibi sebeplerle, kalitesiz bir yaşlılığa da istemeden de olsa kapı aralayabiliyoruz... Yalnızca alzheimerdan ya da demanstan bahsetmiyorum... Eklem sorunları, kemik erimeleri, çeşit çeşit kanserler nedeniyle de yaşlılığımızda bakım görmeye ihtiyaç duyabiliriz... O zaman bize bakım verecek kişiler, aile bireylerimiz ya da profesyonel bakım verenler bize biz olduğumuz için saygı göstererek, irademize değer vererek, mümkün olduğunca kendimizi gerçekleştirmemize fırsat tanıyarak bakacaklar mı, Türkiye'de bu tür mekanizmalar ne kadar güçlü ve sağlam, bundan emin değilim... Bir ülkede güvenle yaşamak, paranı kazanıp kendi standartlarını oluşturmak ne kadar önemliyse, güvenle, ihtiyacın olan bakımı gereken saygıyla ve özenle görerek yaşlanmak da o kadar önemlidir... Ben Facedaşım da olan, ablasıyla birlikte Alzheimer hastası olan annesine çok iyi bakmış Bige ablamı da gördüm, annesini bizim gözümüzün önünde bile çok hırpalamış olan anneannemi de... Ama mesela benim annem de kendi annesine çok iyi baktı. Bir sürü öfke krizini ve paranoyasını çekerek hem de... Beri yandan, bakımevlerinde engellilerin ve hastaların ne kadar itilip kakıldığını da üzülerek görüyoruz... Umarım bir gün biz kendimiz ve karşımızdakiler için önemli bir şeyleri unutsak da onlar bizim saygıya ve özene değer bireyler olduğumuzu hep hatırlar... :)

Son olarak, oyunun betimlemeli olarak sahneye konmasının beni ne kadar mutlu ettiğinden, kendimi seyirci olarak sürece dahil edilmiş olmanın ne kadar değerli bir his olduğundan bahsedeceğim... Bu betimlemeyi bizim için Sesli Betimleme Derneği adına son derece başarılı şekilde yapan, Ankara'nın sesli betimleme meleği Çiğdem Banu Yeşilırmak'a teşekkür ederiz... İstanbul'un Emine Kolivar'ı varsa, bizim de Çiğdem Banu Yeşilırmak'ımız var kardeşim... Artık bize karada ölüm yok... :) Oyun ayrıca işaret dilinde de çevrildi... 4 çevirmen, 20 dakikalık rotasyonlarla oyunu işitme engellilere ulaştırdı... Fakat devlet tiyatroları da özel tiyatrolar da bu betimleme seçeneğini her oyunda sunmalı. Geçtiğimiz salı günü MEB Şura Salonunda Hadi Öldürsene Canikom oyununa gittim ve bazı şeyleri kafamda anlamlandırabildiğim halde, şüphesiz ki kaçırdığım pek çok şey de oldu... Bazı görsel yerleri yanımda oturan kişiye sorarak öğrendim. Oyunlara gittiğim bazı arkadaşlarım betimlemeyi çok başarılı yapıyor, ama benim gibi bir oyundan keyif almaya gelmiş bir kişiyi ille de betimleme yapmaya zorlayamam ki... Ayrıca ben etkinliklere yalnız gitmekten de keyif alan bir insanım... Betimlemenin kuşkusuz bir maliyeti vardır. Bunun için bilet alacak kişiye oyunda betimleme için kulaklık kullanmak isteyip istemediği sorulabilir ve betimlemede çalıştırılacak kişiye ödenecek ücret bilete yansıtılabilir... Ya da mümkünse betimleme için yapay zekâdan, farklı yazılımlardan yararlanılması sağlanabilir... Bir başka öneri de, telefona yüklenecek, geçmişteki Hayal Ortağım gibi bir uygulamayla, kişi uygulamayı açıp kendi telefonundan betimlemeyi eş zamanlı olarak duyabilir... Betimleme işi artık yalnızca engelli haftalarıyla, engelli günleriyle ya da özel film festivalleriyle sınırlandırılmamalı, çünkü bu temel bir insan hakkı, ve görenlerin bakıp kolayca görebildiği, işitenlerin duyarak kolayca anlayabildiği her şeyi görmeyenlerin ve duymayanların da anlamaya, bilmeye hakkı var... Bu uzun yazıyı, ömrümüz boyunca kendimizin farkında olarak ve kendi işlerimizi bağımsız şekilde yaparak yaşayabileceğimiz, ama olur da bu farkındalığı ve becerileri biz seçmeden kaybedersek, çevremizde bizim birer birey olduğumuzu ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğimizi hatırlayacak insanların olacağı bir ömür dileğiyle kapatmak istiyorum... :)

BİR OYUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ