ÇOCUK ÇETELERİ

Tarih
30 Ocak 2026
Okuma süresi
~5 dk

YAZAN: Emine ORTAKAYA

Bugünlerde gün geçmiyor ki haberlerde bir veya birkaç çocuk tarafından birilerine saldırılmasın, birileri taciz edilmesin, birileri öldürülmesin veya yaralanmasın, birileri gasp edilmesin ki bunların çoğu çocuk ve bunları yapanlar da çocuk veya genç. Yasin Hayal, Ogün Samastisimlerini hatırlıyor musunuz? Sevgili Merhum HrantDink’inkatilleri… Hrant Dink bu ülkede yaşamış en vicdanlı birkaç insandan biriydi. Ermeni ve Türk toplumları arasındaki düşmanlaşmayı değil, iki halkın en nihayetinde kader birliği olduğunu gören, düşünen bir insandı ve bu halkların düşmanlaşmasını gizliden gizliye kışkırtan devlet ulaklarının işine gelmedi ve nihayetinde 19 Ocak 2007 tarihinde Hrant Dink öldürüldü. Hrant’ın cenaze töreninde EşiRakel Dink; ‘Kundaktaki küçücük masum bir bebekten 17 yaşında bir katil yaratan sistemi sorgulamamız gerek,’ demişti.

Şimdi anlıyoruz ki meğer o bir başlangıçmış. MattiaAhmet Minguzzi’yi, Hakan Çakır’ı, Atlas Çağlayan’ı öldürenler de çocuk ve artık adeta bir salgın, kötü bir alışkanlık halini aldı bu durum. Eskiden bildiğimiz çocuk çizgi filmlerinde-dizilerinde-romanlarında yer alan sevimli kahramanların adları çocuk suç çetelerine verilmiş; örneğin ‘Retkitler, Daltonlar, vb.’ bunu da gördük. İnsan düşünmeden edemiyor: ‘Biz bu çocuklara hiç mi iyi şeyler veremedik’ diye. Suça bulaşmış ebeveynlerin çocuklarının, çıkışsız hissettiklerinde bu yollara sapması bir dereceye kadar anlaşılır bir durum fakat iş düşündüğümüzden daha ciddi ve örgütlülük arz ediyor. Bu çeteler anladığımız kadarıyla sadece suçlu ailelerin çocuklarından oluşmuyor: Yoksulluk, düşük eğitim düzeyi, ailede bu tarz saldırganlıkların ‘mertlik’ şeklinde algılanarak çocuğun takdir görmesi-övülmesi, ayrıca, yerli ve yabancı mafyanın kendilerini örnek göstererek lüks bir hayat vaadiyle bu çocukları birer tetikçi olarak kullanmaları ya da hasbelkader bu çetelere bulaşmış çocukların isteseler de buralardan yakayı kurtarma konusunda aciz kalmaları, gerektiğinde doğru yardımı ve desteği görememeleri bu suç örgütlerinin çoğalmasına neden oluyor. İndirimli cezalar almaları nedeniyle bu çocuklar mafya ve öteki suça bulaşmış aileler, erişkinler tarafından çokça kullanılıyor.

15-18 yaş grubundaki çocukların ise fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabildikleri kabul edilerek cezai sorumluluğu bulunuyor. Ancak failin çocuk olması nedeniyle cezada indirim yapılıyor.

Aslında küçük yaşlardaki çocuklar yaptıklarının tam olarak ne anlama geldiğini de kavrayamıyor çoğu zaman. Belki de bu nedenledir ki, reşit olmayan çocuklara ceza indirimi uygulanıyor fakat çocuk tutuk evlerinin aynı zamanda tam teşekküllü personel donanımıyla birer rehabilitasyon ve eğitim merkezleri haline dönüştürülmemeleri durumunda bu az ceza sistemi çocuğun gözünde bir ödül gibi de algılanabiliyor ve ceza evinden çıkar çıkmaz suç işlemeye kaldığı yerden devam ediyor. Bazı aileler ve çeteler, çocuklarını adeta “suç çiftliklerinde” yetiştiriyor. İşledikleri her suç, o çocukların gözünde bir kariyer basamağı oluyor İşin başka bir boyutu daha var ki, o da çocuğa çoğunlukla ertelemeli cezalar veriliyor. Bu durumda çocuklar cezaevinde kalmadıkları için bu onlara daha da büyük bir ödül oluyor. Cinayet işlemek, gasp, uyuşturucu ticareti, hırsızlık… Her sabıka, çete içinde bir terfi, bir gurur nişanesi. Böylece suç dünyasında yükselmek gibi olumsuz, kötü bir mefhum çocukların gelecek hayaline dönüşüyor.

Türkiye son yıllarda ne yazık ki artık uyuşturucunun transit geçtiği değil merkez olduğu, satış ve kullanımının en üst seviyeye çıktığı noktaya geldi. Madde kullanım yaşı dokuza dek düşmüş durumda, en son maddeden ölüm yaşı ise 13 olarak kayda geçti.

Adalet Bakanlığı verilerine göre ceza infaz kurumlarında toplam 4 bin 582 çocuk bulunuyor.

Bir yıl önce 15 yaşındaki MattiaAhmetMinguzzi'ninöldürülmesiyle konuşulmaya başlayan sokak çeteleri, bugün 16 yaşındaki Atlas Çağlayan cinayetiyle gündemde kalmaya devam ediyor.

Atlas Çağlayan cinayetinin gerçekleştiği Güngören'de yaşayan vatandaşlar, 18 yaş altı grupların özellikle kafe ve okul çevrelerinde dolaştığını, yanlarında taşıdıkları delici ve kesici aletlerle çocukları sindirdiğini söylüyor. Bu gruplar, küçük yaştaki çocuklardan para alıyor, bazılarını da kendi işleri için zorlayarak kontrol altına almaya çalışıyor.

Mahalle sakini bir vatandaş, yaşananları şu sözlerle anlattı: Akşama kadar sokakta dolaşıyorlar. Yaşıtlarına akılalmaz zorbalıklar yapıyorlar. Dövdükleri çocukları kameraya aldıklarını, para istediklerini gördüm. Akşam olunca lüks araçlar gelip bu çocukları alıyor.

Vatandaşların aktardığına göre, saldırgan gruplar tehditlerini son dönemde işlenen cinayetler üzerinden kuruyor. Özellikle Atlas Çağlayan ve daha önceki sokak cinayetlerini hatırlatarak çocukları "Senin de sonun böyle olmasın" sözleriyle korkutuyor.

İddianamede "Haraç, sokak hakkı, koruma parası, hükümlü parası, ceza" gibi adlar altında yağma girişimlerinde bulunulduğu, bu yolla örgüte maddi gelir sağlandığı yer almıştı.

Bu arada, Hakan Çakır cinayeti davasında duruşmayı provoke eden grubun telefon kayıtları halen mahkeme tarafından incelenirken, örgüt mensubu olduğu iddia edilen grubun çocukları duruşmayı provoke etmeleri için para verdiği de ileri sürülmüştü. Baba Şahin Çakır "Bu sürecin bir ucu terör bağlantılarına kadar uzanmakta. Atlas Çağlayan cinayeti kapsamında şüpheli sıfatıyla yer alan kişilerden birinin, oğlum Hakan Çakır'ın öldürülmesiyle ilgili yürütülen soruşturma dosyasında ifade verdiğini öğrendik" dedi.

Türkiye’deki gençlik çeteleri üzerine yapılan araştırmalar iki farklı profile işaret ediyor. Bazı çalışmalar, bu grupların öncelikli olarak suç işlemek amacıyla kurulmadığını, daha çok aidiyet, korunma gibi sosyal ihtiyaçları karşılayan, gevşek yapılı gruplar olduğunu öne sürüyor.

Ancak son dönemde özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde, “yeni nesil çeteler” olarak adlandırılan farklı bir yapı belirginleşiyor. Daltonlar, Redkitler, Anucurlar gibi isimlerle anılan bu gruplar, genellikle 16-25 yaş arası Z kuşağı gençlerinden oluşuyor. Geleneksel mafya yapılarından farklı olarak kendi kurallarını (“racon”) oluşturuyor, kontrolsüz ve acımasız şiddet kullanıyorlar. Uyuşturucu ticareti, gasp, haraç, silah kaçakçılığı, kiralık katillik gibi ağır suçlara karışıyorlar.

Bu çetelerin en dikkat çekici özelliği ise Z kuşağı kültürünü aktif olarak kullanıyor olmaları. Rap müziğin “drill” ve “gangstarap” alt türleri, popüler dizilerdeki suç figürleri ve özellikleTikTokgibi sosyal medya platformları üzerinden propaganda yapıyor ve bir tür “suç estetiği” yaratıyorlar. Şarkılarda, videolarda şiddet, kolay para, lüks yaşam ve güç gösterisiromantizeediliyor. Bu durum, sosyoekonomik olarak dezavantajlı ve gelecek kaygısı taşıyan gençler için tehlikeli bir çekim merkezi oluşturuyor. Bu yeni nesil çetelerin, belirli bir ideolojiden ziyade rant kavgası ve çıkar elde etme motivasyonuyla hareket ettiği, hatta uluslararası bağlantılar kurabildiği belirtiliyor. Bu gelişmelerin en çarpıcı olanı iseMinguzzicinayeti soruşturmasının savcılık tarafından “organize suç örgütü” kapsamına alınması kararı oldu. Bu karar, olayın faillerinin münferit hareket etmediği, daha geniş ve organize bir suç ağıyla bağlantılı olabilecekleri yönündeki şüpheleri ciddi şekilde güçlendirdi. Başlangıçta fevri bir gençlik şiddeti gibi görünen olayın ardından gelen organize tehditler, mezar saldırıları ve soruşturmanın bu yöne kayması, faillerin daha büyük bir yapının parçasıolabileceğini veya bu yapının olayı sahiplenerek aileyi sindirme ve adaleti engelleme çabası içinde olduğunu düşündürmektedir. Minguzzi cinayeti soruşturmasının “organize suç örgütü” kapsamına alınması, faillerin bu tür yeni nesil, daha organize ve şiddet odaklı bir çete yapısıyla bağlantılı olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Peki, ne yapmalı?

Her şeyden önce, cezaları artırmanın yanısıra cezaevlerinin çocukların yaş grubuna ve sosyal statülerine, ayrıca yeteneklerine göre iyi gözlemlenip, etkili bir sosyal-psikolojik destekle birlikte iş-meslek alanlarında yetişmeleri, kendilerini geliştirmeleri konusunda motive edilmeleri, eğer istekli ve zihinsel düzeyleri de uygunsa akademik eğitimlerine de devam etmeleri için gerekli koşullar sağlanmalıdır.
Eğitimcilerimize de düşen, sorunlu çocukları kendi derslerini beceremiyor diye hırpalamamaları, okullardaki rehberlik vasıtasıyla başka becerileri olan alanlara yönlendirilmeleri; onların örgün eğitimden dışlanmamaları için daha fazla çaba ve sorumluluk göstermeleri;
Ailelere düşen ise, çocuklarını daha yakından takip etmeleri. Onların yaptıkları hataları görmezden gelmeyip, gizlemeyip not almaları; eğer davranış değişiklikleri süreklilik gösteriyorsa çocuğu ürkütmeden bir uzmana danışmalı, bundan utanmamalı, bunu onur-gurur meselesi yapmamalılar. Çocukların hayatla ilgili özgüvenlerini ve motivasyonlarını yükseltmek için değişik, öğretici,eğlendirici etkinlikler yapılmalıdır. Çocukla birlikte olabildiğince fazla vakit geçirilmelidir.

Unutulmamalıdır ki, her bir çocuğun hayat yönünün değişmesi toplumu da batırır ve her bir çocuğun kurtuluşu toplumu da kurtarır. Eh, boşuna demiyoruz ‘Bu çocuklar toplumun çocuğu ve onlar bizim geleceğimiz,’ diye.

30.01.2026

ÇOCUK ÇETELERİ