KONU ASLINDA RİMEL MİYDİ?

Kahverengi irise sahip bir göz ve üst kirpiklerin üzerinde duran bir maskara fırçası. Göz kapakları ve çevresindeki cilt parlak ve nemli duruyor, aydınlatıcı ya da nemlendirici uygulanmış. Maskara fırçasındaki ürün açık-koyu arası bir kahverengi tonunda ve fırça kılları yoğun, kalın. Üst kirpikler uzun, tek tek ayrılmış ve maskara ile belirginleşmiş; uçlara doğru hafif yukarı doğru kıvrım. Alt kirpiklerde de hafif maskara etkisi, ancak üst kirpiklere göre daha hafif. Kaşlar doğal, seyrek olmayan

YAZAN : Hülya İNSEL


Biraz atışmıştık. Ardından pişmanlıkla bana bir hediye almak istedi ve ne istediğimi sordu.

Cevap o kadar basitti ki:

"Kahverengi rimel."

Ne pahalı bir şeydi ne de bulunması zor. Sadece kahverengi.

Hatta yanlış anlaşılmasın diye defalarca söyledim. "Kahverengi" dedim. Bir daha söyledim. Yetmedi, İngilizce olarak "brown" bile dedim. Çünkü bazen insan, sevildiğini büyük cümlelerle değil, küçücük ayrıntılarla hissediyor. Sana söylenen bir şeyi hatırlaman, "Bunu özellikle istemişti." diye düşünmen, karşındakine "Seni duydum." demenin en sade yolu.

Ama paket açıldığında içinden siyah rimel çıktı.

İlginç olan şu ki, buna şaşırmadım. Hatta geleceğinin siyah olacağından neredeyse emindim. Daha kargo gelmeden makyaj çantamı açıp baktım. "Acaba siyah rimelim bitti mi?" diye düşündüm. Hayır, bitmemişti. Siyaha ihtiyacım yoktu. Ben kahverengi istemiştim.

O an verdiğim tepki belki dışarıdan bakınca abartılı görünmüş olabilir.

"Alt tarafı bir rimel."

Bu cümleyi söylemek çok kolay.

Ama bazen "alt tarafı" dediğimiz şeyler, bir ilişkinin en görünmeyen yerlerine dokunuyor.

Çünkü mesele hiçbir zaman rimel olmadı.

Mesele, söylenen bir cümlenin havada kalmasıydı.

Mesele, "Ne istersin?" diye sorulduktan sonra verilen cevabın gerçekten duyulmamasıydı.

Aslında düşününce hayat bunun gibi küçük ayrıntılarla dolu. Birinin kahvesini nasıl içtiğini bilmek, sevmediği yemeği hatırlamak, üşüdüğünü fark edip üzerine bir hırka bırakmak... Bunların hiçbiri büyük şeyler değil. Ama hepsi aynı şeyi söylüyor:

"Seni önemsedim."

İşte benim için kahverengi rimel de tam olarak bunu ifade ediyordu.

Siyah rimel ise bana bambaşka bir şey anlattı.

"Bunu alayım da konu kapansın."

"Kavga bitsin."

"Nasıl olsa çok fark etmez."

Belki gerçekten böyle düşünmedin.

Belki sadece dalgınlıktı.

Belki rafta ilk onu gördün.

Belki de gerçekten hata yaptın.

Ama ilişkilerde bazen niyet kadar, karşındaki insanda bıraktığın his de önemlidir.

Çünkü insan yapılanı değil, kendisine nasıl hissettirdiğini hatırlıyor.

Sonra o siyah rimeli sürdüm.

Aynaya baktım ve kendi kendime gülümsedim.

"Boş ver Hülya." dedim.

"Kahverengi rimeli yine sen alırsın."

İşte o cümle biraz canımı acıttı.

Çünkü fark ettim ki mesele rimeli satın almak değildi.

Onu zaten ben de alabilirdim.

Mesele, bir kez olsun benim söylediğim küçücük bir ayrıntının bir başkası tarafından önemsenmesiydi.

Belki de bu yüzden bazı kırgınlıklar dışarıdan anlaşılmıyor.

İnsanlar sonucu görüyor; siyah bir rimel, anlamsız bir tartışma, gereksiz bir kırgınlık...

Ama o sonucun arkasında birikmiş onlarca küçük duygu oluyor.

Bazen bir renk, sadece bir renk değildir.

Bazen kahverengi, "Seni dinledim." demektir.

Siyah ise istemeden de olsa, "İş görür." demek.

Ve insanı kıran şey de tam olarak budur.

Çünkü bazen bir ilişkinin en büyük kırgınlığı, yanlış gelen bir ürün değil; o ürünün sessizce söylediği şu cümledir:

"Seni gerçekten duymadım."

KONU ASLINDA RİMEL MİYDİ?