
YAZAN: Emine KAMÇI
SESLENDİREN: Gerçek ÖZKÖK YAĞCI
‘O ev senindi, hakkındı!’ diyorlardı.
İstemiyorum artık onu; benim olanı kırdılar, yıktılar, çöpe attılar, kökünden söktüler onlar.
Evet, o ev bir zamanlar benimdi; her yanı bana ait nesnelerle bezenmişti.Çiçeklerle, ağaçlarla süslenmişti. Oysa şimdi benim olan tek şey yok orada.
Benim için orada ne vardır bilir misiniz? Duvarlara sinmiş tekme sesleri, tokat patlamaları, ağız dolusu küfürler, korkulu çığlıklar, acılı hıçkırıklar, aldatmalar, safça aldanışlar… Bunlar öylesine işlemiştir ki derinlere, kazınsa da çıkmaz duvarlardan.
Zaman zaman düşlerime girer o ev geceleri. Anahtarımla açıp kapımı, içeri girerim. Mutfağı, banyoyu, balkonu, odaları dolaşırım uzun uzun. Bazen ortalık sessizdir, kimi zamansa her köşeden biri fırlar ortaya. Her defasında şaşkınlığa uğrayıp ‘neden buradayım?’ sorusunu sorarım kendime. Zamanla kabusa dönüşür bu düşler. Benim olmayan bu evde bulunmaktan utanırım. Sonra da bir hırsız edasıyla kaçıp sokaklarda kaybolurum. Gecenin karanlığında sokaklar labirentler gibidir. Hangi yana gitsem bulamam kendi evimi. Güçlükle çıkılan yokuşlar, tozlu topraklı yollar, geçit vermeyen çıkmaz sokaklar; tuzaklardır benim için.
Sabah gözlerimi açtığımda, düşlerin o tanıdık sıkıntılı havası, odanın serinliğinde dağılır. Kötü anıları tamamen silmek olası değildir belki ama geçmişteki yaşananların bugünü karartmasına izin vermemek benim elimdedir. Derin bir soluk alarak yataktan kalkarım. Geceyi gecede, anıları ise ait oldukları yerde bırakıp bakışlarımı sabahın o çekici aydınlığına ve yaşamın akışına çeviririm.
Çünkü bu aydınlık, gerideki gölgelerden çok daha parlak, bir o kadar da umut vericidir.



