SU FIRTINASI SUYU ARAYANLARIN HİKAYESİ

Tarih
01 Ocak 2026
Okuma süresi
~2 dk

YAZAN: Emine KAMÇI

Su gibi akan bir anlatım kullanıyor Gönül Çatalcalı.

Hüzünlü bir göç hikayesiyle başlıyor roman. Aynı zamanda suyu arayanların da hikayesi bu yapıt.

Su kaynakları birer birer azalıp bitme noktasına gelince, köy halkı göçmeye karar veriyor.

Bilge bir kişiliğe sahip olan, köyün yaşlılarından Hüma Ana, göç kararının alınmasında önemli bir rol oynuyor.

Gerek destansı anlatımıyla gerekse bilge kişiliğiyle Hüma’nın insanlara doğruyu, gerçeği gösterme kaygısı romanda çok önemli bir yer tutuyor.

Göç sırasında doğan bebeğin adının Su konması da gündemin önemini vurgulamış oluyor. Su bebeğin gelmesiyle bereketin de arttığı belirtilirken ansızın karşılarına çıkan ineğin getirdikleriyle bereket olgusunun doğrulandığını görüyoruz.

Süsen'le Ferman’ın kasabaya kaçmak zorunda kaldıktan sonra korkularının sürmesi, geceleri kâbus görmeleri; ayrıca, oteldekilerin bazıları tarafından küçük görülmeleri, aşağılanmaları da ayrı bir travma onlar için.

Gevher'le Hüseyin’in duyguları farklı kişilere de olsa, özünde aynı sorunu yaşıyorlar. Öyle ki dertlerini örtmek için kendilerini işe, çalışmaya veriyorlar.

Gevher’in annesi, Zühre’nin ‘Korkuyu katık etmek’ gibi sözleri de anlam yüklü bana göre.

Ferman doğmadan önce babasının annesini kaçırması ve onu kaybetmesi üzerine, kendini vurması, etkilendiğim yerlerden biri.

Yazının bir yerinde, Akasya’nın kendini ağırdan satmaması, dahası doğal davranması çok önemli. Çünkü Sinan’ın anımsadığı kadarıyla Akasya lise yıllarında da aynı tavırlar içindedir.

‘Geçip gitmiş bir zamanın çekirdeğinde takılı kalma:’ beğendiğim tümcelerden biri oldu.

Yusuf'la Sinan’ın konuşma aralarında, Sinan'la Akasya’nın karşılıklı şiirli konuşmaları dile getiriliyor. Bu konuşmalar arasında, genellikle edebiyat veya tarih çevrelerinde anı türünün önemli temsilcisi ya da bir alanda ilk, en kapsamlı yazan kişi anlamına gelen, hatırat babasıdiye bir takılma ifadesine rastlıyoruz. Gevher’in babası sevgisizliği karalamış,koşulsuz sevginin altını çizmişti. Çizmiş ve ailenin yaşam tarlasına rengarenk çiçekler dikmişti.’ Yukarıdaki alıntıdan anlıyoruz ki bu baba, olması gereken bir baba gibi davranmıştı.

İşte bir de Hüma Ana’nın köyüne gelen bir çerçinin anlatılmaz olası patik hikayesi. Doğum öncesi satın alınan bebek patikleri, doğum sonrasında giyecek ayak bulamayan patikleri anlatıyor. Ayakları olmayan bebeğini kucağına alan ananın delirmesi ve hayatlarını yitirmeleri gibi trajik olan kitabın bu bölümü benim için son derece vurucu ve sarsıcı oldu.

Akasya’yla Sinan, Ferman’ın köyüne giderlerken söyleşilerinde, küresel su tüketimine de deyinmişler, Garp projesinin çözümlenememesi sonucu insanların hala derelerden sulama yapmalarından söz etmişlerdi.

Kendine bir şeyler eklemek değil, kişiliğini kaybetmemek için eşinden kaçtığından söz ederken bu konudaki korkularını da dile getiriyordu Akasya.

Bir de Barış’ın daveti üzerine, kahvaltı yapıldığı yerin betimlenmesi adeta güzel bir fotoğraf karesiydi. Kenarlara sıralanmış işlemeli yastıklar ve minderler, bunların ortasına özenle yerleştirilmiş olan hamur tahtası, tam da nostaljik sofraları yansıtıyordu.

Ferman, Aşikâr ve Hüma’nın acı sonu.

Hüma’nın masalı:

Bir varmış, bir yokmuş; Hüma yukarı doğru akan bir nehirmiş.

SU FIRTINASI SUYU ARAYANLARIN HİKAYESİ