HAZIRLAYAN: Emine KAMÇI
Uykumun kaçtığı gecelerden birinde, You Tube’u karıştırırken bir söyleşiye rastladım. Herkesin çok yakından bildiği Uğur Dündar, bir gazeteciye konuk olmuş, yıllar önce programda deşifre ettiği “Soğukoluk” olayını anlatıyordu. Bu olayın peşine bilhassa bir gazeteci olarak kendisi ekibiyle birlikte düşmüş ve bu olayları tüm açıklığıyla ortaya sermişti. Doğaldır ki söz konusu olay noktasına varmak çok kolay olmamıştı. Sıkıyönetimin olduğu o günlerde, askerden, emniyetten izinler alınmış, bu ekibin güvenliği açısından da yanlarına katılan görevlilerle birlikte olayın ateşli noktasına gelmişlerdi.
Görünüşte hiç de olağandışı bir şey göze çarpmıyordu. Burası Hatay’ın Belen ilçesine bağlı, Avanos dağlarının eteklerinde güzel bir yerdi. Soğukoluk’un adı sonradan değiştirilerek ‘Güzelyayla’ olmuştur.
Gerçekten de her şey normal gibiydi. Evet, bir genelev görünümündeydi; kanunen hiçbir yanlışlık yoktu. Kızların yakalarında yaşlarının 22 olduğu yazılıydı.
Bir ara kızlardan biri, Uğur beyin kulağına bir şeyler fısıldayarak ilerideki duvara omuz vurmasını işaret ediyordu. Uğur Dündar söyleneni yapınca duvar dönüyor ve bir kapı açılıyordu. Gazeteci gördüklerine inanmakta zorlanıyor. Karanlığın içinde çiftlerce parlak korkulu gözler kendisine çevriliyor. Bunların çocuk denecek yaşta kızlar olduğunu anlıyor. Sonrasında işaret edilen başka bir düzeneğe yöneliyor. Ayağının altındaki platformda söylendiği gibi hoplayınca, yerde bir kapak açıldığını fark ederek, aşağıya doğru ilerliyor ve yukarıdaki benzer manzarayla karşılaşıyor.
Bu görüntülerle sonunda bir şekilde ekip İstanbul’a dönüyor ama sıkıntılar bitmiyor. Gelen telefonların, tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. Dahası, rüşvetler teklif ediliyor karşılığında, bu işin peşinin bırakılması, filmlerin yok edilmesi isteniyor. Uğur bey rahat değil. Gazetedeki odasında bulunan filmleri toplayıp yanına alıyor. Ertesi gün işe geldiğinde, oda kapısının, dolap ve çekmece kilitlerinin kırılmış olduğunu görüyor.
Program günü geldiğinde tüm olumsuzluklara karşın görüntüler ve Soğukoluk gerçeği, bütün iğrençlikleriyle gözler önüne seriliyor.
Epstein olayını yazmamdaki amaçlarımdan biri de Soğukoluk olayıyla benzerlik göstermesiydi. Gerek Epstein Adası gerekse Soğukoluk, aynı amaçlara hitap ediyor, benzer iğrençliklere ev sahipliği yapıyordu.
İşte son zamanlarda Türkiye de içinde olmak üzere neredeyse tüm dünyanın ilgilendiği ve konuştuğu bir olay haline gelmişti.
Jeffrey Epstein olayının fitili, PALM Beach polisinin 2005’te başlattığı bir soruşturmayla ateşlendi. Soruşturma ilerledikçe, Epstein’ın çok sayıda reşit olmayan kızı, para karşılığında masaj adı altında cinsel istismara maruz bıraktığı bir ağ kurduğu ortaya çıktı.
2008 Anlaşmasıyla Epstein, 2008 yılında Florida’da çocuk fuhuşuna teşvik suçlamasını kabul ederek oldukça hafif bir ceza (sweetheart deal) aldı ve sadece 13 ay hapis yattı. Bu anlaşma, mağdurların haklarının korunmadığı gerekçesiyle yıllarca tartışıldı.
Tutuklanmasına gelince, 2019’da yani yıllar sonra, Miami Herald'ın yaptığı araştırmalar ve yeni deliller ışığında dosya tekrar açıldı. Temmuz 2019’da federal seks ticareti suçlamalarıyla New Jersey’de tekrar tutuklandı.
Epstein, 10 Ağustos 2019’da New York’taki hücresinde ölü bulundu. Resmi raporlar, bu ölümü intihar olarak kaydetseler de olay etrafındaki şüpheler ve komplo teorileri güncelliğini koruyor.
Jeffrey Epstein, 1953 2019 yılları arasında yaşamıştır. Amerika’lı bir finansör milyarder olarak tanınır. Ancak kariyeri suçlarla gölgelenmiştir. Üniversite diploması olmadığı halde prestijli Dalton School’da öğretmenlik yaparak iş hayatına atıldı. Daha sonra Bear Stearns yatırım bankasına girdi ve finans dünyasında yükseldi.
Sonrasında kendi danışmanlık firmasını kurarak Leslie Wexner gibi milyarderlerin varlıklarını yönetti. Servetini büyük ölçüde vergi ve emlak hizmetlerinden elde etti.
Sosyal ilişkilerine gelince: siyasetçiler, kraliyet ailesi üyeleri, örneğin (Prens Andrew), akademisyenler, iş dünyasının devleriyle (Bill Gates, Donald Trump, Bill Clinton gibi) yakın ilişkiler kurdu. Bu bağlantıları, nüfuzunu artırmak ve kurduğu ağı gizlemek için kullandığı iddia edilmektedir.
Epstein adası resmi adıyla Little St. James, ABD Virjin Adaları’nda bulunan ve bu suç ağının merkez üssü olarak bilinen özel bir mülktü.
Adada yaşandığına dair iddialar: Mahkeme kayıtları, tanık ifadeleri ve FBI soruşturmalarına göre Little St. James adası sıradan bir tatil yeri değil, sistematik bir istismar merkeziydi. Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell’in, reşit olmayan genç kızları ve kadınları bu adaya getirerek geniş bir fuhuş ağı kurduğu tespit edildi. Nüfuzlu misafirler: Adanın, dünyanın en güçlü siyasetçilerini, iş insanlarını ve bilim insanlarını ağırladığı biliniyor. Bu durum, adanın sadece bir suç mahalli değil, aynı zamanda bir şantaj merkezi olduğu iddialarını doğurdu.
Ada, güvenlik ve gizlilik bakımından yüksek güvenlikli kameralar ve personelle korunuyordu. Mağdurlar dış dünyadan tamamen izole edildiklerini ve kaçma şanslarının olmadığını ifade etmişlerdir.
Olayın hukuki boyutu en az adada yaşananlar kadar tartışmalı geçti. Yukarıda da belirtildiği üzere, Epstein ilk olarak 2000’lerin ortasında soruşturuldu ama Florida’da tartışmalı bir cezasızlık anlaşması yaparak sadece 13 ay hapis yattı. Daha sonra da 2019’da yeni kanıtlar ve Miami Herald gazetesinin araştırmaları sonucu New York’ta tekrar tutuklandı. Epstein’in suç ortağı olan Maxwell de 2021 yılında insan kaçakçılığı ve diğer yaptıklarından suçlu bulunarak 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Epsstein listesine gelecek olursak, son dönemde özellikle 2024 başlarında kamuoyuna açıklanan belgeler, adaya giden veya Epstein ile iletişimde olan adları içeriyordu.
Bu listelerde, adı geçen herkesin suç ortağı olduğu anlamına gelmediği belirtilirken, belgeler tanıkları, mağdurları Epstein’ın uçağına binenleri veya sadece onunla iş ilişkisi olanları da kapsıyor.
Epstein adası çevresindeki olaylar, sadece bireysel cinsel istismardan çok daha karmaşık ve sistematik bir yapıya işaret ediyordu. Araştırmacılar, savcılar ve kurban beyanlarına göre Epstein’ın motivasyonları ve amaçları birkaç ana başlıkta toplanabilir.
Şantaj ve nüfuz casusluğu: Birçok uzman ve eski çalışan, adanın bir şantaj operasyonu için kullanıldığını iddia etmiştir. Epstein’ın evlerine ve adadaki binalara gizli kameralar yerleştirdiği bilinmektedir. Amaçsa, dünyanın en güçlü siyasetçilerini, iş insanlarını ve bilim insanlarını istismar döngüsüne dahil ederek onları kayıt altına almaktı. Sonuç olarak yapılan kayıtlar, bu kişileri kontrol edip onlardan bilgi sızdırmak veya kendi finansal, sosyal ağını korumak için birer koz olarak kullanılmış olabilir.
Özellik ve İnsan Irkını Geliştirme Takıntısı: Epstein’ın sıradan bir suçludan farklı olarak karanlık bir bilimsel vizyonu vardı. New York Times tarafından raporlandığı üzere Epstein, insan ırkını kendi DNA’sı ile geliştirme fikrine takıntılıydı.
Transhümanizm: Kendi genetik materyalini çok sayıda kadın aracılığıyla yayma ve adayı bir nevi üreme çiftliği gibi kullanma planları olduğu öne sürülmüştür.
Bilimsel Seçkincilik: Ünlü bilim insanlarını adaya davet ederek onlara fon sağlamış ve bu radikal fikirlerini meşrulaştırmaya çalışmıştır.
Sosyal Statü ve Kapı Bekçiliği: Epstein için bu ağ küresel elitlerin dünyasına giriş biletidir.
Ağ Kurma: Kızları ve lüks olanakları, bir hizmet gibi sunarak dünyanın en güçlü insanlarının bir araya geldiği, hukukun işlemediği izole bir güvenli bölge yaratmıştır.
Aracılık: Bu sayede milyarderlerin parasını yönetme ve devlet başkanlarıyla doğrudan görüşme olanağı bulmuştur.
Narsistik Güç ve Kontrol: Cinsel istismar Epstein için sadece fiziksel bir tatmin değil, aynı zamanda mutlak güç uygulama biçimiydi. İnsanları satın alabileceğine, hukuktan üstün olduğuna ve genç kızların hayatlarını tamamen manipüle edebileceğine olan inancı, narsistik kişilik yapısının bir parçasıydı.
Özet olarak cinsel istismar bu yapının merkezindeki korkunç suç olsa da sistemin bütünü şantaj, istihbarat toplama, genetik deney takıntıları ve küresel güç dengelerini manipüle etme üzerine kuruluydu.
Epstein Davasında Son Durum: Milyonlarca belge erişime açıldı. Şubat 2026 başında ABD adalet bakanlığı yaklaşık 3,5 milyon belgeyi içeren devasa bir veri seti yayımladı. Bu belgeler arasında, isim listeleri değil, e postalar, uçuş kayıtları, dijital kanıtlar, polis sorgu tutanakları ve daha önce görülmemiş fotoğraflar yer alıyor. Henüz incelenmeyi bekleyen yaklaşık 3 milyon belgenin daha olduğu belirtiliyor.
İfşa Edilen ve Öne Çıkan İsimler: Daha önce de belirtildiği üzere yeni belgelerde adı geçen kişilerin olması, mutlaka bir suç işledikleri anlamına gelmese de Epstein ile olan ilişkilerinin derinliği tartışmalara neden oldu.
Öne çıkan bu isimler, Prens Andrew (Andrew Mountbatten_Windsor): Kral Charles’ın kardeşinin Prens unvanını tamamen aldığı ve Buckingham Sarayı ile bağlarının koparıldığı belgelerdeki yeni detaylarla teyit edildi. Elon Musk, Bill Gates: Epstein’ın bu isimlerle yaptığı e posta yazışmaları ve görüşme talepleri dosyada yer alıyor. Özellikle Epstein’ın Gates hakkında bazı iddialarda bulunduğu, taslak e postalar dikkat çekiyor. Donald Trump ile ilgili dosyalarda doğrulanmamış ihbarlar ve FBI kayıtları bulunuyor.
Siyaset ve Finans Dünyası: Steve Bannon’ın Avrupa’daki sağ siyaseti finanse etmek için Epstein ile temas kurmaya çalıştığı eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve Victoria’s Secret’ın sahibi Leslie Wexner gibi isimlerin de dosyalarda yoğun şekilde geçtiği görülüyor.
Gizlenen İsimler ve Redaksiyon Tartışması: Şubat 2026’nın ikinci haftasında ABD’li Kongre üyeleri (Ro Khana ve Thomas Massie) Adalet Bakanlığı’nın bazı isimleri hatalı veya kasıtlı olarak gizlediğini savunarak daha önce sansürlenen altı önemli ismi kamuoyuna açıkladı. Leslie Wexner: (Milyarder iş insanı.) Sultan Ahmet Bin Sulayer (Dubai merkezli DP World CEO’su), Nicola Caputo, Salvatore Nuara, Zurab Mikeladze, Leonic Leonov.
İstifalar ve Küresel Etkiler: Fransa ve Slovakya'da belgelerde adları geçen bazı isimlerin ardından diplomatik krizler yaşandı. Slovakya’da ve Fransa’da bazı üst düzey yetkililerin (örneğin, Caroline Lang) görevlerinden istifa ettiği bildirildi.
Londra Polisi, İngiliz polisi, belgelerdeki yeni kanıtlara dayanarak kamu görevinde usulsüzlük iddialarıyla ilgili inceleme başlattı.
Yanlış Bilgi ve Komplo Teorileri: Belgelerin yayımlanmasıyla birlikte, sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliliği de yayıldı. Örneğin, ‘Epstein belgelerinde 8 Şubat 2026’da 3. Dünya savaşının çıkacağı yazıyor’ şeklindeki iddiaların tamamen asılsız olduğu ve belgelerin üzerine montajlandığı teyit edildi.
Epstein Dosyasında Adı Geçen veya İddialarla İlişkilendirilen Başlıca İsimler ve Kurumlar:
Ahmet Mücahit Ören, İhlas Holding CEO’su. Dosyadaki 2004 tarihli e posta yazışmalarında, Ören’in Epstein’in ortağı Ghislaine Maxwell ile görüştüğü görülmektedir. Yazışmalarda Ören’in Maxwell aracılığıyla İngiliz iş insanı Richard Branson ile tanışmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Ören, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu yazışmanın tamamen profesyonel bir tanışma amacı taşıdığını ifade etmiştir.
Refia Banu Küçükköylü, belgelerde adı geçen iki Türk vatandaşından biri olarak dikkat çekmiştir. Küçükköylü isminin dosyada yer almasının bir isim benzerliği olduğunu, kendisinin Florida’da değil, Kaliforniya’da yaşadığını ve davayla bir ilgisinin olmadığını belirterek bu durumu mahkeme kararıyla kanıtladığını açıklamıştır.
Turabi Fırat: Davayla ilgili belgelerde adı geçen diğer Türk vatandaşının Turabi Fırat olduğu iddia edilmiştir. Kendisinin o dönemlerde, bölgede emlakçılık yaptığı veya benzeri işlerle uğraştığı, ancak suç örgütüyle doğrudan bir hiyerarşik bağının olup olmadığı konusunda kesin bir yargı kararı bulunmadığı belirtilmektedir.
Kurumsal ve Siyasi İddialar:
Robert Kolej: Yeni açıklanan belgelerde Robert Kolej Mütevelli Heyeti’nden bir ismin (Landon Thomas Jr.), okul için bağış toplamak amacıyla Epstein ile iletişime geçtiği iddia edilmiştir.
Siyasetçiler: Dosyalardaki e-postalarda bazı siyasetçilerin isimleri (Örneğin Ahmet Davutoğlu) geçmektedir. Ancak bu kayıtlar Epstein’in çevresindeki kişilerin Tom Pritzker gibi) randevu ayarlama girişimleri veya görüşlerini aktarma çabalarından ibarettir. İlgili taraflar, bu tür görüşmelerin gerçekleşmediğini veya Epstein ile doğrudan bir bağlarının olmadığını açıklamıştır.
Antalya_Rixos İddiası: Dava dosyalarındaki bazı ifadelerde reşit olmayan çocukların masaj eğitimi gibi gerekçelerle Antalya’daki bir otelde bulunduğuna dair iddialar yer almıştır. Bu iddialar, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine soru önergesi olarak taşınmıştır.
Hukuki Durum: Ankara Cumhuriyet başsavcılığı 2024 ve 2026 yıllarında ortaya çıkan yeni belgeler, sosyal medyadaki iddialar ve Türkiye’den çocuk kaçırıldığına dair ifadeler üzerine inceleme ve soruşturma süreçleri yürütmüştür. Ancak şu ana kadar bu iddiaları destekleyen somut bir hukuki kanıt kamuoyuyla paylaşılmamış ve bazı şikayetler hakkında takipsizlik kararı verilmiştir.
Sonuç olarak Epstein vakası, en sarsıcı haliyle gücün kötüye kullanımını simgelemekle kalmamış, aynı zamanda sistemin boşluklarını ve adaletin ayrıcalıklılar karşısındaki sınavını gözler önüne seren, yankıları yıllarca dinmeyecek karanlık bir hafıza kaydı olarak tarihe geçmiştir.



