Dengede Kalmak

ÇOCUKLARIMIZI BÜYÜTÜRKEN, ONLARIN ÇOCUĞU OLMAYALIM

Kısa kahverengi saçlı bir kadın ve küçük bir erkek çocuğu içeren çizgi karakter illüstrasyonu. Kadın yerde dizlerinin üstünde oturuyor, pembe uzun kollu bir bluz ve koyu renk etek giymiş, açık tenli. Yüz ifadesi şaşırmış ve hafif endişeli; ağzı açık, kaşları yukarı kalkık. Ellerinden biri göğsüne yakın, diğeri önünde savunur gibi duruyor. Karşısında duran küçük oğlan çocuk da açık tenli, kısa kahverengi saçlı, sarı tişört ve mavi şort giymiş, ayaklarında beyaz çorap ve ayakkabı. Çocuk öne doğru

YAZAN : Selma ERDEL


Bir zamanlar çocukların aile içinde söz hakkı yoktu. Büyükler konuşur, çocuklar dinlerdi. “Büyük ne derse doğrudur.” Çocuk susar, anne babanın kararlarına uyardı. Kendi fikrini söylemek, itiraz etmek, hatta “Ben ne düşünüyorum?” demek bile çoğu evde mümkün değildi.

Belki de bugün yaşadığımız savrulmanın bir nedeni de bu.

Çünkü geçmişte çocukları fazla susturduk. Bugün ise susturulmuş çocukların yerine, ailenin bütün kararlarını veren çocuklar koyuyoruz.

Peki, nerede yanlış yapıyoruz?

Elbette çocuklarımız birer birey. Onların düşünceleri var, duyguları var, tercihleri var. Dinlenmeye, anlaşılmaya ve önemsenmeye hakları var.

Ama burada çok önemli bir çizgi var:


Çocuğa söz hakkı vermek başka, çocuğa yönetme hakkı vermek başka.

Çocuğun fikrini almak demokratik bir aile ortamıdır. Her kararı çocuğun isteğine göre vermek ise aile içindeki rolleri birbirine karıştırmaktır.

“Çocuğum üzülmesin.”

“Çocuğum ne isterse onu yapayım.”

“Çocuğum bana kızmasın.”

“Çocuğumun istediğini yaparsam kendisini değerli hisseder.”

Derken farkında olmadan başka bir şey yapıyoruz:


Çocuğu ailenin merkezine değil, ailenin yönetim koltuğuna oturtuyoruz.

Oysa çocuk, aile içinde değerli olabilir ama ailenin yöneticisi değildir.

Her istediğinin yapılmasına alışan, sınırla karşılaşmayan, anne babasının kararlarını belirleyen bir çocuk; zamanla yalnızca evin düzenini değil, hayatın kendisini de kendi istediği gibi şekillendirebileceğini düşünmeye başlayabilir.

Ve hayat, çocuğun istediği gibi davranmadığında sorunlar ortaya çıkar.

Çünkü hayat her zaman “evet” demez.


Hayat bazen “hayır” der. Bazen bekletir. Bazen reddeder. Bazen kaybettirir.

Çocuk bütün bunlarla karşılaşmadan büyürse, gerçek hayatla karşılaştığında zorlanması kaçınılmaz olabilir.

Burada ebeveyn olarak bizim görevimiz çocuğun her isteğini yerine getirmek değil; ona hayatın gerçeklerini öğretmektir.

Geçmişte yapılan hatayı da unutmamalıyız.

Biz susturulduk diye çocuklarımızı susturmak doğru olmadığı gibi, bizim susturulmuş olmamızdan hareketle çocuklarımızı sınırsızca yönetici konumuna getirmek de doğru değildir.


Dünün baskıcı ebeveynliğinden kaçarken bugünün sınırsız çocuk yetiştirme anlayışına teslim olmayalım.

Çocuğumuzu dinleyelim.

Fikrini soralım.

Duygusunu önemseyelim.

Karar verebileceği alanlarda ona sorumluluk verelim.

Ama gerektiğinde de “Hayır.” diyebilelim.

Çünkü “hayır” demek çocuğu sevmemek değildir.

Bazen tam tersine, çocuğu hayata hazırlamanın en büyük yollarından biridir.

Ailede herkesin bir yeri, bir sorumluluğu ve bir sınırı vardır.

Anne, anne olmalıdır.

Baba, baba olmalıdır.

Çocuk da çocukluğunu yaşayabilmelidir.


Çocuğumuza çocukluğunu vermek, ona yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.

Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı, anne babalarını yönetmek değil; güvenebilecekleri, sınırlarını bilecekleri ve gerektiğinde yol gösterecekleri bir anne babaya sahip olmaktır.

Bizim görevimiz çocuklarımızın yerine hayatı yaşamak değil.

Onların kendi hayatlarını yaşayabilecekleri sağlam bir zemin hazırlamaktır.

Ve belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

Çocuklarımızı özgür bireyler olarak mı yetiştiriyoruz, yoksa farkında olmadan ailemizin yöneticileri hâline mi getiriyoruz?



ÇOCUKLARIMIZI BÜYÜTÜRKEN, ONLARIN ÇOCUĞU OLMAYALIM