ÇATLAK BİR KADININ MUTFAĞI

Beyaz fayans duvarlı modern bir mutfakta ayakta duran iki kadın. Soldaki kadın düz, uzun siyah saçlı, açık tenli, pembe bir hırka ve altında beyaz bir tişört giymiş; iki eliyle beyaz bir kupa tutuyor ve hafifçe gülümsüyor. Sağdaki kadın orta tenli, omuz hizasında koyu kahverengi saçlı, bol krem rengi bir kazak giymiş; bir elinde kupa, diğer eliyle içeceği karıştırıyormuş gibi bir hareket yapıyor ve soldaki kadına dönük duruyor. İkisi de tezgâhın önünde birbirlerine dönük, sakin ve sohbet ediyorm

YAZAN: Ergür ALTAN


Kadınlık bir ülkeyse başkenti mutfaktır. Size başkentimi tanıtmak istiyorum efendim. Mutfağım benim soluklanma yerim. Aş pişirmek, kahvaltı hazırlamak, bulaşıkları yıkamak küçük ayrıntılardır biz kadınlar için. Salonda, yatak odasında, balkonda bulamadığımız huzuru, an gelir mutfağımızda buluruz. Daha doğrusu benim gibi çatlak kadınlar için durum böyle.

Niye çatlağım ben biliyor musunuz? Patlıcan turşusu kurarken dünyanın bütün bebelerine ninniler söylüyorum mesela. Ninnisiz büyümüşüm. Her bebede kendimi görüyor, kendimi duyumsuyor, kendimi kokluyorum ben. Bazen bebe şampuanıyla yıkıyorum saçlarımı. Bir tutam saçımı burnuma doğru çekip , kokluyor, öpüyor ve ağlıyorum mutfakta sigara içerken. Ben çok güzel ağlıyorum mutfakta ve eminim kadınlar en güzel mutfakta ağlıyordur. Birçok hemcinsimle mutfak köşelerinde ağlamışlığımız vardır; ağlamışlığımız, sarılmışlığımız, birbirimizi gözyaşımızdan öpmüşlüğümüz vardır…

Tütsü yakmayı seviyorum mutfağımda geceleri. Tütsülerle aramda bir bağ var. Bir tütsü kokusunda dinginleştiğimin, arındığımın, hatta güzelleştiğimin farkına varıyorum. Bir tütsü kokusunda güzelleşen kadınlar çabuk inciniyor; yaşamdan öğrendiğim şeylerden biri de budur. Bir sinsi bakış, bir hoyrat söz, bir sevgisiz dokunuş incitiyor işte, elimde değil. Ne zaman bir sevgisizliği duyumsasam mutfağım tütüyor gözümde. “Gece olsa” diyorum, “mutfağıma girsem” diyorum, “tütsü yaksam” diyorum. Şifalandığım yerdir mutfağım, sevgisizlikleri rengarenk tütsülerde erittiğim canımın baş köşesi…

Bir gün kızlarla toplanmıştık evde. Salonda oturmuş, makara yapıyorduk kendi aramızda. İçimizden biri birdenbire ağlamaya başladı hıçkıra hıçkıra. “Ne oldu tatlım?” dedik, “anlatsana kuzum” dedik. Ağlaması geçmedi; on dakika, yirmi dakika, yarım saat. Hepimiz çember olduk çevresinde. Biz halıdaydık, o koltukta. “Halıda oturmak istiyorum” dedi canımız. Yarım saat sonra kurduğu ilk cümle buydu. Halının üzerine oturmuş küçücük kız çocuklarıydık. “Sevin beni biraz” dedi. “Sevmez miyim seni fıstık?” dedim, “haydi yat dizime.” Dizime yatırdım güzelliği, saçlarını okşadım usulca, yanaklarını, boynunu. O ağladı, ben ağladım, hepimiz ağladık. Her birimiz yatırdı dizine bir tanemizi, doya doya sevdi her birimiz. Bir karar aldık kendi aramızda, hangimiz daralmışsa, hangimiz bunalmışsa, yorgun düşmüşse haber edeceğiz birbirimize ve birbirimizi dizimize yatırıp seveceğiz bir bebeyi, bir kediyi, bir kuzuyu sever gibi.

Misafirlerim gittikten sonra mutfağa geçtim. Mutfak benim zaman zaman bilgeleştiğim bir yerdir. Bir içten dokunuşa ne çok hasret kaldığımızı düşündüm, bir bebe gibi sevilmeye ne çok ihtiyacımızın olduğunu. Kendimi daha çok sevmem gerektiğini anladım. Öyle dalgınlaşıyorum, öyle mahzunlaşıyorum ki bazen, bir gün kızları davet edeyim de beni sevsinler biraz…

Nicesi mutfağa girince buzdolabı görür, fırın görür, kap kacak görür; ben mutfağa girince hiçbir mutfak eşyasını görmüyorum oysa. Elim kendiliğinden uzanıyor tencereye, ama tencereyi görmüyorum. Çatal bıçağı çıkarıyorum çekmeceden, ama her şey kendiliğinden işliyor sanki. Radyoyu açtığımda bir anlam kazanıyor mutfak, tütsü yaktığımda, kendimle dertleştiğimde. Kadınlığın sırlarını mutfakta çözdüm ben; anaçlığım mutfaktan taştı dışarıya, sokaklara, caddelere, doğaya. Bir keresinde yanağıma süzülen yaşlarımı bulaşık süngeriyle silmiştim. Bir bulaşık süngerinin birçok işlevi olabiliyormuş meğer. Kuru soğan rendelerken kederlerimi de ayırıyorum küçük parçalara, bir tabağı yıkayıp durularken yalnızlığımı da duruluyorum. Fırına koyarken patates aşını, düşlerimi de serpiyorum sos olarak tepsiye. Ne yapsam olmuyor, geçmiyor incinmişliklerim. Ne diyordum, bir gün kızları davet edeyim de beni sevsinler biraz…

Kadınlık bir ülkeyse başkenti mutfaktır. Size başkentimi tanıttım efendim. Mutfak masasında unutulmuş bir çakmağım şimdi, rengarenk bir tütsü ve çatlak bir kadın fotoğrafı, -elbette siyah beyaz…-

ÇATLAK BİR KADININ MUTFAĞI