
YAZAN: Emine KAMÇI
Onu daha görmemişken, bu güzel şarkıyı dilimden düşürmez, sık sık bağıra çağıra söylerken, bana anlatılanları gözümde canlandırmış henüz adım atmadığım bu kentin imbatını merak edip durmuştum.
Ben onunla yirmili yaşlarımda tanıştım.
İmbatın bariz bir şekilde hissedildiği kordon boyunda gezinmek, o günlerde doyulmaz bir keyifti. Öyle ki güneşin sıcaklığı eşliğinde, susamışlığı giderircesine eserek üzerimizde o tatlı serinliğini bırakırdı. Zaman zaman esintisinin kuvvetlenmesi ile bazı cılız dalgaları kucaklayarak büyütür, görünmez elleriyle kıyıdaki yürüyüş yoluna seriverirdi. Dalgaların savruluşlarından kimileri nasiplerini alırken, kızgınlık çığlıkları yerine, çocuksu gülüşlerini yürüyüş meydanına boşaltıverirdi.
Akşama doğru güneş çekilmeye başlayıp da grup rengini alınca, imbat birdenbire kesilir, dalgalar o anda uslu bir çocuk gibi durulur, sakinleşirdi. İşte o zaman deniz kıyısındaki kanepelere insanlar dolar, gittikçe küçülmekte olan kızıllığı seyre dalarlardı.
Kordon boyunca Alsancak’a doğru ilerledikçe, Çimenlerin üzerlerine yerleşmiş büyüklü küçüklü aileler göze çarpardı. Çocuklar neşeli, büyükler memnundu. Az sonra kömür ateşinde çatırdayan mısırın sesi işitilirdi. Kokusuysa son derece davetkardı. Ara ara el arabalarıyla sucular geçerdi. Onlara ise birazdan kâğıt külahlar içinde çiğdem satıcıları ekleşirdi.
Yürüyüşün sonunda Alsancak iskelesi tüm görkemiyle oradaydı artık. Hele bir de vapurun geliş zamanıysa, aceleci adımlarla ona koşmak kaçınılmazdı.
Körfezin sularının çağrısına karşı koymak olmazdı. Yeni bir güzelliği yaşamanın tam da zamanıydı. Güverte boyunca ilerlerken, taa aşağılarda, çocuklar gibi birbirini kovalayan köpüklü dalgaların şamatası işitilirdi. Gemideki çay, meyve suyu satanların sesleri de bu şamatalara karışırdı.
Efeler diyarı bu şehir, çoklarına ev sahipliği etmişti kuşkusuz; kırk küsür yıldan beri de beni bağrına basıyordu.
Canım İzmir
Şirin belde
Adın söylenir senin her yerde
Güzelliğin hep dillerde
Bir incisin sen bütün Ege’de.
İşte, her köşesinde bir güzellik barındıran bu şehir, yukarıdaki şairin dediği gibi, benim de yüreğimde en güzel yere yerleşmişti.
Kordon boyunun yürüyüşe doyulmadığı, Konak Meydanındaki Saat Kulesinin insanlarla sarıp sarmalandığı anlarda, ara ara vapur düdüklerinin işitildiği olurdu. Saat Kulesinin hemen yanı başındaki fıskiyelerin çevresine inip-inip kalkan kuşların buraya kattığı renkse, özellikle küçük çocukların yüzünü güldürmeye yetiyordu. Burası, deniz kıyısına yakın olduğu halde, bu kuş kümeleri, genellikle güvercinlerden oluşuyordu. Oysa ki çevrede fazlasıyla martı varken, buralara çok da uğradıkları söylenemezdi. Kumruların ise sesi bile işitilmiyordu. Meydanı boydan boya çevreleyen çiçek tarhları da ayrı bir renk cümbüşü sunuyordu. Biraz ötede kapısını herkese açan Kemeraltı, hanlarıyla,özellikle de Kızlar Ağası, olmak üzere, başlı başına bir tarihti. Camiler, şadırvanlar, bu tarihin esintisini çoğaltarak hissettirmeyi başarıyordu. Söz konusu varlıklar, adeta bir canlı gibi soluk alırken, bize de bu soluk alışverişleri duyurmasını biliyordu.
İzmir’de güzellik bitmezdi. Kadifekale’nin görkemli yükselişi, Asansör, DarioMorenoSokağı, Balçova Teleferik, Agamennon Kaplıcaları, Terapi Ormanları, bu güzelliklerin sadece bir kaçıydı. Oysa çevre ilçeler, daha birçok güzelliği ve tarihi barındırıyordu.
İşte ben, Ankara, Trabzon ve İstanbul gibi güzel, değerli şehirlerden sonra yine İzmir gibi eşsiz bir kentin kucağındayım. Bu yaşayış benim için yalnızca soluk almak değil; öyle ki ben İzmir’i yüreğimde duyuyor, iliklerime, tüm hücrelerime dek hissediyor, yaşıyorum. Ben bir İzmir aşığıyım desem, sanırım yanlış olmaz.
Ne var ki bu âşık olduğum şehrin zaman zaman başına gelenler beni derinden yaralıyor. Onun için harcanan çabalar, verilen destekler, yok sayılarak haklar elden alınıyor, dahası, İzmir halkının da görünmez olması isteniyordu. Böyle bir şey olası mıydı?
Olmazdı, olamazdı. Belki şu an için düşünsel bir ütopya olacak ama yine de dilemek istiyorum: Bir mucize gerçekleşiyor ve dünyamızın üzerine büyülü bir el değerek, insanları yeniden güncelliyor. Kötüler iyi, iyiler ise, kötüleri unutarak, yeni iyilere yüreğinde yer açıyor. Böylece, dünyamız, yurdumuz, dahası bu güzel kentimiz, mutluluklar diyarı oluveriyor. İşte o an yeniden o güzel şarkı işitiliyor:
Canım İzmir, şirin belde.




