LGBTİ+ BİREYLER

Renkli bir pankart taşıyan kalabalık bir protesto grubu. Pankart mor zeminli, ortasından gökkuşağı renklerinde dalgalı bir şerit geçiyor ve üzerinde büyük beyaz harflerle: “LGBTI+ OLMAK, ÖRGÜTLENMEK SUÇ DEĞİLDİR! ARKADAŞLARIMIZ SERBEST BIRAKILSIN!” yazısı. Sağ tarafta kadınlık sembolü beyaz renkte, içi gökkuşağı renkleriyle dolu. Pankartın arkasında çoğu genç yetişkinlerden oluşan bir grup; ağızları açık, slogan atıyorlar.

YAZAN: Cemile ÖZEKER


Kimin Hayatına Karışıyoruz?

Bazen bir toplumun nereye doğru gittiğini anlamak için büyük sözlere, uzun raporlara ya da karmaşık siyasi tartışmalara gerek yoktur.

Bir insanın hayatına ne kadar karıştığımıza bakmak yeterlidir.

Son günlerde Türkiye'de LGBTİ+ bireyler ve onları destekleyen sivil toplum kuruluşlarına yönelik operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalarla yeniden ağır bir gündemin içinden geçiyoruz. İstanbul, Ankara, İzmir ve başka illerde yaşanan gelişmeler, yalnızca LGBTİ+ bireylerin değil; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve özel yaşam hakkının sınırları açısından da tartışılması gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Yetkililer bu operasyonları çocukların, ailenin ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle açıklıyor. Elbette çocukların korunması hepimizin ortak sorumluluğudur. Çocuğa yönelik istismar, şiddet ve suç söz konusu olduğunda kimsenin itirazı olmaz ve de olmamalıdır.

Ama burada birbirinden çok farklı iki meseleyi birbirine karıştırmamak gerekir.

Bir insanın cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliği başka bir şeydir; suç başka bir şey.

Bir kişinin özel yaşamı, başkasının hakkını ihlal etmediği sürece onun özel yaşamıdır.

Suç varsa suçun adı vardır.

Suçlu varsa suçun kişisi vardır.

Bunun yerine bir insan grubunun kimliğini başlı başına şüphe, tehdit veya tehlike alanı gibi göstermek ise bambaşka bir meseledir.

Çünkü hukuk kişiyi kimliğinden dolayı değil, yaptığı somut eylemden dolayı değerlendirmelidir.

Aileyi korumak, insanları yok saymak değildir

Son yıllarda “aile” kavramının toplumdaki tartışmaların merkezine daha fazla yerleştiğini görüyoruz.

Aile elbette toplumun önemli kurumlarından biridir.

Ama aileyi korumak ile aile tanımına uymayan insanları dışlamak aynı şey değildir.

Bir toplumda aile kuran insanlar kadar yalnız yaşayanlar, farklı yaşam tercihleri olanlar, farklı cinsel yönelimlere veya cinsiyet kimliklerine sahip insanlar da vardır.

Devletin görevi insanların birbirinin hayatına zorla müdahale etmesini engellemek olmalıdır.

Çünkü özgürlük, yalnızca bizim kendimiz için istediğimiz özgürlük değildir.

Özgürlük, bizim gibi düşünmeyen insanın da hayatını yaşayabilme hakkıdır.

“Beni ilgilendirmez” diyebilmek de bir yurttaşlık erdemidir

Belki bugün en çok unuttuğumuz cümlelerden biri de şu: “Beni ilgilendirmez.”

Bir insanın özel hayatı beni ilgilendirmiyorsa, neden onun hayatını denetlemeye çalışayım?

Ben onun yaşam biçimini seçmek zorunda değilim.

O da benim yaşam biçimimi seçmek zorunda değil.

Aynı şehirde, aynı sokakta, aynı işyerinde, aynı ülkede yaşayabiliriz.

Bunun adı toplumsal hayat.

Demokrasi de tam burada başlıyor.

Herkesin benim gibi yaşamasını istemek demokrasi değildir.

Herkesin benimle aynı düşünmesini beklemek özgürlük değildir.

Farklılıkları ortadan kaldırmak toplumsal huzur değil, toplumsal baskı yaratır.

Bugün LGBTİ+ bireyler üzerinden konuşuyor olabiliriz

Ama mesele yalnızca LGBTİ+ bireyler değildir.

Bugün toplumun çoğunluğunun hoşlanmadığı bir grubun hakkı tartışılırken sessiz kalırsak, yarın başka bir grubun hakkı tartışılırken aynı sessizlik karşımıza çıkabilir.

İnsan haklarının özelliği tam da budur:

Hak, onu kullanan kişinin kim olduğuna göre değişmez.

Sevdiğimiz insanın hakkını korumak kolaydır.

Asıl sınav, sevmediğimiz veya hayat biçimini benimsemediğimiz insanın hakkını koruyabilmektir.

Çünkü hukuk, hepimizi aynı anda koruyabildiği ölçüde hukuktur.

Bir insanın hayatı propaganda malzemesi olmamalı

LGBTİ+ bireylerin yaşamlarının sürekli olarak siyasal ve toplumsal tartışmaların merkezine taşınması, onların gerçek insanlar olduğunu unutturmamalı.

Onların da ailesi var.

Çocukluğu var.

İşi var.

Geçim derdi var.

Hayalleri var.

Korkuları var.

Sevinçleri var.

Ve hepsinden önce insan oldukları için sahip oldukları hakları var.

Bir insanın yönelimi ya da cinsiyet kimliği, onun insanlığından hiçbir şey eksiltmez.

Bizim kabul edip etmememiz de bunu değiştirmez.

Asıl toplum olarak bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir insan, başka bir insana zarar vermediği sürece kendi hayatını yaşayabiliyor mu?

Eğer cevabımız “evet” ise, o özgürlüğün sınırını herkes için korumalıyız.

Eğer cevabımız “hayır” ise, sorun yalnızca LGBTİ+ bireylerin sorunu değildir.

Sorun, hepimizin nasıl bir toplumda yaşamak istediğidir.

Ben kimsenin özel hayatını merak etmiyorum.

Kim kimi seviyor, nasıl yaşıyor, kendisini nasıl tanımlıyor; bana zarar vermediği sürece benim meselem değil.

Ama bir insan sırf kimliği nedeniyle aşağılanıyor, dışlanıyor, şiddete uğruyor veya temel haklarından mahrum bırakılıyorsa, işte o zaman mesele hepimizin meselesidir.

Çünkü insan hakları, yalnızca kendimize benzeyen insanların hakları değildir.

Ve belki bugün hepimizin birbirine hatırlatması gereken en sade cümle şudur:

“Sen benim gibi yaşamak zorunda değilsin. Ben de senin gibi yaşamak zorunda değilim. Ama ikimizin de özgürce yaşayabilmesi için birbirimizin hakkına saygı duymak zorundayız.”

Gerisi başkasının hayatına karışmaktır.

Ve insanın kendi hayatından daha değerli bir özgürlüğü yoktur.

LGBTİ+ BİREYLER